Walt Disney, “Eğer onları takip etme cesaretiniz varsa bütün hayalleriniz gerçek olabilir.” diyor. Biz de her güne yeni bir seyahat hayaliyle başlayanlara seslenmek istiyoruz: Bitmek bilmez hayallerinize bile yetişebileceğiniz bir sır keşfettik. Wings’in yurt dışı ayrıcalıkları restoranlardan lounge alanına kadar uzanıyor, böylece hayallerimizi gerçekleştirirken bir seçim yapmadan hepsinin peşinden gidebiliyoruz. Bu ayrıcalıklı dünyadan aldığımız ilhamla Avrupa’nın en özgün şehirlerinin peşine düştük, keyifli bir seyahat rehberi oluşturduk.

Avrupa’nın Özgün Şehirleri | Fotoğraf: Glenn Cartens – Peters – unsplash.com

Öncelikle hâlâ Wings’in ayrıcalıklı dünyasının bir parçası olmadıysanız tam zamanı olduğunu söylemeliyiz. Çünkü Wings’e ilk kez şimdi başvurarak 600.000 Mil Puan kazanma şansınız bulunuyor. Üstelik bir Wings’li İstanbul ve Sabiha Gökçen başta olmak üzere dünyada 400’den fazla havalimanında geçerli lounge’tan ücretsiz bir şekilde faydalanarak seyahatini konforlu bir şekilde gerçekleştiriyor, yurt dışındaki tüm restoranlarda geçerli %15’e varan indirim ayrıcalığıyla en iyi şeflerin masalarına konuk oluyor. O zaman Wings’liler ile hayatı doya doya keşfetmeye devam ediyor, Avrupa’nın en özgün şehirlerinin peşine düşüyoruz.

Lucca, İtalya

Lucca | Fotoğraf: Marian Bradt – unsplash.com

Dünyada zamanın durduğu ender şehirlerden birine gidiyoruz: Lucca! Ünlü besteci Giacomo Puccini’nin doğduğu labirent sokaklarda kayboluyor, Rönesans döneminden kalan meşhur surlarını keşfe çıkıyoruz. Turist kalabalığından uzak, bu ilham verici şehirde zamanla çevresi yaşamla dolan amfitiyatro Piazza dell’Anfiteatro’ya gitmeli, Guinigi Kalesi’nin tepesindeki meşhur ağacı görmeli, Napolyon’un kardeşi Elisa Bonaparte Baciocchi tarafından alınan ve ünlü sanatçıların yolunun sıklıkla düştüğü şehrin dışındaki Villa Reale di Marlia’nın bahçesini keşfetmelisiniz.

Lucca’ya vardığınızda ilk olarak Basilica di San Frediano’nun karşısına kurulan masalarıyla Caffé Santa Zita’da kahvenizi içip yanına bir kruvasan söyleyerek güne bir İtalyan gibi başlamalı, şehrin en eski duraklarından biri olarak kabul edilen Pasticceria Taddeucci’de bir tatlı yemelisiniz. Öğle yemeği için Ristorante Giglio’nun meydana bakan masalarından birine oturmalı ve geleneksel bir İtalyan mutfağını en şık hâliyle denemeli, akşam içinse soluğu geleneksel Toskana mutfağına modern bir bakış açısı sunan Osteria Nova’da almalısınız.

Alba, İtalya

Alba | Fotoğraf: Kelly – pexels.com

Sırada, gezgin gurmelerin en sevdiği destinasyonlardan biri var: Alba! Dar taş sokakları, küçük meydanları arasında Piyemonte’nin küçük şehirlerinden biri olan Alba’nın çevresi UNESCO Dünya Mirası tarafından korunuyor. Bugün “yüz kuleli şehir” savunma taktikleriyle değil, sonbaharda çıkılan trüf mantarı avları ile daha sık konuşuluyor. Alba’da mutlaka romanesk tarzda yapılmış San Lorenzo Katedrali’ni ziyaret etmeli, bugün hâlâ görülebilen Torre Sineo Kulesi’nin önünden geçmeli, cumartesi günleri mutlaka açık hava marketine uğramalısınız.

Tatiliniz bittiğinde dahi dünyanın gastronomi başkentlerinden biri olarak kabul edilen Alba’nın sofralarını uzun uzun konuşmaya devam edeceğinize çok eminiz! İlk olarak Il Mondo del Caffé’ye gitmeli, kahvenizi yudumlarken Piazza Michele Ferrero’daki sessiz kalabalığı izlemeli, Michelin listesini dolduran restoranlardan üç yıldızlı ve bir yeşil yıldızlı Piazza Duomo’ya gidip şef Enrico Crippa’nın dünyaca ünlü lezzetlerini denemeli, bir yıldızlı Locanda del Pilone’nin bağ manzaralı sofralarına oturmalı, bir aile restoranı olarak dikkat çeken Osteria dell’Arco’da geleneksel bir menünün tadını çıkarmalısınız.

Palermo, İtalya

Palermo | Fotoğraf: Michele Bitetto – unsplash.com

İtalya dendiği zaman aklınıza gelen bütün deneyimleri, en otantik versiyonuyla bulabileceğiniz bir şehre doğru gidiyoruz: Palermo! Komşularınızın konuştuklarını anlamaya çalışırken kahveye davet edilip bütün günü deniz ve yemek kokularının karıştığı bir şehirde geçirebilirsiniz. Mozaiklerini unutamayacağınız Santa Maria dell’Ammiraglio’yu ziyaret edin, İtalya’nın en büyük, Avrupa’nın ise en büyük üçüncü opera binası olan Teatro Massimo’yu ziyaret edin, her gün öğlen 2’ye kadar açık olan Mercato Ballarò’yu ziyaret edin.

Güne ilk olarak Antico Caffé Spinnato’da kahve içip kruvasan söyleyerek başlamalı, ardından Pasticceria Cappello’nun tatlılarını denemelisiniz. Ardından bütün gün Palermo’nun sokak yemeklerini tatmalısınız. Meşhur Arancini’ler için Sfrigola Palermo’ya gitmeli Sfincione için Panificio Graziano’yu denemeli, meşhur Cannoli için Monastero Santa Caterina’nın içerisine saklanan I Segreti Del Chiostro’yu listenize eklemelisiniz. Akşam yemeği için ise muhteşem atmosferiyle Osteria dei Vespri’yi radarınıza alabilir, bir yıldızlı MEC Restaurant’ta çağdaş Sicilya mutfağını tatmalısınız.

Porto, Portekiz

Porto | Fotoğraf: Nick Karvounis – unsplash.com

Avrupa’nın en uzak noktalarından birine doğru yelken açıyoruz: Rengârenk evleri, dar sokakları ve muhteşem gün batımlarıyla Porto’dayız! Porto’da bir film sahnesinde gibi hissedeceğiniz Livraria Lello’yu ziyaret etmeli, Dom Luís Köprüsü’nden geçip manzarayı seyretmeli, Porto Katedrali’ni ziyaret etmeli ve tepesinden şehri izlemeli, “ruhların şapeli” olarak çevirebileceğimiz Capela das Almas’ın duvarlarındaki detayları hayranlıkla keşfetmelisiniz.

1921 yılından beri Porto’nun en büyülü kafelerinden biri olan The Majestic Café’de bir kahve içerek güne başlayın, öğlen Porto’nun geleneksel tariflerinden Francesinhas’ı denemek için Café Santiago’ya gitmeli, Gazela’da Cachorrinhos’u denemeli, en iyi Pastel de Nata için soluğu Manteigaria’da almalısınız. Akşam yemekleri için ise 1985’ten beri bir aile restoranı olarak devam eden A Cozinha do Manel’de taptaze deniz ürünleri yemeli, yerellerin favorisi OMA’nın tadım menüsünü denemeli, Kaigi’de Portekiz-Japon füzyon mutfağını keşfetmelisiniz.

Münih, Almanya

Münih | Fotoğraf: Ignacio Brosa – unsplash.com

Bavyera kültürünün derinliklerine iniyor; tarih ile moderni, güneyin samimiyeti ile kuzeyin disiplinini bir araya getiren harika bir şehre gidiyoruz: Münih! Buradaki seyahatiniz boyunca Eisbachwelle’de sörf yapanları izlemeli, Englischer Garten’da piknik için örtünüzü sermeli, Marienplatz’da şehrin tarihî noktalarını ziyaret etmeli, çağdaş sanatın nabzını tutan Museum Brandhorst’a gitmeli, Viktualienmarkt’ta bölgenin dokusunu yansıtan şarküteri ürünlerini ve peynirleri alıp yola çıkmadan önce valizinize koymalısınız.

Münih’e vardığınızda Bar Centrale’de bir espresso içtikten sonra Café Puck’ta bir sandviç deneyin veya Madam Anna Ekke’de çağdaş bir kahvaltı edin. Ayrıca Münih’in müziğin sesini açıp Bavyera mutfağını öne çıkardığı en klasik tarihî restoranlarından Hofbräuhaus’a pretzel yemek için uğramalı, dev bir vapurun içinde konumlanan Alte Utting’de şehrin festival ruhunu her güne taşıyan panayır tadındaki akşamlarına bratwurst, çıtır patates kızartmaları ile dâhil olmalısınız. Akşam yemeğiniz için ise Weinhaus Neuner ve Restaurant Blauer Bock’u mutlaka not alın deriz.

Kopenhag, Danimarka

Kopenhag | Fotoğraf: Ava Coploff – unsplash.com

Bir yandan çağdaş sanat sahnesinin nabzını tutup diğer taraftan gastronomiye yön veren bir şehre doğru gidiyoruz. Üstelik, bu kadar hareketin içerisinde şehrin dingin ruhuna da hâlâ sahip çıkıyorlar. Evet, Kopenhag’dan bahsediyoruz. Öncelikle Kopenhag’a geldiğinizde Thomas Dambo’nun “Troll” avı deneyimine katılmak için gözünüzü dört açmalısınız. Tivoli Garden’daki eğlence parkının keyfini çıkarın, Kopenhag’dan yaklaşık 40 dakikalık mesafede bulunan son dönemlerin en popüler çağdaş sanat müzesi Louisiana Museum of Modern Art’ı ziyaret edin, Edvard Eriksen’in meşhur Küçük Deniz Kızı heykelini görmeye gidin, Rosenborg Kalesi’nin bahçesinde dolaşın.

Öncelikle kendinizi Kopenhag’ın muhteşem fırın ürünlerine hazırlamalısınız! Kahvaltı için şehrin en meşhur noktalarından Lille Bakery’e gitmeli, nitelikli kahve için Coffee Collective’e uğramalı, öğlen NOMA’nın eski ortaklarından René Redzepi’nin açtığı burgerci POPL Burger’den siparişinizi paket olarak almalı, Doomsday Deli’nin meşhur sandviçlerini radarınıza almalısınız. Akşam olduğunda ise gastronomi sahnesinin en iyi deneyimlerini yaşamaya hazır olun! Deneysel anlayışı ile hep şaşırtan Alchemist, lokallerin favorisi Selma’nın mevsimsel malzemelerle hazırladığı tabaklarını denemelisiniz.

Stockholm, İsveç

Stockholm | Fotoğraf: Ana Borquez – unsplash.com

Bir şehri tam anlamıyla yaşayabilmek için doğadan kopmamız gerekmediğini gösteren bir şehre doğru gidiyoruz: Stockholm! Tarihle modernin, şehirle doğanın iç içe geçtiği bu muhteşem şehirde merkeze yakın adaları keşfetmek için üç saatinizi tekne turuna ayırmalı, çağdaş sanatın sınırlarını zorlayan bir deneyim için Stockholm metrolarını keşfetmeli, Fotografiska Müzesi’ni keşfetmelisiniz.

Güne kahvesiz başlayamayanlar Café Pascal’ı listelerine eklemeli, güne hem sağlıklı hem de bölgenin dokusunu yansıtan bir kahvaltıyla başlamak isteyenler ise STORA Bageriet’i radarına almalı. Öğlen yemeği için Schmaltz Bar & Delicatessen’in sandviçlerini denemeli, Restaurant Hantverket’te İsveç mutfağına getirilen modern dokunuşlara şahit olmalısınız. Akşam yemeği için ise Opera’nın içerisinde yer alan Viktor Westerlind’in şefliğini üstlendiği geleneksel bir akşam yemeğini Operakällaren’de en şık hâliyle denemeli, yeni Nordik mutfağının temsilcilerinden Ekstedt’e mutlaka gitmelisiniz.

Sürekli yeni bir seyahat hayali kurup hayallerinize ayrıcalıklı bir şekilde tik atmak istiyorsanız, siz de Wings ile tanışın. Yurt dışındaki restoranlarda %15’e varan indirim ayrıcalığından, 400’den fazla havalimanındaki Lounge alanından ücretsiz bir şekilde faydalanabileceğiniz ve çok daha fazlasını keşfedebileceğiniz Wings’in ayrıcalıklı dünyasının parçası olmak için buradan başvurabilirsiniz!

Kapak Fotoğrafı: Mantas Hesthaven – unsplash.com

İlginizi çekebilir: Wander Magger’dan Stockholm Rehberi