Garou ile: "The Best Of" Turnesi ve Müzik Kariyeri Üzerine
Bence Garou’nun müziğiyle karşılaşmak (ister radyoda olsun ister karışık bir playlist’te) biraz eski bir tanıdıkla kaldığınız yerden devam etmek gibi. Belki siz Garou’yu “Notre-Dame de Paris” müzikalinde seslendirdiği “Belle” ile tanıdınız, belki de Céline Dion ile düeti “Sous le vent” ile… Onu hangi şarkıyla tanımış olursanız olun, Garou’nun kendine has sesi ve müzikal dünyası, yıllar içinde ona müzik dünyasında ayrı bir yer kazandırdı. Şimdi Piu Entertainment organizasyonuyla, “The Best Of” turnesiyle 16 Eylül’de Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda, 18 Eylül’de ise İzmir Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu’nda sahneye çıkmaya hazırlanıyor. Ben de konser öncesinde kendisiyle İstanbul’u, 25 yılı aşan kariyerine bakışını, “The Best Of” turnesini ve ilk kez baştan sona kendi kaleminden çıkan “Un meilleur lendemain” albümünü konuşma fırsatını yakaladım.

İstanbul’a ilk geldiğinizde bunun kesinlikle son ziyaretiniz olmayacağını söylemiştiniz ve haklı çıktınız! Şehre her dönüşünüzde İstanbul’la kurduğunuz ilişki nasıl değişti? İlk ziyaretinizden bugüne sizinle kalan özel bir İstanbul anısı var mı?
Bu yaz İstanbul’un tadını biraz daha çıkarabilmek için burada bir hafta geçirdim. Şimdi yeniden Türkiye’de olmaktan ve bu kez İzmir’i ilk kez keşfetmek için zaman ayırabilmekten çok mutluyum.
Sahne dışında İstanbul’u deneyimleme fırsatı bulduğunuzda şehirde en çok ne yapmaktan hoşlanıyorsunuz?
Türkiye inanılmaz zengin bir tarihe sahip. Keşfetmek ve deneyimlemek istediğim o kadar çok şey var ki hepsini görebilecek kadar zamanım olmayacağından korkuyorum.
Québec’te büyüdünüz, Fransızca müzik yapmaya başladınız ve zamanla dünyanın çok farklı yerlerindeki dinleyicilerle bağ kurdunuz. Sizce bir şarkının kendi dilini ve kültürel kimliğini korurken sınırları aşmasını sağlayan şey nedir?
Bunun cevabını bilseydim eminim birçok kişiyle paylaşırdım. Ama bunun benim başıma gelmiş olmasından dolayı gerçekten çok minnettarım.
Kariyerinizin ilk yıllarında blues ve R&B söylemenizden Notre-Dame de Paris sahnesine uzanan yolculuk, müzikal kimliğinizi nasıl şekillendirdi?
Aslında kendine özgü tek bir sound’a sahip bir sanatçı olduğumu düşünmüyorum. Her zaman sevdiğim her müzik türünü denemek isteyen, daha çok sahne insanı ve eğlendirici tarafı güçlü biri oldum.

Pek çok kişi sizi ilk kez “Belle” ya da Céline Dion ile düetiniz “Sous le vent” gibi şarkılarla keşfetti. Benim içinse müziğinizi yakından takip etmeye başlamamı sağlayan şarkı, üniversitedeki Fransızca derslerime de eşlik eden “Gitan”dı. Bugünden geriye baktığınızda ilk solo albümünüz Seul sizin için nasıl bir yerde duruyor?
İlk albüm elbette bu başarının anahtarıydı. Gitan da bugün hâlâ bu hikâyenin önemli bir parçası.
Bugün sahneye çıktığınızda daha ilk notalarından itibaren sizi hâlâ heyecanlandıran, söylemekten hiç sıkılmadığınız şarkılar hangileri?
Aslında neredeyse hepsi. Şarkılarıma yeni düzenlemeler yaparak onları yeniden şekillendirmeyi seviyorum. Böylece onları söylerken aldığım keyfi de her seferinde yenileyebiliyorum.
Müzikte 25 yılı aşkın bir sürenin ardından “Un meilleur lendemain”, hem söz yazarı hem de besteci olarak kendi dünyanızı bu kadar doğrudan ifade ettiğiniz ilk albüm oldu. Kendi hikâyenizi anlatmak için doğru zamanın şimdi olduğunu size hissettiren neydi?
Evet, baştan sona tamamını benim yazdığım ilk albüm bu. Bir yandan söylemek istediğim daha fazla şey vardı, bir yandan da ilk kez bunu gerçekten yapabilecek zamanı kendime ayırdım. Üstelik benimle çalışmak isteyen pek çok söz yazarıyla birlikte çalışma şansına da sahip oldum.
Kariyerinizde yaşandığı anda çok önemli görünmeyen ama bugün geriye baktığınızda sizi değiştirdiğini düşündüğünüz bir an oldu mu?
Albüm yaratma sürecinden her zaman büyük keyif aldım. Özellikle rhythm and blues’a yöneldiğimiz albüm döneminde, kariyerimin artık sağlam bir zemine oturduğunu ve bu nedenle müzikal olarak gerçekten özgür olabileceğimi fark etmek benim için önemliydi.

Yeni “The Best Of” turnenizde kariyerinizin farklı dönemlerinden şarkılara yeniden dönüyorsunuz. Bugün onları söylediğinizde geçmişteki bir hâlinizle yeniden karşılaşıyormuş gibi mi hissediyorsunuz, yoksa bu şarkılar zaman içinde dinleyicilerinizin kendi hikâyelerinin bir parçasına mı dönüştü?
“The Best Of” adını verdiğimiz bu yeni turne aslında çok retrospektif bir konser olmayacak. Çok daha spontane, eğlenceli ve özgür bir yapısı olacak.
Şimdi kariyerinizin farklı dönemlerinden şarkıları aynı konserde bir araya getiriyorsunuz. İstanbul’daki seyirci konserden ayrılırken bugünün Garou’su hakkında ne hissetsin istersiniz?
Benim için seyirciyle gerçek bir bağ kurmak hâlâ en önemli şeylerden biri. Bu konserde de birbirimizi biraz daha yakından tanıyacak olmamız beni çok mutlu ediyor.
Kapak Fotoğrafı: Garou
İlginizi çekebilir: Ezgi Cenk’ten ANTONÍ ile: Kayıttan Sahneye “Holding Tight Lightly” Üzerine

Simay Yaz







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!