"Wildflowering": Aşkı Akışına Bırakmak mı, Belirsizliği Romantize Etmek mi?
Günler uzuyor, havalar ısınıyor, doğa yeniden canlanıyor… Kendimizi daha özgür, daha enerjik ve belki de biraz daha çekici hissetmeye başlıyoruz. İnsanlarla tanışmak, sosyalleşmek, yeni bağlar kurmak daha cazip geliyor. Hayır, sadece yaz mevsiminden bahsetmiyorum. Bumble‘ın seksologlarından Chantelle Otten’ın “wildflowering” adını verdiği yaklaşım, bu mevsimsel dönüşümün flört dünyasındaki karşılığı. Otten’a göre “wildflowering”; kendi kurallarınla flört etmek, spontane karşılaşmalara alan açmak ve yeni bir ilişkinin nereye evrileceğini kontrol etmeye çalışmadan keşfetmeye açık olmak anlamına geliyor. Peki, eğlenceli bir trendin yanı sıra ilkbaharla birlikte yaşadığımız psikolojik yenilenmenin de bir yansıması olan bu yeni kavram özgürleştirici bir flört anlayışı mı, yoksa belirsizliği romantize etmek mi?

Z kuşağına bayılıyorum; her gün yeni bir flört kavramı öğreniyoruz sayelerinde. TikTok kullananlar benden önce belki bu akımı duymuştur ama ben yabancı dergilerde karşılaştım ve çok tanıdık geldi. İlişkilerde daha özgür olmayı savunan biri olarak, ilk duyduğumda mantıklı bulsam da bu akımla ilgili soru işaretlerimi hemen sıraladım.
Wildflowering kısaca; bir ilişkiyi zorlamadan, etiket koymadan ve geleceği en baştan planlamadan doğal akışında büyütmek olarak tanımlanıyor. “Wildflower” (kır çiçeği) benzetmesi de buradan geliyor: Kır çiçekleri, kimse tarafından tek tek ekilmeden ya da yönlendirilmeden kendiliğinden yetişir. Bu trend de ilişkilerin bu şekilde gelişebileceğini savunuyor, baştan analiz etmeden tamamen akışında yaşayarak. Böylece insanlar ilk birkaç buluşmadan sonra “biz şimdi neyiz?” baskısı yapmıyor, her mesajın derinlerine inip geleceği tahmin etmeye çalışmıyor, ilişkinin kendi hızında ilerlemesine izin veriyor ve o anki bağa odaklanıyor.
Aslında bu akımın neden bugün popüler olduğunu anlamak zor değil. Flört uygulamaları sayesinde seçenekler hiç olmadığı kadar arttı ama karar vermek de bir o kadar zorlaştı. Neredeyse her tanışma, “acaba doğru kişi mi?” baskısıyla başlıyor. Belki de “wildflowering”, tam da bu performans kaygısına bir tepki olarak doğuyor.
“Wildflowering” bana göre tam bir “hippi” felsefesi. “Akışta kal”, “anı yaşa”, “kontrol etmeye çalışma” gibi 60’lar ve 70’lerin karşı kültür hareketlerinde sıkça rastlanan düşüncelerle benzerlik taşıyor. Biraz Woodstock ruhu, biraz da “olacağı varsa olur” anlayışı… Kontrol etmek yerine deneyimlemeyi öneriyor.
Bu akıma en güzel örneği, “Sex and the City” dizisinden verebiliriz. Miranda ve Steve uzun süre sadece arkadaş olarak kaldılar, birlikte çocuklarını büyüttüler ve zaman zaman flört ettiler. İlişkilerini doğal akışında gelişmeye bıraktılar; Charlotte’ın yaptığı gibi ilişkiyi hızla ciddileştirmeye çalışmadılar ya da Samantha gibi duygusal yakınlıktan tamamen uzak durmadılar. Bu açıdan bakarsanız Miranda ve Steve’in hikâyesi, bir ilişkiyi belli bir zamana sıkıştırmadan, etiketlemeden ve baskı kurmadan yürütmeye en iyi örneklerden biri.
Burada özgürlük ile sorumsuzluk arasında oldukça ince bir çizgi var. “Wildflowering” dozunu biraz kaçırıp sonsuz bir belirsizliğe dönüşürse ne olacak? Bu akımı uyguladığını söyleyen kimseler, sorumluluk almamak için kendilerine yeni bir sığınacak liman buldularsa vay hâlimize! “Akışta kalalım” derken duyguları anlamlandırmamak, aynı anda birden fazla kişiyle flört etmek – pardon, “anı yaşamak” bir süre sonra yıpratıcı olmaz mı sizce?
Üstelik bu terim yalnız değil, son yıllarda flört sözlüğü oldukça genişledi. “Loud Looking” bize “niyetini saklama” diyor. “Boysober” ilişkilere kısa bir mola vermeyi öneriyor. “Hardballing” ilk buluşmada bile büyük soruların sorulmasını normalleştiriyor. “Micromance” ise büyük jestlerden çok küçük ama düzenli sevgi gösterilerine odaklanıyor. Benim isim olarak favorim “Kissmet”, ilk öpücüğün ilişkinin kaderini belirlediğini savunuyor.
Peki, neden artık hislerimizden çok terimlere sahibiz?
Bana kalırsa bunun en büyük sebeplerinden biri flört uygulamalarının yarattığı yorgunluk. Bir diğeriyse, hislerimizi uzun uzun anlatmaya ya da karşımızdakinin hislerini sabırla dinlemeye ayırdığımız odak süresinin giderek kısalması. Kendimizi ifade etmek için yeni etiketler üretmeye başladık.
Belki de modern flörtün en büyük çelişkisi, daha özgür olmayı ve etiketlerden sıyrılmayı isterken kendimizi yeni etiketlerin içinde bulmamızdır. “Wildflowering” de ilişkiyi etiketlerden kurtarmayı savunan başlı başına bir etiket değil mi?
Peki, sizce “wildflowering” doğru kişinin elinde aşkı özgürce akışına bırakmak mı, yoksa yanlış kişinin elinde sorumluluk almamayı romantize eden yeni bir bahane mi? Ben hâlâ karar verebilmiş değilim. Yanıtlarınızı merakla bekliyorum.
Kapak Fotoğrafı: Katerine Krusanova – unsplash.com
İlginizi çekebilir: Dilara Melisa Yaman’dan “Beige Dating”: Duygusal Riskten Kaçan Modern Flört Estetiği

Esra Saruhan 






Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!