ANTONÍ ile: Kayıttan Sahneye "Holding Tight Lightly" Üzerine
ANTONÍ, ilk albümü “Holding Tight Lightly”yi bundan üç dört yıl önce Kadıköy’deki Şen Bakkal Stüdyo’da, Can Güngör’ün prodüktörlüğünde kaydetti. Folk temelli şarkılarını caz, chamber pop ve elektronik seslerle buluşturan albüm, şimdi kayıtların yapıldığı stüdyonun hemen yakınındaki Fugamundi’de dinleyiciyle yeniden buluşuyor. 30 Ağustos’taki konser öncesinde ANTONÍ ile “Holding Tight Lightly”nin ortaya çıkışını, şarkı yazma sürecini ve ikinci albümünü konuştuk.
“Holding Tight Lightly”, Kadıköy’deki Şen Bakkal Stüdyo’da kaydedildi. Şimdi ise Fugamundi’de albümdeki şarkıları seslendirmeye hazırlanıyorsun. Bu şarkıları yıllar sonra yeniden Kadıköy’de dinleyicilerle paylaşacak olmak nasıl hissettiriyor?
Çok heyecan verici! İstanbul müzik sahnesine büyük saygı duyuyorum, burada konser verecek olmak da benim için bir onur. Sevdiğim birçok sanatçı bu sahneden çıktı. Şen Bakkal’da kayıt yaptığımızdan yaklaşık üç dört yıl sonra buraya dönmek, sanki bir döngü tamamlanıyormuş gibi hissettiriyor. Beni, hayatımda çok şeyin değiştiği bir dönemin başlangıcına götürüyor. İstanbul ve özellikle de “Holding Tight Lightly”nin prodüktörlüğünü yapan Can, albümün sesini şekillendirdi ve şarkılara gerçekten hayat verdi. Albümün kendisi de bugünkü hâlime ve bugün yaptığım işe uzanan yolu açtı.
Bir albümün yapım sürecinin, aslında albüm yayımlandığında bitmediğini de öğrendim. Grubumu kurup Leipzig’deki naTo’da albümün çıkış konserini verdikten sonra, düzenlemeleri tekrar tekrar değiştirerek ve şarkıları canlı performanslarda yorumlayarak albümü bir bakıma her seferinde yeniden oluşturduk. Her çaldığımızda şarkıları bedenimle yeniden keşfedip farklı bir şekilde yorumlamaya çalışıyorum. Bu süreç şimdiye kadar benim için hem çok ilginç hem de ufuk açıcı oldu. Grup arkadaşım Einar’la çalmak her zaman çok keyifli. İkimiz de konser için gerçekten çok heyecanlıyız.
“Holding Tight Lightly” adı sürecin hangi aşamasında ortaya çıktı ve bu ifade senin için ne anlama geliyor? Bugün albümün adıyla şarkılar arasında nasıl bir ilişki görüyorsun? Bu ilişki zaman içinde değişti mi?
“Holding Tight Lightly”, albümün yaklaşık üçte ikisini tamamlamışken yazdığım son şarkılardan biriydi. Bir yerde “sıkıca tutunmak, hafifçe bırakmak” ifadesine rastladığımı hatırlıyorum. İkisini bir araya getirerek “Holding Tight Lightly” yaptım. Çünkü ikisini aynı anda yapmaya çalışmanın doğru bir yanı varmış gibi geldi. Bu düşünce benim için hâlâ anlamını koruyor. Belki artık bu fikre eskisi kadar naif ya da idealist bakmıyorum. Bazen o dengeyi bulmak zor olabiliyor. Bazen bir şeye sıkıca tutunuyorum ve bırakamıyorum; bunda da bir sorun yok. Sürekli kendinle ilgili her şeyi değiştirmeye çalışmak yerine, böyle hissetmeye izin vermenin ve bunu kabul etmenin de önemli olduğunu düşünüyorum. Yine de o dengeyi bulmaya çalışıyorum. Bunu kendine bir zorunluluk hâline getirmediğin sürece, bence iyi bir pusula.
Daha önce düşüncelerini defterlerde ve telefonunda biriktirdiğini söylemiştin. Sonrasında ne olduğunu merak ediyorum. Gelip geçen bir ifadeyi ya da imgeyi zihninde kalıcı kılan şey nedir? Onun bir şarkıya ait olabileceğini nasıl hissediyorsun?
Bir fikri şarkıya dönüştüren çok tuhaf ve güçlü bir his var. Bir dizeye, bir imgeye ya da gitarda bulduğum küçük bir parçaya neden bu kadar bağlandığımı ve onun peşinden gitmek istediğimi tam olarak açıklayamıyorum. Ama çok belirgin bir ruh hâli oluyor. O his yoksa yazmıyorum. Bazen yalnızca pratik yapmak için bir şeyler yazıyorum ama bu, gerçek anlamda yazmak gibi gelmiyor. Bazen bir şarkıya ait küçük parçalar sanki hiç yoktan beliriyor ve bir anda güçlü bir netlik hissi yaratıyor. Bu da seni o fikrin peşinden biraz daha gitmeye çağırıyor. Netlik derken, bütün cevapları bilmekten söz etmiyorum. Bazen yalnızca yoğun bir duygu yüzeye çıkıyor ya da çözülmemiş bir soruya dair bir şey bir anda netleşiyor. Şarkı yazmak da sana doğru soruları sorma imkânı tanıyor. Yine, mutlaka cevap bulmak için değil de kendinin biraz daha farkına varabilmek için.
Geçenlerde bireyleşme fikriyle karşılaştım; insanın hayatı boyunca, bir şekilde zaten olduğu kişiye dönüşmesi paradoksu. Şarkı yazmanın da benim için her zaman bu tür bir dönüşüme yaklaşmanın bir yolu olduğunu fark ettim. Ama bu gizemli bir süreç. Bazı yanlarımız, özellikle de yaratıcı kaslarımız, oldukça gizemli. Belki de öyle kalmaları daha iyi.
Kayıt sırasında planlamadığın hâlde albümde kalan küçük anlar ya da ayrıntılar oldu mu? Varsa, koruduğuna özellikle sevindiğin bir tanesi var mı?
“New Arpeggio”daki alışılmadık ölçülerin bazıları, şarkıyı yazarken bilinçli olarak yaptığım tercihler değildi aslında. O dönemde müzik teorisi bilgim pek yoktu ve DAW’da yanlış ölçüyle çalışmıştım. Bu yüzden nakaratın sonunda boşluklar kalmıştı. Ben de gitar kaydını kesip küçük parçalara ayırdım ve bunları bu boşluklara yerleştirdim. Sanırım bu da Can’a, o noktada birden giren yüksek sesli “rüzgâra bırakılmış (tossed-to-the-wind)” gibi duyulan davullar için ilham verdi. Şimdi orası en sevdiğim bölümlerden biri.
İlk albümündeki şarkıları başlangıçta yayımlama planı olmadan, yalnızca kendin için yazdığını anlatmıştın. Şimdi ikinci albüm üzerinde çalışırken, bu şarkıların sonunda bir albümde bir araya gelebileceğini bilmek yazma biçimini ya da bir fikrin gelişmesine izin verme şeklini değiştiriyor mu?
Umarım değiştirmiyordur. Beklentileri (tabii gerçekten varsa), işin ticari tarafını ve etrafındaki bütün o karmaşayı görmezden gelmek giderek zorlaşıyor. Bunların hepsi insanın dikkatini çok dağıtabiliyor. İnternette, müzik sektörünün kurallarına uygun şekilde nasıl müzik yazılacağını anlatan neredeyse bir milyon rehber var. Ama açıkçası bunlarla hiç ilgilenmiyorum. Yaratıcı açıdan bana çok sıkıcı geliyor. Anladığım kadarıyla yaratıcı sektörlerin bugünkü yapısı sanatçılardan pek yana değil. Müziğimi kendi istediğim şekilde bile yapamayacaksam, müzik yapmayı bırakabilirim.
Bu ikinci albümde beni motive eden şey, güvendiğim bir ekiple daha önce girmediğimiz alanlara adım atmak, farklı ruh hâlleri ve bakış açılarından doğan şarkılar için yeni ses dünyaları keşfetmek, biraz da konfor alanımızın dışına çıkmak ve bütün bunlardan neyin filizleneceğini görmek.
“Holding Tight Lightly”nin ardından gelen “Salt Town” sence müziğinin bu yeni döneminde nerede duruyor? Şarkıyla ikinci albümünün şekillenmeye başlayan dünyası arasında bir bağ görüyor musun?
Bir intermezzo! Sanırım biraz farklı dünyaların arasında duruyor. Yeni albüm bizi başka bir yöne çekiyor gibi hissediyorum. Umarım kendimizi yeni bir şey yapmaya zorlayabilir ve birlikte yaratabileceklerimizin başka yönlerini de keşfedebiliriz.
“Holding Tight Lightly”yi dinlemek için Leipzig’den ve İstanbul’dan birer yer seçebilseydin, hangilerini seçerdin? Bu yerlerin albümün ruhuyla örtüşmesinin nedeni ne?
Leipzig’de birkaç güzel yer var ama sanırım en sevdiğim yeri bana çok yakın biri göstermişti. Satranç Kulübü’nün arkasında küçük bir park alanı var. Ortasında kitap okuyan bir kadın heykeli de duruyor. Bilen bilir.
İstanbul’da ise albümü Adalar’da dinleyin. Benim favorim Heybeliada. Bu devasa şehrin hiç bitmeyecekmiş gibi uzanan silüetine bakmanın hem güzel hem de ürkütücü bir yanı var. Sanki her şeyi aynı anda görüyorsun. İç dünyamız da aynı anda pek çok farklı duyguyu taşıyabiliyor. Karmaşaya uzaktan bakıp hayran kalmak, ardından arkanı dönüp sakin ve engin denize bakmak albümün ruh hâline çok uyumlu.
“Holding Tight Lightly” albümünde yer alan şarkıları canlı dinlemek isteyenler, 30 Ağustos Pazar akşamı saat 20.30’da Fugamundi’de buluşabilir!
Kapak Fotoğrafı: Camille Willemart
İlginizi çekebilir: Enes Kudu’dan Ayşe Draz ile: Müzede Sahne’nin 10. Yılı Üzerine

Ezgi Cenk 









Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!