The Invite, zıt kutuplu iki çift üzerinden ilişkilere dair basit ve nokta atışı tespitleri olan, komedi tarafı da iyi beslenmiş gayet eğlenceli bir film. Zamandan ve coğrafyadan bağımsız her dönemin ilişki sorunlarını tartışan film, başta Seth Rogen olmak üzere Olivia Wilde, Penélope Cruz ve Edward Norton’ın oyunculuklarıyla bir çırpıda bitiyor.

The Invite | Fotoğraf: YouTube

The Invite‘ı yeniden izleyince Gone Girl‘deki replik zihnimde çalındı: Geçmişte birbirlerini tutkuyla seven bir çift, bugün birbirlerine katlanamıyor, hatta birbirlerine dokunmuyorlar bile. Ancak film, elbette Gone Girl gibi sert ve gerilim ögeleri taşıyan bir film değil. The Invite, ilişkiler üzerine söyleyecek çok sözü olan, bol diyaloglu bir komedi filmi esasen. Müzik, hikâyeye oldukça aktif biçimde dahil olup bir yönüyle tempoyu yönetiyor; ama yoğun diyaloğun da etkisiyse zaman zaman izleyeni yoran bir tarafa kayıyor.

The Invite, üst kat komşularını akşam yemeğine davet eden bir çiftin (Angela ve Joe), zamanla komşularıyla bağ kurduğu, ilişkilerine imrendiği ve sonunda kendi ilişkilerine ayna oldukları bir hikâye anlatıyor. Davet edilen çift (Pina ve Hawk), ilişkilerinde hiçbir sınır olmayan ve geleneksel toplum yapısındaki insanlara oldukça “çarpık” gelebilecek bir ilişki içindeler. Ancak burada bizim için önemli olan, Pina ve Hawk’ın ilişkileri gibi iletişimlerinin de açık olması. Hiçbir şey hasıraltı edilmiyor, partnerlerinin duygu ve isteklerine kayıtsız kalmıyorlar.

2-339
The Invite | Fotoğraf: Bir Film Dağıtım

Angela ve Joe, bu türden bir açıklığa o kadar uzun zamandır aşina değiller ki neredeyse Pina ve Hawk ne derse onu yaparak onlar gibi mutlu olma duygusunu tatmak isteğindeler. Oysa Pina ve Hawk’ın, birbirlerine karşı açık ve dürüst olmak dışında yaptıkları ekstra bir şey yok.

Joe, hayatta yeterince başarılı olamadığı için kendini suçluyor ve mutsuz. Angela’ya da hayatı konusunda yeterince mücadele etmediği için kızgın. Angela ise eski Joe’yu bulamadığı için mutsuz… Bu yüzden Angela ve Joe, birbirlerine yeterince kulak vermedikleri gibi birbirleri hakkında da asılsız fikirlere sahipler. Joe’nun bu hali bana hem Uzak‘ın Mahmut’unu hem de Backrooms‘un Clark’ını hatırlatıyor; ikisi de hayalini kurdukları (Mahmut fotoğrafçılıkta, Clark mimarlıkta) başarı eşiğinin gölgesinde yaşıyor. Peki, hayalini kurduğumuz başarma eşiğini geçemezsek ömür boyu mutsuz mu olmalıyız? “Joe, Mahmut ve Clark haline şükretsin” demiyorum elbette, ama hayatta yapamadıkları yüzünden kendilerine bu derece acımasız olmamaları gerekiyor. Diğer iki film bu barışa pek yer açmasa da The Invite bir bakıma böyle bir şey söylemeye çalışıyor.

Bu yüzden The Invite, sorunlu ilişkilerin üzerinde dolaşan kara bulutları anlatan, gayet eğlenceli bir film. Tek mekânda geçmesine rağmen zekice diyalogları ve olay örgüsüyle bir an olsun sıkmıyor. Günümüz ilişkilerinin sınırsızlığını geleneksel ilişkilerle kıyaslıyor; bu kıyastan doğan şaşkınlık, filmin iç gıdıklayan komedisini besliyor. Sorunlu ilişkisi olanlar kısadan hisse çıkarabilir, ilişkisi olmayanlarsa yalnız oldukları için filmin salt eğlence tarafına yoğunlaşabilir.

1745586777_uzak__1
Uzak | Fotoğraf: IMDb

Film, her iki kutba da hitap ettiği gibi X, Y, Z kuşaklarına meyleden tarafı da var. Nitekim Pina ve Hawk, Z kuşağının yeni icat ettiği binbir türlü ilişki türevinden birini yaşarken, Angela ve Joe “çıkma teklifi geri gelsin” diye çabalayan Y kuşağının psikolojisi içinde.

Bu arada ben filmi son olarak The Studio dizisinde harikalar yaratan Seth Rogen için izlemiştim. Filmde herkes iyi olsa da Rogen komedi tarafını daha da güzel taşıyor. Komedide kendini tekrar ettiğini bile söyleyebiliriz ama bu, ona eksi yazan bir durum değil. Rogen’ın konuşma biçimi ve hareketleri, senaryonun devinimsel tarafını da besliyor. Ancak Olivia Wilde, Penélope Cruz ve Edward Norton’ın da hakkını teslim etmek lazım. Norton’ın partnerinin sözünden çıkmayan “kılıbık” hali, Cruz’un her istediğini yaptırabilen dominant hali, Wilde’ın ise evliliğini kurtarmak için her şeyi yapmaya razı hali çok güzel.

mv5bymjmnweyzjktnti1mc00mzjllwiwmjmtzge2mzjmnmuwodc5xkeyxkfqcgdeqwpnyw1i-_v1
Don’t Worry Darling | Fotoğraf: IMDb

Olivia Wilde’ın, başrolünde Florence Pugh’nun olduğu ütopik ilişki filmi Don’t Worry Darling’in de yönetmeni olduğunu belirtelim. Don’t Worry Darling de ilişkiler üzerine düşünecek ve tartışacak çok fazla anekdot barındırıyor. Olivia Wilde’ın ilişkileri analiz eden bu filmini de önermiş olayım.

Sonuç olarak The Invite, zıt kutuplu iki çift üzerinden ilişkilere dair basit ve nokta atışı tespitleri olan, komedi tarafı da iyi beslenmiş gayet eğlenceli bir film. Zamandan ve coğrafyadan bağımsız her dönemin ilişki sorunlarını tartışan film, başta Seth Rogen olmak üzere Olivia Wilde, Penélope Cruz ve Edward Norton’ın oyunculuklarıyla bir çırpıda bitiyor.

Diğer yazılarıma Sinevol ve Filme mi Gitsek hesabımdan ulaşabilirsiniz.

Kapak Fotoğrafı: Bir Film Dağıtım

İlginizi çekebilir: Sine Magger’dan Yılın Film Önerileri