Barbare Studio'dan "Temas Bölgesi": Bağlardan Sanata Bir Yolculuk
Celine Topsakal kuruculuğunda hayata geçen Barbare Studio’nun ikinci sergisi “Temas Bölgesi”, 14 Haziran’da T. Melis Golar küratörlüğünde Tekirdağ’da yer alan Barbare Bağları’nda açıldı.

Sanatçıları üzüm bağlarında yapıtlar üretmeye davet eden sergi, bir önceki dönemde Barbare Bağları’nın manzarası, sınırları ve konumunu anlamaya yönelik çalışmalara odaklanmıştı. “Temas Bölgesi” sergisinde bu kez sanatçılar, bağlara daha sistematik ve araştırmacı bir bakışla yaklaşarak; dürbün yerine mikroskobu ellerine alıyor toprağın, organizmaların, üzümün ve tüm bu simbiyotik ilişkilerin işleyişini gözlemliyor, dikkat aralıklarını derinleştiriyor.
Barbare Studio’nun kurucusu Celine Topsakal, Barbare Bağları’nın kurucusu Can Topsakal ve Barbare Bağları’nın direktörü Deniz Topsakal’dan bağların hikayesi, doğanın sanat ile buluşması ve deneyimlerini dinledik. Sergiyi 10 Eylül’e dek ziyaret edebilirsiniz.
“Temas Bölgesi”nde sanatçıların “dürbünü bırakıp mikroskobu eline alması” fikri çok güçlü bir metafor. Bu sergide sizin kişisel olarak en çok dönüştüğünüz gözlem ne oldu?
Celine Topsakal: Üç senedir rezidans küratörümüz olan olan T. Melis Golar’ın metninde kurduğu bu lens değişimi, benim için sadece teorik bir metafor değil, arazide bizzat yaşadığımız bir paradigmaya dönüştü. Dürbünü bırakmak; uzaktan bakmayı, manzarayı romantize etmeyi ya da kırsala mesafeli bir estetik yukarıdanlıkla yaklaşmayı bırakmak demekti. Mikroskobu eline almak ise toprağın altına, asmanın kılcal damarlarına ve en önemlisi oradaki insan emeğinin görünmeyen katmanlarına sızmayı zorunlu kıldı. Bu yoğun odaklanma, stüdyomuzda derin bir dinleme, sorular ve ortak yaşam alanı açtı.
Benim bu süreçte şahit olduğum en büyük kişisel dönüşüm, sanatın ve tarımsal emeğin o kesiştiği saklı zemini keşfetmek oldu. İlk başlarda stüdyonun kapısından bakıp mesafeli duran, “ben sanattan anlamam” diyerek kendini geri çeken bağ çalışanları, bizim o mikroskobik bakışla onların bilgisine ne kadar muhtaç olduğumuzu gördüklerinde projeyle bambaşka bir bağ kurdular. Onların toprağa, hava durumuna, asmanın hastalığına dair yerel uzmanlığı ile bizim sanatsal arayışımız arasında radikal bir paralellik doğdu. Bağ ekibinin üretimin merkezine yerleşip projeyi sahiplenmesi ve sanatçıların üretim ortağı haline gelmesi benim için bu serginin en dönüştürücü parçasıydı.

Celine Topsakal: Bağcılık, mevsim döngüsü ve toprak bilgisi; Barbare Studio’nun dilini nasıl etkiliyor?
Stüdyomuzda ufkumuza uzanan on farklı arazi parçasını görebiliyorsunuz. Bu manzara bizim için hiçbir zaman statik bir arka fon olmadı; aksine, sürekli renk değiştiren ve evrilen yapısıyla stüdyomuzu her an bambaşka bir yerdeymişiz gibi hissettiriyor. Bir yıl ayçiçeklerinin, ertesi yıl buğdayların ekildiği bu yaşayan peyzaj, çizgileri ve değişkenliğiyle görsel dilimizi doğrudan şekillendiriyor. Ancak bu peyzajın ötesinde, ziraat ve bağcılık uzmanlarımızla kurduğumuz birebir ilişki üretimin esas omurgasını oluşturuyor. Hasat dönemi ya da ilaçlama takvimi gibi tarımsal döngüler, sanatsal üretimimizi doğrudan yönlendiriyor.
Mevsimlerin bu değişkenliğini sergileme pratiklerimizde de deneyimliyoruz. İlk sergimizi bağ bozumu döneminde yapmıştık. Stüdyomuz tam pres makinesinin yanındaydı; her gün Merlot, Shiraz, Cabernet üzümlerinin işlenişine şahit oluyorduk. O dönemde sergi yapmak çok anlamlıydı ama lojistik olarak tam bir ütopyaydı. Çünkü hasat zamanı kural nettir: “Üzüm üzümdür”. Bizim de dikkat ve algıyı üzümün o yoğun emeğinden çalan bir konumda olmamamız gerekiyordu. Her gün üzümün şeker seviyeleri ölçülüyor, hasat kararları bir gece önceden veriliyordu. Bu sene ise sergimizi haziran ayında, ilaçlama döneminde açtık ve bambaşka parametrelerle karşılaştık. Farklı mevsimlerde sergi yapmak, bu döngüsel ritim içindeki yerimizi doğru belirleyebilmek ve arazinin değişkenliğini bizzat deneyimlemek pratiğimizi kökten etkiliyor.
Aldığımız her karardan önce toprakla adeta bir durum değerlendirmesi (check-in) yapıyoruz. Toprağın dokusuna, mikroorganizmalarına bakıyor; eserlerin bu hassas ekosisteme zarar vermeyeceğinden emin oluyoruz. Bu zorunluluk, işlerin tasarımından morfolojisine kadar her şeyi dönüştürüyor. Statik olmayan, durmadan evrilen bir peyzajla beraber değişmeyi kabul ettiğinizde ancak üretim yapabiliyorsunuz. Biz bu süreçte aslında durmadan öğrenen birer öğrenciyiz.

Sanatçıların bağlarda zaman geçirmesi, çalışanlarla konuşması ya da üretim süreçlerini izlemesi bağın günlük ritmini nasıl etkiliyor?
Can Topsakal: Tabii ki çok pozitif etkiliyor. Sonuçta günün sonunda her şey ortak emeğe dayanıyor ve bu emek herkesi birleştiriyor. Bağ ekibiyle sanatçılar yan yana geliyor, konuşuyor; herkes için yeni ve güzel bir etkileşim alanı doğuyor. Herkes birbirinden bir şeyler öğreniyor.
Kızlarınızın bu alanı yalnızca bir işletme değil, aynı zamanda düşünsel ve kültürel bir platforma dönüştürmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Can Topsakal: Kızlarımın bu işe böyle değer vermesi ve burayı sahiplenerek devam ettirecek olmaları beni çok mutlu ediyor. Onlara kendi uzmanlıklarını, kendi pratiklerini rahatça yansıtabilecekleri ve kendilerinden bir şeyler katabilecekleri bir alan yaratmış olmak benim için çok büyük bir keyif ve mutluluk.
Bugün Barbare Bağları’na gelen ziyaretçilerin bağlarla kurduğu ilişki sizce geçmişe göre nasıl değişti?
Can Topsakal: Ziyaretçilerin bağa daha farklı bir mercekten bakması aslında bir süreç. Biz de Barbare olarak çıktığımız bu yeni kültürel ve sanatsal yolculuğu, buraya gelen misafirlerimizle birlikte yaşayarak deneyimliyoruz.

Sergi dönemlerinde otelin atmosferi normal zamandan nasıl farklılaşıyor? Misafir profilinde değişim gözlemliyor musunuz?
Deniz Topsakal: Kesinlikle gözle görülür bir değişim oluyor. Sergi dönemlerinde otelde zamanın çok daha yavaş, telaşsız ve endişeden uzak aktığını hissediyorsunuz; adeta herkesin anı yakalamaya çalıştığı ortak bir ritim doğuyor. Misafirlerimiz araziyi gezerken bir yandan sanat eserleriyle bağ kuruyor, bir yandan da doğanın kendi sesini dinliyorlar. Burada sanatın insanları bir araya getiren o birleştirici gücüne bizzat şahit oluyoruz. Herkes eserler hakkında kendi fikrini paylaşıyor, bazen yan masadan sohbete katılanlar oluyor. Günün sonunda bir bakmışız, buraya birbirini hiç tanımadan bağımsız gelen misafirlerimiz masaları birleştirmiş ve sanki yıllardır arkadaşlarmış gibi derin bir muhabbete dalmışlar.

Sizce insanlar bugün neden sadece iyi bir otel değil; hafızasında yer edecek, doğa ve kültürle bağ kurabileceği deneyimler arıyor?
Deniz Topsakal: Çünkü insanlar artık sadece standart bir konaklama hizmeti almak değil; ruhsal olarak bağ kurabileceği, zihnen beslenebileceği ve yeni bir şeyler öğrenebileceği deneyimlerin peşinde. Özellikle pandemi, depremler ve son yıllarda yaşadığımız doğal afetlerin ardından toplum genelinde köklere dönüş ve daha basit, daha samimi bir hayat arayışı başladı. Yaşadığımız dünya her geçen gün daha karmaşık ve kaotik bir hale geliyor. İnsanlar da bu karmaşanın içinde doğayla ve kültürle gerçek anlamda hizalanabilecekleri, hafızalarında kalıcı yer edecek o yalın deneyimleri arıyorlar.
Kapak Fotoğrafı. Zeynep Fırat
İlginizi çekebilir: Burcu Dimili’den MASADA III


Burcu Dimili 








Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!