Çağrı Dizdar ve Yasemin Green ile: "ARAF" Üzerine
Çağrı Dizdar’ın ikinci kişisel sergisi “ARAF”, Yasemin Green küratörlüğünde Nelumbo Studios’ta izleyiciyle buluştu. Sanatçı yeni sergisinde, minyatürün Batı resim geleneğinin normlarıyla kıyaslanmasına karşı çıkarak bu pratiğin kendi estetik imkânlarıyla bugün yeniden yorumlanabileceğini savunuyor. 2020 yılında Dilara Altınkepçe Arslan ve Kerim Arslan tarafından İstanbul Kadıköy’de kurulan Nelumbo Studios’ta izleyiciyle buluşan sergiyi sanatçı Çağrı Dizdar ve küratör Yasemin Green’den dinledim. Sergiyi ziyaret etmek için son tarih: 8 Şubat.
“ARAF” temasının sizin kişisel dünyanızda karşılığı nedir? Bu kavramsal çerçeveye nasıl yoğunlaştınız?
Araf ve arafta kalmak toplumsal hayatta yaşadığımız sorunlarla başa çıkamayışımızda çok gözlemlediğim ve hissettiğim bir şey. Gerçek ve kural olarak bildiğimiz her şey keyfi olarak eğilip bükülüyor ve kurallar bütününü kaybediyoruz. Sonuç olarak kriz anlarında ne yapacağını şaşırmış, yol yordam bilmeyen ve gürültü kirliliği içinde sürüklenen kitlelere dönüşüyoruz. Tüm referans noktalarımız geçerliliğini kaybettiği ve yerine yenilerini de koyamadığımız için yaşadığımız büyük bir huzursuzluk ve sıkışmışlık olduğunu hissediyorum.
Karnaval temasıyla bu huzursuzluğu işlemeye karar verdim. Toplumsal sınırların net çizgilerle belli olduğu eski çağlarda insanlar, maskelerle, farklı kıyafetlerle ve eğlencelerle kısa süreliğine o sınırları görmezden gelirlerdi. O sınırları işimize geldiği gibi eğip büküp anlamsızlaştırdığımız bugünlerde ise ortak zeminimizi kaybettiğimiz için gittiğimiz her yerde farklı bir maske takmak zorunda kalıyoruz. Bugün beyaz olanın yarın siyah olabildiği, kavramların anlam ve ağırlığını kaybettiği, herkesin sosyal medyada her hafta kendini baştan yaratabildiği bitmeyen bir karnavalın içerisinde rastgele bir yerlere gidiyoruz. Herkes çok şık ve sofistike görünürken derin bir huzursuzluk yaşıyor. “ARAF” bu sonu gelmeyen karnavalı tanımlıyor.
Minyatür ve çizgi roman estetiğini bir araya getirme fikri ilk nasıl ortaya çıktı? Bu iki alanın sürpriz şekilde kesiştiğini hissettiğiniz an ne düşündünüz?
“Minyatür” bu sanata yakın zamanlarda takılmış bir isimdir. Osmanlı dönemi maaş defterlerine baktığımız zaman bu sanata tasvir dendiğini ve tasvir yapanlarla resim yapanların ayrı sınıflandırıldığını görmekteyiz. Peki bu sanat neyi tasvir eder? Tabii ki metni tasvir eder. Minyatür sanatı bizim kitap sanatları çatısı altında incelediğimiz birçok sanattan bir tanesidir. İşlevsel olarak bakıldığında illüstrasyondur. Sayfa düzeni ve metinle doğal bir ilişki halindedir. Bu durum göz önünde bulundurulduğunda bu işle uğraşan çağdaş sanatçıların ve sanat tarihçilerinin bu paralellik üzerine neden gitmediğini sorgulamak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
Geleneksel kitap sanatlarının genç izleyicilerle buluşma biçimini nasıl gözlemliyorsunuz? Bugünün izleyicisi minyatüre nasıl bakıyor?
Geleneksel kitap sanatları, benim gözlemlediğim kadarıyla genel olarak ya dini ibadetin bir parçası olarak ya da geçmiş yüzyıllara ait bir hissin, düşüncenin devamı olarak icra ediliyor. Günümüzün geleneksel sanatlarını oturmuş, kendini kanıtlamış, risksiz kalıpların tekrarındaki teknik niteliğin yarışı olarak özetleyebilirim. Bu yaklaşım kaçınılmaz olarak sanattaki dinamizmi yok ediyor ve bu sanatların genç izleyicilere ulaşmasını epey zorlaştırıyor. Ancak burada kısır bir döngü de var çünkü izleyicinin de büyük bir kısmı bu sanatlardan o kendini kanıtlamış bilindik kalıpların tekrarını bekliyor aslında. Bir bütün olarak toplum, bu sanatları artık müzeye kaldırmış ve her ne kadar aksini söylese de yeni bir şey beklemiyorlar. Geleneksel sanatların klasik dönemi bir “tarz” halini almış ve herkes yenilik derken o geleneksel sanatlar tarzının popüler kültüre kitsch şekillerde meze olmasını bekliyor aslında.
Popüler kültürde bu sanatları animasyonlarda, dijital oyun arayüz ve tasarımlarında nitelikli bir şekilde görmek isterken selfie çeken sarıklı adamların ötesine geçemiyoruz. Koca koca sanat disiplinleri belli tarzlara indirgenmiş başka türlü yapılamıyor. Biz yerel sanatlarımızdan güncel ihtiyaçlarımıza cevap veren yeni anlayışlar, yeni motif grupları, güncel malzeme ve teknoloji adaptasyonları beklemiyoruz. Yerel sanatlarımız bizim hikayemizi anlatsın demiyoruz. Bu sanatlar ya hamasi bir mastürbasyon aracı ya da popüler kültürle tüketilecek bir içerik sadece. Bu durum da bende toplumsal olarak inanılmaz özgüvensiz olduğumuz fikrini uyandırıyor maalesef.
Sergideki dijital arayüzler ve interaktif işler, izleyiciyle kurduğunuz ilişkiyi nasıl dönüştürüyor?
Dijital arayüzler ve interaktif işler tabii ki genç kitlenin daha çok ilgisini çekiyor. Farklı arka planlardan gelen genç izleyiciden aldığım yorumlar benim için daha değerli oluyor. Çünkü sanat pratiğimin geleceği ile ilgili daha çok ve farklı fikir edinebiliyorum. Dijital işleri daha önce bahsettiğim kendi alanım özelindeki sorunlardan ötürü de önemsiyorum. Bence dijital çalışmalar bu sanatlardaki ağırlık hissini bir nebze de olsa kaldırıyor ve yeni izleyici ile daha rahat iletişim kurmamı sağlıyor.
“Gerçeklik ve imaj arasındaki tekinsiz sınır” bugünün dijital çağında sizce neden bu kadar güçlü bir mesele hâline geldi?
Belki de insanlara içinde bulunduğumuz durumu daha net gösterdiği için. Bu durum yeni bir şey değil, yapay zeka vb. imkanlarla çok daha görünür oldu sadece. İnsanlar rahat rahat dayanabildiği son gerçekliklerini yitirmeye başladıkları için olabilir.
Gelecek projeleriniz neler?
Kendi disiplinimin bugününü arayışımı, farklı güncel bağlamlar ile birlikte tekrar ve tekrar sizlere sunabilmek.
“ARAF”ın kavramsal çerçevesi, Rancière’in “duyumsanabilir olanın paylaşımı” fikriyle nasıl kesişiyor?
Yasemin Green: Rancière’in estetik rejim anlayışına paralellikle duyumsanabilir olanın yeniden haritalandırılabildiği; mevcut meşruiyet zeminlerinin askıya alındığı bir eşik hedefledik. Bunun için “ARAF” biçilmiş kaftandı. Kıyametten, yani ortak zeminin yıkımından, hemen sonra ve hesap gününden, yani kesin yargıdan, hemen önceki eşik… Maskeler duyumsayan ile duyumsanan arasındaki hiyerarşiyi geçici olarak çözüyor.
Nelumbo Studios’un mekânsal atmosferi, bu serginin kurgusunu nasıl etkiledi? Sergi özelinde mekân da iddialı bir dönüşüm geçirdi gibi görünüyor.
Yasemin Green: Nelumbo Studios, ethosu gereğince mekanını sanatçının özgün söylemi çerçevesinde dönüştürerek her sergide bambaşka bir atmosferle izleyicisinin hafızasında yerini alan nadir sanat alanlarından. Dilara ve Kerim’in sınırları yalnızca bizim hayal gücümüzle belirlenen bir oyun alanı teşkil ettiğini söyleyebilirim. Serginin kurgusuna çalışırken bu büyük bir ölçüt olmuştu.
Çağrı Dizdar’ın minyatür ve çağdaş anlatı dillerini bir araya getiren pratiğiyle galeri arasında nasıl bir ortak zemin yakaladınız?
Yasemin Green: Çağrı’nın disiplinlerarası üretim pratiği ve üslubu, çeşitliliği pekiştirerek Nelumbo ile ortak anlayış zemininde buluşuyor. Bunun yanı sıra yaşama duyduğumuz saygı çerçevesinde Nelumbo çatısı altında bir araya geldiğimizi ekleyebilirim.
Peki eşik deneyimini mekâna uyarlamak, izleyicinin hissetmesini sağlamak nasıl mümkün oldu?
Yasemin Green: Nelumbo’nun sokağa açılan karakteristik cepheleri özelinde çalışarak cephelerin birinde kurguladığımız hem içeriden hem de dışarıdan izlenebilen dijital eser yerleştirmesi ile mekanın sınırlarını genişletirken koruduğumuz “Karnaval” dünyası ile izleyiciyi yeni bir alanı deneyimlemeye davet etmeyi hedefledik. Salon askısı (Salon hang) geleneğinden hareketle, gözlerimizi kaçırdığımız gerçeklerin göz hizamızda ve başımızı çevirdiğimiz her duvarda karşımıza çıktığı bu kurguda, serginin en sert işlerinden M.S. 2025’in üzerinde ise tavana doğru yükselen Çağrı’nın el yazması komik (gerçek olmayan) gündemler yer almakta. Bildiğimiz dünyanın sonu ve tekinsiz bir karnavalın tam ortasında, bize en tanıdık bir o kadar tehditkar kırmızının içinde, maskelerimizin ardında taşıdıklarımızın oradalığını en başta kendimizden bilerek bu düzenlerin geçiciliğini, bu yolla “eşikte olmayı” işaret etmeyi amaçladık.
Mekâna göre yeniden şekillenen bir iş oldu mu?
Yasemin Green: Self Control yerleştirmesinin çift yönlü izlenmesi kararlaştırıldı. Buna ek olarak M.S. 2025’in çerçevesine bir “ARAF” hatırası bıraktık diyebilirim.
Kapak Fotoğrafı: Çağrı Dizdar, CC1, sır altı çini tekniği, 100 x 100 cm, 2025
İlginizi çekebilir: Burcu Dimili’den Özge Kahraman ile Karanlığın Hafızası Üzerine


Burcu Dimili 












Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!