Patron bir sürpriz yapsa ve aniden işyerinizin dört günlük bir tatile girdiğini öğrenseniz ne yaparsınız? Üstelik ne bir tatil planınız, ne size eşlik edecek biri, ne bir Schengen vizeniz ne de ay sonu olduğu için yeterince paranız varsa… Geriye vizesiz seçenekler kaldığı için önce uçak bileti fiyatlarının Dalaman biletlerinden ucuz olduğunu gördüğüm Makedonya’yı düşündüm, sonra vazgeçtim. Ve sonra aklıma bu beklenmedik tatil haberinden bir hafta önce izlediğim “Trans-Sibirya” belgeseli ve son bölümünde görüo hayran kaldığım Moskova geldi. Cumartesi günü Moskova’ya gidecektim. Ve bu kararı verdiğimde Cuma akşamı saat 20.00’dı.

İlk iş, bilgisayar başına oturup uçak bileti aramaya başladım. Birçok site arasından skyscanner‘ı herkese tavsiye ediyorum. Diğer sitelere göre çok daha fazla seçenek buldum, üstelik komisyon almıyor, otel ve otomobil gibi gittiğiniz ülkelerde işinize yarayacak başka rezervasyonlar yapmanıza da yardımcı oluyorlar. En uygun seçenek 610 liralık, Cumartesi gecesi 01:55 kalkışlı Aeroflot Russian Airlines uçuşu idi. Sıra otel rezervasyonuna geldiğinde ise Kızıl Meydan’a yakın ucuz seçenekler ve güvenli bölgelerdeki fiyatı daha yüksek oteller arasında kaldım. Ve en sonunda eşimin tavsiyesiyle önceliğin güvenlik olduğu konusunda anlaştık ve Hotel Sretenskaya‘yı seçtim. Cumartesi tüm gün bilgisayar başında Moskova’yı araştırmaya başladım ve her şey ödenmiş, geri dönüş yokken büyük bir karamsarlığa kapıldım. Okuduğum çoğu yazıda kimsenin İngilizce konuşmadığı, yollarda tabelaların çoğunun Kiril alfabesinde olduğu, polislerin rüşvet istediği, müze girişlerinin ve yiyeceklerin çok pahalı olduğundan bahsediyorlardı. Kısıtlı bir bütçeyle yolculuk edecektim ve tüm bunlar beni endişelendiriyordu.

Uçak herhangi bir rötar uyarısı yapılmadan 02:15’te havalandı ve Moskova saati ile saat 06:12’yi gösterirken tekerlekler yere değdi… Shermetyevo büyük bir havalimanı ama ilk indiğinizde soğuk bir izlenim bırakıyor. İnternetten edindiğim bilgiler sayesinde pasaport kontrolündeki polisin bir resmime bir bana uzun uzun bakıp beni kendimden şüphe ettireceğinden haberim vardı. Siz de giderseniz, geçerken rahat olun, pasaporttaki sizsiniz!

Tabelaları takip ederek çıkışa yöneldim ve kapının önünde duran taksilere pas vermeden doğru otobüsü aramaya başladım. (Moskova’da taksiyle havaalanından şehir merkezine gitmek 70 dolar civarında. Sadece sarı damalı taksiler resmi taksi. Fakat hemen hemen her arabanın korsan taksi olma ihtimali var.) Havaalanının hemen önündeki durakta 851 nolu otobüsün bekleyenlerinin çok olduğunu görüm. Oraya yöneldim. Durakta anlamadığım birçok şey yanı sıra METPO yazıyordu ve bunun metro demek olduğunu biliyordum. En son durak olan metro durağına kadar geldik. (Metro bileti tek bilet 28 Ruble, bu da yaklaşık 1,5 TL’ye geliyor.) Metro durağı (Rechnoy Vozkal) bir ilk durak/son durak olduğundan işim kolaylaştı. Bazı duraklarda durak isimlerinin Latin alfabesiyle yazılması, durak anonslarından yaptığım çıkarımlar ve metronon içindeki haritaya yapışmam sayesinde Tverskaya durağında indiğimde Kızıl Meydan’a en fazla 10 dakikalık yürüyüş mesafesinde olacağımızı anladım. Metrodan dışarı çıktığımda Moskova ile ilgili ilk kalıcı fikrim oluştu: Bu şehirde her şey ama her şey DEVASA boyutta! Yollar 8 şerit, binalar olabildiğine göz alıcı.

Kızıl Meydan pazar sabahı saat 7:45 sıralarında büyüleyici olarak tabir edilebilir: 4 yanında kilise çanları, pazar duasına gelmiş olan aileler, kilise için cici cici giyinmiş küçük kızlar, anne ve babalarının ellerini tutan minik oğlanlar… Aziz Vasili Katedrali‘ni, renkleri ve düşünülenden daha ufak tefek duruşu ile şeker sanmamak çok zor. Lenin Mozolesi olabildiğine etkileyici. Meydana bakan tarihi bir binada ise alışveriş merkezi, içinde de hemen hemen tüm ünlü markalar var.

Otele yürürken Kiril alfabesi tabelalarından çok emin olamadığım ve bir metropolün ortasında güpegündüz etrafımda neredeyse hiç kimse olmadığı için (sahi nerdeydi Ruslar, Antalya’da mı?) önermemelerine rağmen köşebaşındaki bir polise otelin adresini göstererek yardım istedim. O ana kadar gördüğüm her Rus erkeğinden çok daha yakışıklı, James Franco’ya benzeyen ama ondan bile yakışıklı polis bana el-kol hareketleri ve belli belirsiz bir gülümseme ile yolu tarif etti. (Birçok kaynakta polisle doğrudan temas edilmemesi ve turistlerin üzerinde mutlaka pasaportlarının fotokopisini taşıması öneriliyor. Polis pasaportunuzu ele geçirirse ancak rüşvet karşılığında geri veriyormuş. Ben önlem almadım ama siz önlem alın ve mutlaka öyle yapın.)

Otele yerleşip harika bahçesinde soluklanmadan Arbat tarafına geçtim. Trafiğe kapalı olan bu bölgede, sokakta dans gösterileri, müzik ve resim yapanlar, birbirinden güzel restoranlar var. Hard Rock Cafe Moscow‘da iki Rus birası içtim yetmedi çünkü şimdiye dek içtiğim tüm biralardan daha güzeldi. (Fiyatı 400 ruble)

Hafif bir sarhoşlukla yeniden Kızıl Meydan’a doğru yürürken yolda üç adımda bir karşınıza çıkan Pepsi ya da Nestle büfelerinden birinden hazır külah dondurma aldım. Bu dondurmalar kocaman bir top olarak hazırlanmış bir şekilde dolapta duruyor, istediğiniz çeşidi seçiyorsunuz. (Fiyatı 60 ruble)

İçeriden gelen müzik epey hoşuma gittiği ve civarda kendi düşüncelerimi duyabileceğim nadir mekanlardan olduğu için Teatralnaya istasyonuna yakın English Grill‘e girdim. Menüde gördüğüm, kabuk içindeki fırında mideyelerden istedim. Bu satırları yazarken bile midyeye yapılan o müthiş muamele ağzımı sulandırıyor. Daha sonra Kitay Gorod‘da Propaganda‘da da Rus birası eşliğinde akşam yemeği yedim. Sretenskaya Defaqto barda içtiğim absentin muadili bir başka içki de çok güzeldi.

İki gün boyunca, su toplayan ayaklarıma rağmen yürümekten yılmasam da, Moskova 2 günde gezmekle bitecek bir şehir değil. Sanırım eski komünist sistemle alakalı bir şey, Moskova’da başkalarına bulaşmadığın sürece evindesin. Kendimi hiç Avrupa’nın “Hoşgeldin, ama vizen bitince gidersin.” havasında hissetmedim. Belki de bu nedenle birçok Türk, hiçbir Rus ona yardımcı olmasa bile orada olmaktan keyif alıyor.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?