Islomania kavramı ilk olarak bir İngiliz yazarı olan Lawrence Durrell’in “Reflections on a Marine Venus” kitabında kullanılır. Daha sonra Islomania adalara tutku ile bağlı insanları anlatmak için sıkça kullanılmaya başlanır. Durrell kitabında Islomania’yı şöyle anlatır: ” Gideon’un karalama defterleri arasında bir gün, daha tıp bilimine geçmemiş hastalıkların bir listesini bulmuştum, bunlar arasında çok seyrek rastlanan ama tanınmadığı da ileri sürülemeyecek bir ruh hastalığının adı olarak islomania sözcüğü de göze çarpıyordu. Bunu açıklamak için Gideon, adalarda her nasılsa karşı konmaz bir çekicilik bulan insanların olduğunu söylerdi hep. Bir adada, denizle çevrili küçük bir dünyada olduklarını bilmek bile, böylelerinin içini sözle anlatılmaz bir esrimeyle dolduruverir. Bu doğuştan ada-tutkunları, derdi Gideon, doğrudan doğruya Atlantislilerin soyundandırlar, ada yaşamına bilinçaltlarında süren özlem, yitik Atlantis ülkesine yönelmiştir.” (Ada, Akşit Göktürk sayfa 147)

bozcaada

Bozcaada, sert bir doğaya sahip karakter sahibi bir ada. Tam da bu yönüyle İslomania hastalığına tutulmuş insanlara hitap eder. Öyle istediğiniz gibi kendinize göre şekil verebileceğiniz, aklınıza esti mi gidip geleceğiniz bir yer değildir, zira hava muhalefeti nedeniyle feribot seferlerinin iptal edildiğini yıl içinde çokça duyarız. Vahşi bir doğaya sahiptir, yabani otlar, engebeli düzlükler denize dik inen kayalıklar ve muhteşem bir deniz manzarası size kendini anlatır. Denizi soğuktur, herkesi kolay kucaklayamaz. Hal böyle olunca, bu karakterin farklı yönlerini tanıtmak ve keşfetmek de bir islomania hastasına yaraşır diye düşünüyorum.

Birkaç sene önce Haziran ayı içinde yapılan Lezzet Festivali’nde keşfettiğim, sizlerle paylaşmak istediğim bir tat; “Deniz Kestanesi ve Bozcaada şarabı “Amadeus Roze”… O sene Lezzet Festivali’nin son gününe yetişebilmiştim, bu nedenle pek çok lezzeti kaçırdığımı düşünerek sadece adada olmanın keyfini çıkarmakla yetinecektim. Ancak, son güne özel bu eşsiz ikili tümüyle büyüleyici oldu benim için.

bozcaada

Bozcaada’yı bilenler merkezde yer alan ortada büyük ağaçların gölgesinde serinleyen, ada yerlileri, yerli ve yabancı turistlerin uğrak yerini bilir. Huzur verici bu büyük bahçede mutlaka bir yorgunluk kahvesi içilmelidir. Bu çay bahçesinin biraz daha aşağısında denize yakın, Polente isimli küçük sevimli bir cafe vardır. Cafe ismini adanın batı ucundaki fenerden almaktadır. Adeta gelen misafirleri karşılayan giderken de uğurlayan bir fener gibi, bir yol gösterici. Bende bu çay bahçesinden yürüyerek Polente’ye geldim. Haziran olmasına rağmen çok sıcak bir öğleden sonraydı. Kalabalık, festivalin son günü olduğu için epeyce azalmıştı. Sokağa bakan masada, buğulu bir kadeh dikkatimi çekti. Daha sonra cafe sahibi olduğunu öğrendiğim masada oturan beyefendiye ne içtiğini meraklı bir şekilde sorarak ne kadar iyi bir iş yaptığımı sonradan anladım. Adada üretilen bir şarap olduğunu, içiminin çok güzel olduğunu belirtti. Biz de ailecek bir masaya geçtik ve bu şaraptan birer kadeh söyledik.

bozcaada

Cafe sahibi beyefendi biraz sonra denizden taze olarak çıkartılmış denizkestanesi ikramı olduğunu bunu kaçırmamamız gerektiğini söyledi. İyice heyecanlanmıştık. Umutsuzca sıcakta dolaşırken, karşımıza adeta çölde bir vaha çıkmıştı. Biraz sonra adanın yerlisi gençler büyükçe, içi deniz suyu ve denizkestanesi ile dolu büyük bir varil getirdiler, biz de hem bu güzel şarabı yudumluyor hem de yapılan hummalı organizasyonu seyrediyorduk. Polente’nin sahibi varilin arkasındaki tabureye geçti, hemen yanına doğal sızma zeytinyağı, limon ve dilimlenmiş ekmekler geldi. Bıçakla tek hamlede ikiye ayırdığı denizkestanelerinin içine limon suyu ve zeytinyağı dökerek birer dilim ekmek eşliğinde sokaktan geçen ada sakinlerine sunmaya başladı. Biz de payımıza düşen bu eşsiz lezzeti tattık. Çiğ olarak İtalya’da hem kum midyesi hem denizkestanesi yendiğini duymuştum. Ayvalık’ta denizkestanelerinin iç kısmı ayıklanarak limon zeytinyağı sosu ile cam kavanozlarda balıkçılarda satıldığını ve Cunda adası lokantalarında ikram edildiğini biliyordum, bunu tatmıştım ama bu lezzet kesinlikle yoktu. Sanırım birer porsiyonluk ve taze denizkestaneleri kesinlikle daha lezzetli idi.

bozcaada

Fiyat ve kalite açısından çok uygun bir marka Amadeus Roze eşliğinde bu lezzeti başka hiçbir yerde bulamadığımı itiraf etmeliyim. Amadeus bir Bozcaada markası. Latince Tanrı’nın Sevgilisi anlamına gelen Amadeus’un Bozcaada da doğuşu da bir o kadar ilginç. Adaya 1960’lı yıllarda yerleşen Avusturyalı Hermann Gareis ve ailesi dost ziyareti vasıtasıyla tanıştıkları Bozcaada’ya aşık olurlar ve yerleşme kararı alırlar. Ekilen yeni bağlar, özenilerek yetiştirilen üzümler ve hobi olarak yapılan şaraplar, dost çevresinin de teşvikleriyle Maçka Reklamcılık Şarapçılık şirketini kurarlar. Böylece Amadeus markası altında ilk şarabını 2010 yazında tüketicilerin beğenisine sunarlar. Bozcaada dışında bu markayı görmek pek mümkün değil. Butik tarzda bir üretim yapıyorlar. Yolunuz Bozcaada’ya düşerse hele bir de Lezzet Festivali’ne denk gelirseniz burada, yerinde bu şarabı tatmanızı, adadan ayrılırken birkaç şişe Bozcaada hatırasını da yanınıza almanızı tavsiye ederim.

bozcaada

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?