Bir film ve bir dizi… İki gün içinde üstüme bu kadar nüksedip aynı noktadan vurursa, ben de buna o denli uyanır, kendimi tepeden tırnağa onunla doldurur, sonra da okuyacağınız satırlarla boşaltırım. Bana da bu şekilde geldi; insanlardan aktarımla, size de bir yağmur döngüsü gibi serpilecektir. Çekmeceler (2015) ve Modern Family’nin yedinci sezon sekizinci bölümü… Çıkarımlar, iki farklı isimle aynı konuyu kurşunlayarak karşıma çıktı. Bakalım sizde bu titreşimlerle neler uyanacak?  

ekran-goruntusu-2025-06-03-001854
Çekmeceler | Fotoğraf: IMDb

Psikolojik çözümlemelerin bireyler üzerinde – ve özelde benim üzerimde – nasıl etkiler yarattığını, bu etkilerin nereden gelip nereye dokunduğunu sizinle paylaşmak istiyorum. Neden mi? Çünkü tüm bu okumalar, izlemeler ve bu konuyla kurduğum ilk temasla birlikte o günden bu yana çekmeceme neler koyduğumu merak ediyorum. Şimdi ise o çekmeceyi açtım mı, açtıysam içinden nelerin şeritler hâlinde döküleceğini fazlasıyla peşine düşüyorum. Benim çekmecem epey kalabalıkmış, şimdi fark ediyorum. Ama güzel olan şu ki artık onlarla istediğim gibi oynayabileceğim. Tıpkı çocukken çamaşır çekmecesine oturup onun içini dağıttığımız gibi. Şimdi kendime bunu yeniden yapacağım. Bu aralar aklımda şöyle bir fikir var: Çekmecelerimi boyamak ve onlara desenler yapmak…

Bakalım sonunda neler dökülecek, en son hangi renge bulanacak her şey? Genel anlamıyla bakıldığında, bu çekmeceler konusu “evdeki hurda çekmecesi (junk drawer)” kavramıyla bağlantılı. Bu çekmece genelde kullanılmayan ama atılmayan eşyaların – piller, bozuk paralar, eski fişler, lastik bantlar, tornavidalar, rastgele kablolar gibi – toplandığı karışık bir alan. Kimi zaman “içini boşalt ve ağla” ya da “gerçekten düzenli bir ortam istiyorsan önce odanı temizle” gibi deyimlerle, bu çekmeceye yönelik bir temizlik çağrısı yapılıyor. Farklı kültürlerde geçen “Clean out your junk drawer” yani “Şu karışık çekmeceyi bir temizle artık” ifadesi; yalnızca fiziksel değil, zihinsel ve duygusal bir arınma anlamına da gelebiliyor. Hayatını düzene sokmak, gereksiz şeyleri ayıklamak, içsel bir temizlik başlatmak gibi.

Modern Family | Fotoğraf: IMDb

Dün izlediğim Çekmeceler filmi ve bugün izlediğim Modern Family dizisinin “Müzayede / Satılan Aile Terapisi” başlıklı bölümü, benim kendi çekmecelerimin sürgülerini bozacak kadar ileri geri gidip geldi. Bu, biraz da korkutucuydu. Çekmeceler filminde kadın, kendine hem ruhsal hem fiziksel olarak ciddi zararlar veriyor. Bu durum, tümüyle olmasa da büyük oranda annesinin ve babasının duygusal ilgisizliğine aldırmadan yaşamalarıyla ilgiliydi. Kadının içinde birikenler, susulanlar, bastırılanlar çekmecelerde birikmişti ve sonunda taşmıştı.

Modern Family bölümünde ise aileler önce birbirine rezil olma korkusu yaşadı, ardından gözyaşları geldi. Gerçek yüzler ortaya çıktı, herkes birbirine üzüldü. Ve en sonunda, sakinleşip yalnız kalınca; konuşulmayan her şeyin aslında birer çekmecede nasıl da saklı durduğunu fark ettiler. Bu şeyler dökülmeye başladığında ise ne kadar rahatladıklarını, sonunda düzenlenmiş, istiflenmiş, rayları düzgün çalışan bir çekmece ile yaşamanın ne kadar sıcak ve kolay olduğunu gördüler.

Editör Notu: Yazının devamı spoiler içermektedir.

cekmeceler-sinema
Çekmeceler | Fotoğraf: IMDb

Çekmeceler filminde başroldeki kadının, çocukluktan itibaren yaşadığı cinsel uyumlanma süreci ve ailesinin umutlarıyla hayatını bir noktaya adaması çok dikkat çekici. Tüm bu süreçte nasıl savrulduğu o kadar etkileyici bir şekilde işlenmiş ki. Babasının davranışları yüzünden kızın ona defalarca kızdığına şahit olduk. Hatta bir sahnede, baba “Hiçlikten hiç doğar, sen de hiç olacaksın” dediğinde, babanın aslında kendiyle olan savaşına göz kırpmadan edemedim. Kızın arkadaşı ise hayatını istediği kişilerle birlikte olarak, eğlenceli anılar biriktirerek yaşıyordu. Bu durumu anlatırken eğleniyor gibiydi; ama filmin ilerleyen bölümünde, düğününe gittiğinde, bu kez başrol karakterin onu evlenmemesi için ikna etmeye çalıştığını gördük. Arkadaşı, bu noktada hissettiği değersizlik duygusunu öyle sade ama güçlü biçimde ifade etti. Cümlesinin sonunda, “Değersizliği en iyi ben bilirim, anne olacağım ben” diyerek, kendi gerçeğini kabullenip düğününe döndü.

Ben de zaman zaman evlat sahibi olmaktan korkuyorum; yaşadığım şeyleri çocuğuma yansıtır mıyım, diye. Ama filmdeki bu kadının yüzleşmeleri, en azından bu döngüyü kırma çabasını görmem, beni umutlandırdı. Fakat gerçekten başarılı olabildi mi bu yaşamda? Orası meçhul. Ve sanırım cevap, biraz da insanın içindeki hırsta saklı.

cekmeceler-talah-birsel-e1682031533235
Çekmeceler | Fotoğraf: IMDb

Filmden Duygulara: Çekmeceler ve Bastırılmış Anılar

Film izlerken içimde öyle güçlü duygular uyandı ki, sanki içim döküldü. Bu duyguların kaynağı, başroldeki kızın çocukken nasıl kandırıldığı ve o hayale nasıl tutunduğuydu. Babası ise onu sürekli kontrol ediyor, yaşadığı cinsel sorunların tedavi edilmesine izin vermiyor, hatta ket vuruyordu. Sürekli, kızı kontrol edip bunu yapmaması için kızıyordu oysa babadaki sorun sonda anlaşıldı. Babasının ölümü evde koltukta gerçekleşti. Kız, babasının üzerindeki battaniyeyi alınca iç çamaşırında penis kısmına dikilmiş ve içine yerleştirilmiş penis şeklinde bir sünger olduğunu fark etti. Hatta bir çekmece dolusu, uzun cinsel organ benzeri sünger çubuklar vardı. İç çamaşırındaki dikişli bölge ve içine yerleştirilmiş sünger, çocuklukta yaşanmış ve dile getirilememiş bir cinsel müdahalenin, bastırmanın ya da kendini koruma biçiminin simgesiydi. Bu detay, bağırmadan, ama gözümüzü kaçırmamıza da izin vermeden gerçekleri göstererek izleyiciyi derin bir sorgulamaya davet ediyor ve hâlâ var olan büyük bir travmanın izlerini ortaya koyuyordu. Babanın ölümü, kızın anıları ve geçmişiyle yüzleşmesine neden oldu. Freud’un teorilerinde rastladığımız oral, anal ve fallik dönemler burada gerçek hayatla buluştu. Başroldeki karakterin çocukluk anıları, bastırılmış cinsel gelişim sürecinin ne denli travmatik olduğunu gözler önüne seriyordu. Uykuya geçerken battaniyesini bacak arasına koyması ve yatağını ıslatması, fallik dönemde yaşanan içgüdüsel uyanışların dışavurumu gibiydi. Bu henüz adı konmamış, ama bedende yer etmiş bir arayıştı.

Çekmeceler | Fotoğraf: Cineritüel

Babanın yaşamı, annenin hayali kıza resmen büyük bir gard olup kafeste boğulmasına sebep oluyordu. Baba öldü, kız özgürlüğe uçtu sanki; hayalleri hızlıca gerçekleşti. Bazen yük ve elime ayağıma dolanan aile yapım, bana “Bahanem mi acaba?” dedirtti ama değilmiş, görmüş oldum. Kısa süre önce izlediğim bir replikte, babası ölen bir kız babasına; “Öldün, ben şimdi ne yapacağım? Nasıl yaşayacağım? Ne için yaşayacağım? Hayatta ne istiyordum ben?” diyerek yırtınarak ağlıyordu. Evet, özgür olmak için en başta aileye veya topluma göre bakmadan, içimizdeki kişiliğe bakmak gerek. Eğer doğruysa ya da Yaradan da bunu ister diye düşünüyorum.

Son olarak, kalemimden şu dizeler patladı ve bu süreçten sonra ruhum gerçekten teslimiyete geçti.

Yaralarıma yara vereni sarmazsam, iyileşmezdim zaten
Sabah olunca, o yüzü oymak isterdim
İşin sonunda deli oldum, hem de eli yüzü dikişli
Gittim, karşımda, arkamda yine o
Teşekkür için yine onun elimi öptüm

Ha, yaralarken kimse yoktu
Yaraların maddi kısmında da yoktu
En son, işin sonunda o karşıma durdu
Öpmedim, korkmayın, tükürdüm suratına
Yaralarıma yara vereni öldürdüm de daha beter

Sormayın, siz de konuşmayın, örtüme sarılıyım
O da annemin yarasının baş komutanı
Bana da çeyiz oldu, bakın bu Tanrı’nın kimle davası?

Kapak Fotoğrafı: Çekmeceler

İlginizi çekebilir: Sine Magger’dan Ödüllü Türk Filmleri