Bait: 'Farklı' Bir Bond İhtimali Üzerine
Birkaç yıl önce, 007 kod adıyla tanıdığıız MI6 ajanı James Bond’un 100. yaşını kutladık. Nesiller boyu aksiyon sinemasını ve casus filmlerini sevenleri etkisi altına alan karizmatik ajan bugüne kadar altı farklı aktör tarafından canlandırıldı: Britanyalı, Avustralyalı ya da İrlandalı… Ortak özellikleri 30’lu ya da 40’lı yaşlarda ve beyaz erkekler olmalarıydı. Sıradaki James Bond filminde ajanı kimin canlandırılacağına dair söylentiler, spekülasyonlar ve dedikodular aylardır, hatta 2022 yapımı No Time to Die‘ın Daniel Craig’in son Bond filmi olduğunu öğrendiğimizden beri gündemden düşmüyor. Olası isimler arasında Callum Turner’dan Jacob Elordi’ye, Aaron Taylor-Johnson’dan Henry Cavill’e birçok yıldız var. Siyah ya da Asyalı bir aktörün ya da bir kadının 007 ünvanını taşıması konuşulmadı değil, fakat sizin de anlamış olabileceğiniz gibi nihayetinde ibre yine 30 yaş civarındaki beyaz erkeklere dönmüş durumda. İşte Prime Video’nun yeni mini-dizisi Bait, bu kalıplaşmış düşünceyi yıkma ihtimali üzerine düşünüyor.

Son yıllarda Star Wars ya da The Lord of the Rings gibi, geniş ve fanatik denilebilecek hayran kitlelerine sahip serilerin oyuncu seçimleri, filmlerin kendilerinden daha fazla tartışılır hale geldi. Hangi karakteri kimin oynayabileceği, onu kimin temsil edip kimin edemeyeceği üzerine kültür savaşları dinmek bilmiyor. Bu tartışmalar çoğu zaman bir temsil meselesinden çok, alışkanlıklarımızı koruma isteğinden açığa çıkıyor. Çocukluğumuzdan beri belirli yüzlerle, seslerle ya da ten renkleriyle özdeşleştirdiğimiz karakterlerin değişme ihtimali bile birçokları için rahatsız edici olabiliyor. Çünkü mesele yalnızca o karakter değil; o karakter üzerinden kurduğumuz kimlik ve aidiyet hissi.
Tam da bu yüzden Bait‘i yalnızca “Yeni James Bond kim olacak?” sorusuna verilmiş eğlenceli bir cevap olarak görmek haksızlık olur. Dizi, James Bond’u değiştirmek istemiyor. James Bond’un neden değişemediğini anlamaya çalışıyor.

Yaratıcılığını ve başrolünü Riz Ahmed‘in üstlendiği altı bölümlük mini-dizi, yıllardır aksiyon filmlerinde küçük roller üstlenen ya da terörist, hacker, şüpheli gibi klişe karakterlere sıkıştırılan Britanyalı-Pakistanlı oyuncu Shah Latif’i merkezine alıyor. Bir gün dünyanın en büyük casusluk serisinin yeni başrolü için adı geçmeye başlayınca, kariyerinin fırsatı gibi görünen bu ihtimal kısa sürede ulusal bir tartışmaya dönüşüyor. Gazeteler, televizyon programları, sosyal medya kullanıcıları, siyasetçiler… Bir anda herkes aynı soruların peşine düşüyor: “James Bond’a benzemeyen biri James Bond olabilir mi?” ya da “Shah Latif’in James Bond olması kabul edilebilir mi?”
Riz Ahmed‘in filmografisini düşündüğümüzde bu soruların onun kariyerinin de özeti olduğunu fark ediyoruz aslında. The Night Of‘dan Sound of Metal‘a, Mogul Mowgli‘den Four Lions‘a kadar canlandırdığı karakterler çoğu zaman kendilerini tanımlamaya çalışırken çevrelerinin onlar adına çoktan karar vermiş olduğu insanlar. Bait de bu çizginin doğal bir uzantısı, devamı gibi duruyor. Fakat bu kez dram yerine mizah dozu artmış bir iş, bir taşlama var karşımızda. Üstelik öyle yüksek sesli bir politik taşlama da değil; Bait, İngiliz mizahının kuru tonu ile giderek absürtleşen bir sektör komedisi arasında gidip geliyor.

Dizi boyunca Bond evrenine yapılan göndermeler, casus filmi klişeleri ve sektör içi espriler eğlenceli olsa da, Bait asıl gücünü başka bir yerden alıyor. Bir oyuncunun, hatta herhangi bir insanın, sürekli başkalarının zihnindeki kalıplarla mücadele etmek zorunda kalmasını anlatıyor. Bir rol için yeterince “Britanyalı” bulunmamak, yeterince karizmatik görülmemek ya da tam tersine yalnızca çeşitlilik adına seçildiğinin düşünülmesi… Shah Latif’in karşısına çıkan engeller üst üste geldiklerinde kendi kimliğini bile başkalarının gözünden sorgulamasına neden oluyorlar. Shah Latif’in sektörde tutunma arzusu ile ailesine ve kültürüne bağlılığı arasındaki gerilim, dizi boyunca “Pakistanlı bir James Bond” ile “James Bond Pakistan’da” arasında gidip gelen alternatif bir egoyu karakterin en büyük düşmanına dönüştürüyor.
Dizinin en başarılı tercihlerinden biri, anlattığı temayı yalnızca Shah Latif’in hikâyesine yaslamaması. Güney Asya kökenli Britanyalı oyunculardan oluşan yan kadrosu, temsiliyet meselesini tek bir karakterin omuzlarına yüklemek yerine farklı deneyimlere yayıyor. Özellikle ilk bölümde daha tek boyutlu görünen Guz Khan’ın canlandırdığı Zulfi karakterinin sezon boyunca geçirdiği dönüşüm dizinin en başarılı sürprizlerindendi. Öte yandan Ritu Arya‘nın öne çıktığı “Loyalty, Allegiance” bölümünün, sezonun geri kalanından belirgin biçimde ayrılması hoşuma gitti. Bond göndermelerini, sektör hicvini ve etnik köken önyargıları üzerinden taşlamaları bir kenara bırakıp karakterlerinin kişisel ve duygusal hikayelerine biraz daha yaklaşan bu bölüm, benim için dizinin en güçlü yanlarından biri oldu.

Özetle Bait, son yıllarda gişe hesaplarıyla ya da sosyal medya tartışmalarıyla birlikte konuşulan, bir oyuncunun seçilmesi ya da seçilmemesi üzerine milyonlarca insanın fikir beyan ettiği pazarlama kampanyasına dönüşen temsil meselesine bütün bu gürültünün ortasında farklı bir açıdan yaklaşıyor. James Bond örneği üzerinden bugünün Britanya’sını, eğlence sektörünü ve temsil tartışmalarını okuyor ve bizi bambaşka bir soruyla başbaşa bırakıyor: Bir karakter gerçekten değiştiğinde mi onu kaybederiz, yoksa değişmesine izin vermediğimizde mi?
Prime Video, ne yazık ki kataloğundaki cevherlerin kendisi dahi farkında olmadığı gibi bunları Türkiye’deki üyelerinden saklamak üzere ant içmiş, Türkiye’deki pazarlama stratejisi üniversitelerde bir “ne yapmamalıyız?” vaka çalışması olarak okutulması gereken bir platform. Dolayısıyla diğer birçok değerli dizi ve film gibi, tabii ki Bait‘in platforma eklenişinden, hatta varlığından bile haberiniz olmadı. Ama 6 bölümden oluşan mini-dizi Bait, Prime Video’da izlenebiliyor.


Emre Eminoğlu







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!