Final döneminin bitmesiyle beraber kaçar gibi uçağa atlayıp arkadaşımı ziyarete Budapeşte’ye gittim. Kışın en soğuk zamanlarında hem de, şubatta! Hiç sandığınız gibi soluduğunuz hava kristallere dönüşmüyor. İstanbul’un kışından çok daha kolay bir kışı var diyebilirim. Soğuk yakıcı ama İstanbul’daki gibi çarpılmıyorsunuz kesinlikle.

IMG_8153

Şehri Tuna Nehri, Buda ve Peşte olarak ikiye ayırıyor. Buda kısmı daha modern, alışveriş yapmak ve para harcamaya daha uygun. Peşte kısmı ise daha çok tarihi yerlerin, ağaçlık alanların olduğu kısım. Şehir gerçekten çok güzel, binalar o kadar görkemli ki… Hepsi özenle işlenmiş ve gösterişli. Sokaklar temiz, insanlar kurallara uyuyor. Tam bir medeniyet.

Benim asıl bahsetmek istediğim yer ise Szimpla Kert, Budapeşte’nin en ünlü Ruin Bar’ı.

Öncelikle Ruin Bar‘ların ne olduğundan başlayacağım. Adından da anlaşıldığı gibi yıkıntı ve bir nevi çer-çöpten oluşan mekanlar bunlar. İnsanlar boş, yıkıntı binaları satın alıp, bunları düzeltiyorlar. Etrafta gördükleri enteresan eşyaları, çöpten veya yol kenarlarından bile olabilir, alıp duvarlara, tavana asıyorlar, kullanıyorlar. Mesela adam bir küvetin tek duvarını kestirmiş, içine yastık koyup koltuk haline getirmiş. Eski bir arabanın yarısını kestirmiş, ön koltuğunda oturup takılabiliyorsunuz.

Her şey çok orijinal ve eğlenceli! İçki fiyatları şehrin geneline göre daha pahalı olsa da, mekanın güzelliği ve ihtişamıyla bu farkı göz ardı edebiliyorsunuz. Mekanın bir photobooth’u, kendine ait alabileceğiniz kartpostalları ve Szimpla Guide’ı var. Ayrıca insanlar o kadar sıcakkanlı ki, yepyeni biriyle tanışmadan çıkmanız olanaksız gibi. Umarım bu özet ilginizi çekmiş, sıradaki seyahatiniz için bir bahane olabilmiştir.

Egeszsegedre!

Fotoğraflar: www.traveller.com.au

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?