Doğa ve yeryüzü, iç mekân tasarımında uzun süredir ilham kaynağı oluyor. Yaşam alanlarında daha fazla konfor, sakinlik ve kaçış duygusu arayanlar, birkaç saksı bitkisiyle başlayan yeşil dokunuşları bugün bütüncül bir tasarım anlayışına dönüştürüyor. Aynı zamanda bir tatilin dingin hissini de eve taşıyan bu tasarım yaklaşımına biyofilik güzellik deniyor. 

Biyofilik Tasarım | Fotoğraf: Lydia Mailloux – unsplash.com

İç mekânlara doğayı merkeze alan bir yaklaşımla bakan bu tasarım stili, ev bitkilerinden oluşan bir koleksiyonun ya da tüm mekânı yeşile boyamanın çok ötesine geçiyor. Yerel bitkilerden ve çiçeklerden yararlanan peyzaj fikirlerinden içeri mümkün olduğunca fazla doğal ışık alan büyük pencerelere kadar pek çok farklı biçime bürünebiliyor. Yeşil çatılar ve canlı bitki duvarları da bu yaklaşımın bir parçasını oluşturuyor.

Doğayı önceliklendiren bir anlayışla tasarlanan biyofilik tasarım, doğal dünyanın ilkelerini ve örüntülerini iç mekâna taşıyarak dengeyi, sakinliği ve canlılığı yeniden kazandırmayı amaçlıyor. İnsanları kapalı bir ortamdayken de doğayla bağ kurmaya teşvik ediyor.

Tasarım genel olarak geniş pencereler ve bol miktarda doğal ışık, çevre dostu malzemeler ya da canlı duvarlar ve yeşillikler aracılığıyla hayata geçiriliyor. Doğrudan, yani ağaç, çimen ve su gibi unsurların kullanılmasıyla ya da dolaylı olarak, doğal renkler, doğa görüntüleri, organik şekiller ve malzemeler aracılığıyla uygulanabiliyor.

Bu doğayı taklit etme hali yalnızca görme duyusuyla sınırlı kalmıyor. Pürüzsüz ahşap, yumuşak ketenler ya da pürüzlü taş gibi dokular temas etmeye davet ederken sakinleştirici su öğeleri veya yaprakların hışırtısı doğanın seslerini taklit ediyor. Uçucu yağların, taze çiçeklerin ya da küçük bir bitki bahçesinin hafif kokuları, mekâna koku bakımından zenginlik kazandırıyor.

Biyofilik Tasarım | Fotoğraf: Huy Phan – unsplash.com

Büyük pencereler, balkonlar, verandalar veya bahçe alanları aracılığıyla doğaya erişimi önceliklendiriliyor. İç mekânlarda bitki yetiştirmek de renovasyon ya da yapısal bir değişiklik gerçekleştirmeden biyofilik tasarımı hayata geçirmenin yolları arasında yer alıyor. Açık pencereler veya tavan vantilatörleri ile ise dışarıdaki esintilerin hafif ve ferahlatıcı hareketini taklit edebiliyor. Temiz hava, doğal ışık ve sakinleştirici seslerin bu buluşması sağlığı ve iyi oluşu destekliyor.

Dokunsal bir bağ kurmak için geri kazanılmış ahşap, taş ve örgü lifler gibi organik malzemelere yer vermek, insanı içine alan bir ortam yaratıyor. Jüt halılar, yün battaniyeler ve rattan parçalar; doğal dünyayla yeniden bağ kurmanın erişilebilir ve somut yollarını sunuyor.

Biyofilik tasarımın renk paleti, doğada bulunan tonlardan oluşuyor. Kahverengi, yeşil ve mavi en sık kullanılan üç renk olsa da sakinleştirici sarılar ve nötr tonlar da bu stilin genelinde kendine yer buluyor.

Tekstillerde kullanılan fraktal örüntüler, yaprak veya deniz kabuğu gibi doğal şekiller ya da mobilyalarda insan bedeninin doğal formlarını taklit eden biyomorfik kıvrımlar da sakin bir atmosferi destekliyor.

Kapak Fotoğrafı: Luisa Brimble – unsplash.com

İlginizi çekebilir: Dilara Melisa Yaman’dan Joyspan: Mutluluğun Süresini Uzatmak Mümkün Mü?