Başarılı, zengin, ünlü, daha da ötesinde istediği ve sevdiği çok zevkli bir iş yapan bu kişi, üstelik de daha sadece 61 yaşındayken neden intihar eder? Bu konu üzerine bir sürü spekülasyon yapılacaktır. Öte yandan Anthony Bourdain bir magazin figürünün, basit bir küresel ‘gezelim-görelim-yiyelim’ tarzı program sunan karizmatik-poz kesen bir televizyon ünlüsünün ötesinde bir gastronomi fenomeni, bir entelektüel, bir tür günümüz popüler filozofuydu. Dolayısıyla da ölümünün-intiharının ardından hakkında “neden” spekülasyonundan çok daha kapsamlı, derin ve ciddi bir yazıyı hak ediyor.

Fotoğraf: nbcnews.com

“Seyahat etmek sizi değiştirir. Yaşam ve dünyada ilerlerken küçük değişiklikler yaparsınız ve küçük de olsa geride izler bırakırsınız. Karşılığında da yaşam ve seyahat sizde izler bırakır. Çoğu zaman bu izler, bedeninizde veya kalbinizde, güzeldir. Öte yandan, sıklıkla da, acıtırlar.”

Anthony Bourdain

Eskinin şefi, son dönemin yemek gezgini ve yazarı, popüler medya yıldızı Anthony Bourdain 8 Haziran 2018 Cuma günü sabahı ‘Parts Unknown’ Programı’nın çekimleri için gittiği Fransa’da kaldığı otel odasında ölü bulundu. Ölüm nedeni: İntihar.

Fotoğraf: Robert Ascroft, Adweek

Başarılı, zengin, ünlü, daha da ötesinde istediği ve sevdiği çok zevkli bir iş yapan bu kişi, üstelik de daha sadece 61 yaşındayken niçin intihar eder? Bu konu üzerine bir sürü spekülasyon yapılacaktır. Öte yandan Anthony Bourdain bir magazin figürünün, basit bir küresel ‘gezelim-görelim-yiyelim’ tarzı program sunan karizmatik-poz kesen bir televizyon ünlüsünün ötesinde bir gastronomi fenomeni, bir entelektüel, bir tür günümüz popüler filozofuydu. Dolayısıyla da ölümünün-intiharının ardından hakkında ‘neden’ spekülasyonundan çok daha kapsamlı, derin ve ciddi bir yazıyı hakediyor.

Son yıllarda gastro-turizmin artışı ile hemen hemen tüm televizyon kanallarında seyahat ile gastronomiyi birleştiren programlar yapılıyor. Anthony Bourdain, bu programların küresel düzeydeki en büyük yıldızıydı. Hemen hemen dünya üzerinde ziyaret etmediği ülke kalmamış gibiydi ama onu benzerlerinden ayıran ve bu alanın muhtemelen en bilinen ve önemli isimlerinden biri, pek çokları için de birincisi yapan en önemli özelliği bu değildi.

Öncelikle Bourdain uzun yıllarını mutfakta geçirmiş meslekten bir aşçıydı. Culinary Institute of America’dan mezun olduktan sonra 1970lerden itibaren başta New York olmak üzere ABD’nin çok önemli restoranlarında çalışmış, mutfaklar yönetmiş başarılı bir şefti. Şefliği sırasında edindiği tecrübeleri aktardığı ve ‘gastronomi dünyasında ‘enfant terrible’ ilan edilmesine neden olan ‘Kitchen Confidential: Adventures in the Culinary Underbelly’ kitabı büyük bir bestseller olmuştu ve aynı zamanda da Bourdain’in yazma ve hikaye etme yeteneğinin keşfedilmesini sağlamıştı. Kitap kendi deyişiyle 25 yıllık bir ‘seks, uyuşturucu ve yüksek mutfak’ hikayesidir. Kitabının elde ettiği başarı sonrasında da Food Network’ten gelen teklifi değerlendirip şefliği bırakarak televizyonculuğa başlamıştı. İsimleri kendisiyle özdeşleşen ve hepsi de birer klasiğe ve fenomene dönüşen ‘No Rezervations’, ‘The Layover’ ve ‘Parts: Unknown’ programları ile hem küresel bir üne kavuştu, Emmy ve Peabody ödüllerini aldı. Kitaptan esinlenilerek başrolünde Bradley Cooper’un Jack Bourdain isimli bir şefi canlandırdığı ‘Kitchen Confidential’ başlıklı dizi Fox tarafından yayınlandı. John Wells’in, başrolünde uyuşturucu ve aşırı-kötü davranışlar sonucu kariyerine ara vermek zorunda kalmış bir şefi canlandıran Bradley Cooper’ın yer aldığı 2015 tarihli filmi ‘Burnt’ için de esin kaynakları arasında Bourdain’in kitabının olduğunu söylemek mümkündür. Bourdain yazarlık yeteneğini the New York Times, New Yorker ve Food Arts gibi yayınlardaki ve bloğundaki yazılar yanında iki roman ile de göstermiştir. Polisiye türündeki ‘Bone in the Throat’, yetenekli ve genç bir şefin mutfağında işlenen bir cinayete tanık olması sonucunda bir Doğu Londra Çetesi’ne bulaşmasının hikayesidir. Roman 2015 yılında aynı isimle Graham Henman tarafından sinemaya uyarlanmıştır. İlk romanının başarısı ardından, inzivaya çekilmesine rağmen geçmişinin hayaleti peşini bırakmayan ve sonunda bu geçmişi yüzünden kendini yeniden ajanların, gangsterlerin, kiralık katillerin karıştığı kanlı ve traji-komik bir macera içinde bulan eski CIA tetikçisi Henri Denard’in hikayesini anlattığı Gone Bamboo başlıklı ikinci romanını yayınlamıştır. Suç-polisiye-komedi türündeki bu romanlar Bourdain’in bu alanın son dönemdeki dikkat çekici ustalarından biri olmasını sağlamıştır.

Bourdain’in edebi yeteneği ve hikayeci kimliği televizyon programlarına farklı boyutlar katmıştır. Yaptığı tüm programlar basit bir seyahat ve yeme-içme serilerinin ötesine geçen derinlikli görsel metinlere dönüşür adeta. ‘No Rezervations’ ile turistlerin çok uğramadığı ve mutfakları çok bilinmeyen Laos, Mozambik, Haiti, Nikaragua, Dominik Cumhuriyeti gibi siyasi ve toplumsal, ekonomik sorunları olan ülkeleri ziyaret eder; bu ülkelerin mutfakları, yemek-içme kültürleri ile birlikte tarihsel ve politik geçmişini, mevcut sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel durumu farklı kesimlerden kişilerle konuşur, tartışır. Çok bilinen, bilindiği sanılan yerlerde de görünenin altındaki gerçeklere, detaylara yemekler ve mutfak kültürü ile ulaşmaya çalışır. Yazının epigrafi olarak kullandığım alıntı Bourdain’in yaşam felsefesini çok iyi açıklar. Nitekim bu doğrultuda Bourdain kültürel çeşitliliği ve farklılıkları mutfak aracılığıyla keşfetmeye yönelik olarak Parts Unknown programını yapar. The Layover ise ise hem kurgusu hem de mekan seçimleriyle çok bilinen şehirlerin adeta birer özetini yapan, kısa bir sürede gerçek ruhlarını ve kimliklerini ortaya çıkaran, orijinal bir seyahat programına imza atar.

Bourdain tüm programlarında her bütçeye uygun her seviye yemek ile ilgilenir. Programları gerçek anlamda kapsayıcı bir içeriğe sahiptir. Kendisini otel odasında ölü bulan ve en yakın arkadaşları arasında da yer alan Eric Ribert, Joel Robuchon, Paul Bocuse, Daniel Boulud gibi efsanevi en üst düzey şeflerle program yapıp onların restoranlarını da ziyaret eder, sıradan vatandaşlarlar ile konuşup sokakta sosis de yer.

Bourdain, pek çok kişiye sakatatın ve farklı yerel malzemelerin aslında ne kadar güzel olabileceğini; farklı ve yerel pişirme teknikleriyle birer ziyafete dönüşeceğini gösterir.

Tüm bu programların ortak özelliği mutfak ve yeme-içme kültürleri aracılığıyla farklılıkların yüceltilmesi, seyahat etmenin ‘hareket ederek bu farklılıkların keşfedilmesinin erdemlerinin vurgulanmasıdır.

Sert görünmesine rağmen Bourdain bir entellektüel olduğu kadar da bir hümanisttir. Programlarını seyredenler onun her kültürden, her sosyo-ekonomik kesimden insanlarla nasıl kolay ve iyi bir iletişim kurduğunu bililer. Bu onun herkese, her kültüre eşit derece saygı göstermesinin de bir sonucudur. Bourdain’in bu özelliğinin en tipik örneği 2012’de North Dakota Eyaleti’nde Grand Forks Herald adlı bir yerel gazetede yemek yazıları yazan 85 yaşındaki Marilyn Hagerty olayında görülmüştür. Hagerty Amerika’da çok bilinen bir İtalyan mutfağı zinciri olan ‘Olive Garden’ hakkında olumlu bir yazı yazar. Hem bir zincir hakkında olumlu bir yazı yazması hem de yazının içeriği yüzünden sosyal medyada alay konusu olur. Hagerty’nin yardımına ise koşan Bourdain’dir. Bourdain, Hagerty hakkında şöyle yazar:

”Marilyn Hagerty’nin uzun yıllara yayılan yorumları, Doğu ve Batı Sahilleri’nde yaşayan bizlerin çok azının gördüğü bir Amerika’nın yemek tarihidir.”

Bourdain Hagerty’yi New York’a davet eder. Hagerty the New York Times için bir sosisçi yorumu yazar. Bourdain aynı zamanda Hagerty’nin kitabının editörlüğünü yapar ve önsözünü yazar.

İtiraf etmek gerekir ki bir rock müzik yıldızını andıran yaşam tarzı; uyuşturucu geçmişi, içkiye olan düşkünlüğü ile bana uzak karakter olsa da Bourdain yaşamda en sevdiğim üç şey, yemek, seyahat etmek ve yazmak konusunda ilham veren kişisel arasında önemli bir yere sahipti. Onun yazılarından, birer aforizmayı andıran sözlerinden ve özellikle de televizyon programlarından çok şey öğrendim.

YEDİ, SEYAHAT ETTİ, YAZDI AMA ARTIK DAHA FAZLASI İÇİN AÇ DEĞİL.

Benim gibi hayranlarını çok üzdü… Şimdi eski programlarını seyredip bir süre pişireceğim yemekleri onun şerefine yapıp yiyeceğim.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN