Ali Kazma, İstanbul Modern'de: Aklın Manzaraları
Video ve video yerleştirmelerinde insanın üretim ve tüketim şekillerine, rutinlerine ve ritüellerine dair kesitler sunan sanatçı Ali Kazma, yaklaşık 10 yıl aradan sonra ilk kez Türkiye’de bir solo sergi açtı. 1 Şubat 2026 tarihine kadar İstanbul Modern’in fotoğraf galerisinde ziyarete açık olan “Aklın Manzaraları” başlıklı bu sergide, sanatçının kitap, kütüphane, edebiyat ve yazı kültürü üzerine ürettiği video ve fotoğraf çalışmaları bir arada sunuluyor.

Ali Kazma‘nın gördüğüm ilk eseri, hayatımda ziyaret ettiğim ilk bienal olan İsimsiz (12. İstanbul Bienali), 2011‘in İsimsiz (Tarih) başlıklı grup sergisi bölümünde yer alan, “O.K.” başlıklı video yerleştirmesiydi. Sert ve seri bir biçimde belge damgalayan bir noterin farklı açılardan çekilmiş videolarından oluşan “O.K.” için bienal kataloğunda şöyle yazıyordu: “Bürokratik kesinliğin büyüleyici koreografisi gerçeküstü bir etki yaratıyor.” Yıllar boyunca farklı sergilerde ve bienallerde karşılaştığım Ali Kazma imzalı videolar ve çok kanallı video yerleştirmeler, beklenmedik kontekstlerde ya da “büyüleyici bir koreografi” bulmayı beklemediğim sahnelerde “gerçeküstü etkiler” yaratmaya devam etti. Özellikle 2015 yılında Arter’deki “zamancı” başlıklı solo sergisi, sanatçıya olan hayranlığımı pekiştirdi.

Ali Kazma‘nın eserlerini her gördüğümde onun hipnotize edici bir kurgu becerisine sahip olduğunu ve bu beceriyi dikkat eşiği gitgide düşmekte olan izleyiciye ilgisini çekebileceğini asla düşünmediği hikayeleri, üstelik sözcükler kullanmadan anlattığını düşünüyorum. Çoğumuzun giremediği, girmek için bir neden görmediği ya da girmeyi akıl edemediği kapılardan giriyor. Yıllarca aynı işi aynı şekilde yapmış insanları sabırla izleyip onların rutinini belgeliyor ya da varlığından haberimiz dahi olmayan mekanların içindeki gündelik işleyişe tanıklık ediyor. Bunları kimi zaman birden çok ekranda, döngüler halinde koyuyor önümüze; hangi anda neyi görmeyi ya da neyi duymayı tercih ettiğimize göre her birimiz o rutinin farklı bir kesitini algılıyor, kendi hikayemizi yaratıyoruz. Bazen de bambaşka disiplinlere, bambaşka hayatlara ait görüntülerin olduğu tekil ekranlar sanatçının ya da küratörlerin seçimiyle öyle bir yan yana geliyor ki, başka hikayeler ortaya çıkıyor. “Aklın Manzaraları” sergisi, iki açıdan da istisna değil.

Dünyada ilk kez izleyici karşısına çıkan “Sumi” kendi paragrafını hak ediyor: Ali Kazma’nın kariyeri boyunca süregelmiş sanatsal üretiminin tüm özelliklerini taşıyan bu eser, Japonya’nın Nara kentinde ustadan çırağa aktarılan geleneksel mürekkep yapımını belgeliyor. Büyülendiğim o Japonya seyahatinin üzerinden henüz bir yıl geçmemiş olmasının da etkisiyle çok etkilendiğim “Sumi“, etraftaki diğer videoların seslerinden ve ışıklarından soyutlayıp kendi çekim alanının etkisine sokabiliyor. Mürekkebin nasıl üretildiğine ya da böyle bir zanaatın varlığına dair hiçbir şey bilmeden oturduğum o banktan, Japon ustaların sabrına bir kez daha hayran kalarak ve yazı yazma sanatına dair yepyeni düşüncelere dalmış bir şekilde kalkıyorum.

Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un kişisel arşiv ve yaşam alanına odaklanan “Mürekkep Evi” ve “Sentimental” yazarın çokyönlülüğünü gözler önüne seriyor. Arjantinli yazar ve kitap tarihçisi Alberto Manguel’in kütüphanesinin Fransa’dan Portekiz’e taşınma sürecini konu alan “Alberto Lizbon’da” ise kiitap ve kütüphane sevgisini etkileyici bir mekanın detaylarıyla işliyor. İki yazara dair bu üç eser, serginin yazı ve yazın ile etrafında şekillenen kavramsal çerçevesinin belkemiğini oluşturuyor. Sergide mürekkebi sağlayanlar, o mürekkebi kullanarak yazanlar ve yazılanları biriktiren ve koruyanlar bir araya gelmiş oluyor.

Yeni eserleri dışında, 2013’teki 55. Venedik Bienali’nin Türkiye Pavyonu’nda sergilenen iki Ali Kazma eseri de sergiye dahil edilmiş: “Hat” ve “Dövme“, mürekkeple sanat yapan iki bambaşka sanatçının üretim sürecini belgeliyor. 90 derecelik açıyla yerleştirilmiş iki eser, izleyiciyi doğruca bir karşılaştırmaya yönlendiriyor. Öte yandan, iki eserin yer aldığı köşenin hemen karşısında mürekkebin üretimine dair bir hikaye anlatılıyor olması serginin genelinin hikayesini, çemberin tamamlandığı bir anla sona erdiriyor.

Sanatçının eserlerini süreli serginin dışında, İstanbul Modern’in sürekli sergisinde de görebileceğinizi hatırlatayım. “Yüzen Adalar” başlıklı sürekli sergideki bir odada yan yana sergilenen “Seramik Sanatçısı” ve “Tahnitçi” başlıklı iki video, sanatçının merkezine insan emeği, insan halleri, ilk anda akla gelmeyen meslek gruplarını ve üretim tekniklerini yerleştirdiği “Engellemeler” serisinin bir parçası.
“Aklın Manzaraları” sergisi, 1 Şubat 2026’ya kadar İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi’nde ziyaret edilebiliyor.
İlginizi çekebilir: Artsy Magger’dan İstanbul’un Güncel Sergileri


Emre Eminoğlu







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!