Cem Güventürk ile: Kahve Kapsüllerinin Sanata Dönüşümü Üzerine
Sanatın belirli üretim formaları dışına taşan ve sanatçının hayal gücüyle şekillenen yanına her daim ilgi duymuşumdur. Bazen atık olarak gördüğümüz ufacık bir parçanın dahi hayranlık uyandıran bir esere dönüşmesi, hiç kuşku yok ki sanatın en özel yönlendiren biri. Sürdürülebilirliği odağına alarak daha iyi bir dünya için çeşitli projelere imza atan Nespresso Türkiye de sanatçı Cem Güventürk ile bir araya gelerek kahve kapsüllerinin sanata dönüştüğü bir projeye imza attı. Ben de kahve severlere sürdürülebilirliğin sanatla buluştuğu özel bir deneyim sunan üç eserin yaratıldığı bu özel geri dönüşüm ve sürdürülebilirlik projesinin ayrıntılarını Cem Güventürk ile konuşma fırsatı bularak üretim sürecine dair merak ettiklerimin peşinden gittim. Keyifli okumalar dilerim.
Röportajımıza üzerine çokça eğileceğimiz “sürdürülebilirlik” kavramıyla başlayalım dilerseniz. Sürdürülebilirlik kelimesiyle hemen hemen her gün bir yerlerde karşılaşıyor, birçok markanın iletişim stratejisinde ve sanatın farklı dallarında rastlıyoruz. Halbuki dünya olarak kelimeyle ilk olarak 1987 yılında Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun raporu aracılığıyla tanıştık. Tüketicinin bilinçlenmesinin de etkisiyle markaların üzerine daha fazla eğildiği sürdürülebilirlik sizin için ne anlam ifade ediyor?
Bir sanatçı olarak sürdürülebilirlik kavramını yaşamın devam isteğine bulunduğumuz bir katkı olarak görüyorum. Sanki beni kullan, tüket ama unutma, o döngü devam etsin der gibi. Yeniden büyüyebilmeyi bilmek, bir dönüşüm yaşayabilmek ve başkalaşıp yeniden anlam kazanabilmek için çok kritik bir değer. Kavramlara çok hakim değiliz henüz ne yazık ki ama markalar toplumu bu konularda hem bilinçlendiriyor hem de işaret ettikleri noktalar konusunda çok önemli bir bayrak taşıyorlar. Bence sanat da bu kavramın gövdelenmesinin daha da güçlü hale gelmesi açısından en önemli enstrümanlardan biri.
Çok yönlü ve farklı alanlarda üretim gerçekleştiren bir sanatçı olarak şimdi de sürdürülebilirliği odağına alarak daha iyi bir dünya için çeşitli projelere imza atan Nespresso Türkiye ile bir araya gelerek kahve kapsüllerini sanata dönüştürdünüz. Bu anlamlı iş birliğinin hikayesi nasıl başladı?
Nespresso Türkiye bu fikirlerini bana ilk anlattığı zaman çok heyecan verici buldum. Çünkü sanatın gücünün bu kıymetli kavram için çok doğru bir yol açacağından emindik. Tereddüt dahi etmeden projede yer almak istediğimi ilettim, onların da bu yolda birlikte yürüme arzularını gördükçe zihnimde hem teknik hem de estetik açıdan neler yapabileceğimizi kurgulamaya başlamıştım. Kahve kapsüllerinin yolculuğunun bizi sanatsal açıdan çıkaracağı nokta çok keyifli ve anlamlıydı.
Nespresso, kahvelerinin sürdürülebilirlik yolculuğunu her fincan kahveden sonra da devam ettiren bir marka. Kullanılmış kahve kapsülleri, toplama alanlarına teslim edildikten sonra geri dönüştürülüyor. İş birliğinizde ise kahve kapsüllerini yeniden yorumlayarak sanat eserine dönüştürdünüz. Ana malzeme olarak alüminyum kahve kapsüllerinin kullanılacağını öğrendiğinizde ilk tepkiniz ve düşünceniz neler oldu?
Bu mesleki bir refleks midir bilmiyorum ama çoğu zaman baktığımız her eşyada, mekanda veya alanda küçük hayali eskizler yaparız. Sanatçılığın yazılı olmayan kuralı gibidir meraklı olmak. Bununla neler yapabilirim, bununla neyi birleştirebilirim, nasıl anlatırım, nasıl ifade ederim gibi sorularla dolu oluruz. Sıkı bir kahvesever olarak da aklımın bir kısmında daima “O nasıl olur?” sorusu vardı. Alüminyum kahve kapsülleri şekil almaya çok müsait; form vermek, bir incelik kalınlık oluşturmak açısından size çok yardımcı olan bir malzeme. Ve tabi ki kapsüllerin bence alametifarikaları olan o renkleri. Her biri bir hikaye anlatır gibi renklerle birlikte oluşturdukları uyum, yaratıcı tarafınızı da besleyip size ipuçları veren şeylere dönüşüyor. Bir fikri hayata geçirmek, bir eser üretmek anlamında çok iyi bir yol gösterici ve keyifli bir arkadaş gibiydi. Çünkü bu tarz eserlerin üretiminde malzemenin de size ne söylediğine kulak vermeniz ve birlikte bir denge tutturmanız gerekiyor.
Eserler için nasıl bir hazırlık ve yaratım süreci gerçekleşti peki? Ayrıntılarıyla öğrenebilir miyiz?
Öncelikle multidisipliner bir sanatçı olmanın mutluluğunu en çok yaşadığım proje oldu. Çünkü çok katmanlı ve farklı alanlardan teknikleri bir araya getirmem gerekiyordu. Tasarımlar konusunda mini bir Ar-Ge yaptım. Yapıların tüm açılardan fotoğraflarını inceleyip eşsizleştirmek için nasıl asset’ler kullanıp nasıl anlamlı hale getireceğimin donelerini düşünmeye başladım. Daha sonra hepsini eskizleyip Nespresso Türkiye ile inceledik. Her bir tasarıma küçük künyeler şeklinde metinler hazırladım. Çünkü eserin hem izlendiğinde hem de bizzat kendini anlattığı aşamalar benim için epey mühim. Sonra tüm çizimleri renkleyip kapsüllerin kendi renkleriyle nasıl görüneceği konusunda dijital olarak bir yol haritası çıkarttım. Tüm bu çizimler daha sonra belirlenen ölçeklerde üç boyutlu şekilde modellendi. Bu modellerden yine üç boyutlu baskı parçaları alıp birleştirdim ve kapsüllerle giydirmeye başladım. Her bir kapsül, bulunduğu yer ve aldığı formla benim de çok içime sinen eserlere dönüşmüş oldu.
Malzeme olarak alüminyum kullanmanın üretim sürecinde zorladığı veya şaşırttığı noktalar oldu mu?
Nespresso Türkiye’nin İstanbul eserlerinde daha çok ikonik yapıları tercih ettik. O yüzden bu yapıların çoğu detayına sadık kalarak eserler üretmek istediğimizden bu eserlerin bazı noktalarında küçük ve işlemenin zorlu olduğu parçalar bulunuyordu. Ama az önce bahsettiğim gibi Nespresso kahve kapsülleri çalışmanıza birçok anlamda cevap verebiliyor. O zorlu yerlere hem kapsüllerden küçük parçalar keserek hem de bazı yerleri boyayarak müdahalelerde bulunabildim. Tam olarak istediğim sonuçları da verdi. Akrilik boya kullandığım alanlarda kapsüllerin boyayla olan ilişkisini çok şaşırtıcı buldum diyebilirim. Boyayı çok iyi tutan, fırçanın bazen tuvalde bile çok zorlandığı alanlarda kapsül yüzeyinin rengin opaklığını hiç bozmadan harika bir tutucu ve kapatıcı etkiyle çok iyi eklemlenmesi beni çok şaşırttı ve mutlu etti.
Bu iş birliği sayesinde asırlardır ticaret yollarının kesişiminde kahve kültürünü şekillendiren ve aynı zamanda dünyanın ilk kahvehanelerine ev sahipliği yapan İstanbul’un hikayesi, sonsuz kez geri dönüştürülebilen Nespresso kapsülleriyle yaratılan eserlerde yeniden hayat buldu. Eser olarak İstanbul’u yansıtan neler ortaya çıktı?
İstanbul, tarihi ve kültürel dokusuyla zaten çok zengin bir şehir. Bir sanatçı olarak size çokça şey sunan ve ilham veren birçok nokta var. İstanbul zaten tüm eserlerin ana arterini oluşturdu ama onu tanımlayan veya onunla özdeşleşen o kadar çok ikonik parça var ki bu zenginlik tatlı bir zorluğa bile dönüştü diyebilirim. Mimari yapılar, insanlar, yiyecekler, objeler, hayvanlar hepsi buraya ait olan ve simgeleşmiş birçok ilham verici detay var. Bu seride daha çok yapılar ve mekanlar üzerine eğildik. Galata Kulesi, Kız Kulesi ve boğazın iki yakasını bağlayan köprülerden ilham alan eserler baş aktör oldu. Galata Kulesi’ne kanatlar ekleyerek hem o tarihi yansıtmayı hem de tasarımı güçlendirmeyi hedefledik. Köprüde bize ikonik laleler eşlik etti, Kız Kulesi’nde ise üç renkli bir İstanbul kedisi figürü tasarladık.
Yarattığınız eserlerde daha önceki çalışmalarınızdan izler taşıyan dokunuşlarınız oldu mu?
İstanbul aşığı bir çizer olarak daha önceki öykülerimde de insan ve şehir odaklı birçok detay vardı zaten. Şehir dokusuna, sesine, canlılığına kulak kabartarak onu yaşamaya, içinde üreterek ona daha da anlam katmaya çalışan biriyim. Beni yansıtmayan, benden bir şeyler içermeyen bir eserim olmadı henüz. İstanbul, kahve, doğal güzellikler, ikonik yapılar, çiçekler ve tabi ki kediler daima özel ilgi alanlarım oldu ve bu birleşimden ortaya çıkan eserler benim için üretirken de tamamlandıklarında da çok özel bir yere sahip oldular.
Kahve kapsüllerinden oluşan eserleriniz şu an için nerede sergileniyor? Kahve ve sanatseverler eserlere nasıl ulaşabilir?
İzleyiciler Bağdat Caddesi, Vadistanbul ve İstanbul İstinyePark Nespresso butiklerinde eserleri görebilirler. Dijital olarak zaten eserlerin üretim aşamalarından hazırladığımız video ve fotoğraflar var. Yine Ankara’da 15 Kasım’dan itibaren kişisel sergim Floreluctus’la beraber Unite galeride Ankara’daki sanatseverlerin beğenisine sunacağız. Ben sanatta heyecanlanmaya ve cesaretlenmeye çok inanıyorum. İzleyicilerin de eserleri görüp kendi kullanılmış kapsüllerinden bazı denemeler yapacağını düşünüyorum. Eminim onlardan da çok güzel çalışmalar çıkacaktır.
Nespresso Türkiye ile yaptığınız bu iş birliği doğrultusunda İstanbul’u veya Türkiye’den başka şehirleri de simgeleyen yeni eserler gelecek mi?
Nespresso Türkiye ile birlikte projemizi çok daha genişletmek ve yaymak gibi fikirlerimiz var. Sürdürülebilirlik çok geniş kapsamlı bir konu, hayata geçirmek istediğimiz işaret etmek için üzerinde çalıştığımız birçok başlık da var. Şimdilik sürpriz olsun ama sanat ve kahve yan yana daha nice güzel projelerde birlikteyiz.
Sizce sanat, yaşama ve umutsuzluğa bir alan açar mı?
Benim için sanat, bir şeyi onarmak ya da açıklamak için değil, var oluşa bir biçim vermek içindir. Umutsuzluğu yadsımaz, onu dönüştürür. Tıpkı sürdürülebilirlik konusu için de söylediğim gibi. Bazen bir renk, bazen bir sessizlik, bazen bir jest olarak. Ve bu dönüşümün içinde, yaşam kendine küçük bir yer bulur. Sanat, umutla umutsuzluk arasındaki o gerilimi taşır, belki de tam bu yüzden gerçektir.
Kişisel olarak yakın zamanda planladığınız yeni projeler var mı? Ufak tüyolar alabilir miyiz?
Yeni sergim yakın zamanda izleyiciyle buluşmaya başladı. Sıradaki durağımız Ankara’da olacak. Aynı zamanda yakında başlamak istediğim bir çizgi roman projem var, uzun süredir bir metni var elimde ama henüz nasıl bir teknikle anlatacağıma karar verememiştim. Farklı deneysel şeyler yapmayı seviyorum. Bunun da çarpıcı ve estetik olarak başka bir yerde durmasını hedefliyorum. Ve tabi ki az önce bahsettiğim gibi Nespresso Türkiye ile bol sanatlı ve kahveli harika iş birliklerimiz sürecek. Adım adım projeler netleştikçe duyuracağız. Heyecan dolu, kahve kokulu bir sanat süreci bizi bekliyor diyebilirim.
Kapak Fotoğrafı: Nespresso Türkiye
İlginizi çekebilir: Ece Zeren Aydınoğlu’ndan Esra Öztay Güraras ile: “Yaşat, Sev, Oku” Sergisi Üzerine

Halil Şimşek 













Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!