“Leziz”, aynı evi paylaşan iki kadının ev sahiplerinin üst kata taşınmasıyla sarsılan dengelerini anlatıyor. Hayatta kalma yolları farklı olsa da birbirine tutunan iki kadın, dışarının içeri sızmasıyla kimliklerini, kırılganlıklarını ve aidiyet kurma biçimlerini yeniden tartışmak zorunda kalıyor. Evlerini ve düzenini kaybetme endişesi içerisinde iki kadın birbirleriyle daha şeffaf bir iletişim kuruyorlar. Kendilerini de es geçmeden inşa ettikleri alanı savunmaya çalışan iki kadının hikâyesi, sade ve samimi cümlelerin oyuna sağladığı etkileyici akışla birlikte izleyici için kuvvetli bir seyir sunuyor. Yaşam Özlem Gülseven‘in yazdığı, yönetmenliğini Anıl Can Beydilli‘nin üstlendiği “Leziz”in oyuncu kadrosunda Ceren Taşçı, Dilşah Demir ve Metin Coşkun yer alıyor. Oyunun sahnelenme biçimini ve oyunun merkezine aldığı kavramların oyunculuk alanı açısından sağladığı imkanlara dair merak ettiklerimi Ceren Taşçı’ya sordum.

leziz-33036-2
“Leziz” Oyun Afişi | Fotoğraf Kaynağı: Bahçe Galata (Afiş Tasarım: Tolga Güneş)

“Leziz” oyununun metniyle ilk temasınız ne zaman ve nasıl oldu? Sizde uyandırdığı ilk duygu ve düşünceler neler oldu?

Yönetmenimiz Anıl Can Beydilli’nin aramasıyla oldu. Kendisini ve Artalan Kolektif’i uzun zamandır takip ediyordum. Bir de Bahçegalata yapımı olacağını ve ekibi duyunca metni okumadan heyecanlanmıştım. Okur okumaz da içinde olmak istediğimi söyledim. Yaşam’ın yazdığı metin çok sahici, çok katmanlı ve çok incelikliydi. Etkilenmemek mümkün değildi.

Bir metinle karşılaştığınızda prova ve sahneleme aşamasına kadar süreç sizin için nasıl işliyor? “Leziz” oyunu özelinde biraz anlatır mısınız? Hazırlanırken nerelere, nasıl hikayelere ve hangi kaynaklara baktınız?

Benim için süreç prova ile sınırlı değil; hayatın tamamı provaya dönüşüyor. O dönem hayatımda her ne oluyorsa en önemli şey prova oluyor ve “Leziz”de de öyle oldu. Masa başında karakterlerin sosyo-ekonomik arka planlarını, eğitimlerini, aile geçmişlerini, dünyayla kurdukları ilişkileri uzun uzun konuştuk. Metnin sunduğu verileri ciddiyetle ele alıp üzerine düşünmek, tartışmak ve en önemlisi birlikte zaman geçirmek belirleyici oldu.

dsc0857
Ceren Taşçı | Fotoğraf Kaynağı: Ali İhsan Elmas

Metnin içinde var olan aidiyet, kimlik, ötekinin bakışı gibi kavramlarla gündelik ve profesyonel yaşamınızda nasıl ilişkileniyorsunuz?

Aidiyet meselesi üzerine uzun zamandır düşünüyorum. Bir yere, bir sokağa, bir insana, bir ülkeye ait hissetmek… Bazen köklerimi yerinden oynatmanın bana iyi geldiğini fark ediyorum. Bazen de kendimi çok yalnız, köksüz ve bağlantısız hissediyorum. İlginç olan şu ki, hiç bilmediğim bir ülkede bir anda güçlü bir aidiyet duygusu yaşayabiliyorum. O yüzden sabit bir şey değil aidiyet benim için. Dönüşen bir şey… Bir ‘an’ a ait hissediyorum kendimi daha çok. Şarkılara, filmlere, oyunlara, bazen bir kokuya, bazen gökyüzüne, bazen bir rakı sofrasındaki dost muhabbetine, denize, ağaca, en çok da hayvanlara ve doğaya ait hissediyorum…

Kimlik meselesi ise çelişkili bir alan benim için. Bir yandan kimliğin dışarıdan tanımlanmasına karşıyım, bir yandan da gerektiğinde kim olduğunu sonuna kadar savunmanın hayati olduğuna inanıyorum. Ezgi karakteriyle bu anlamda güçlü bir ortaklık kuruyorum. Oyunda farklı kuşaklardan üç insanın birbirine dair ön yargılarını fark etmesi ve buna rağmen birbirini anlamaya çalışması, en azından anlamaya yaklaşması çok kıymetli geliyor bana. Bir sigara anında kurulan küçük bir temas bile, aslında her şeyin ne kadar basit olabileceğini ama bizim dünyayı birlikte yaşanmaz hale getirmekte ne kadar mahir olduğumuzu gösteriyor.

Sahnede bu kavramların doğurduğu ilişkilenme biçimlerine dair söz söylemek bir oyuncu olarak size nasıl bir alan açıyor?

Tiyatronun, hikâye anlatıcılığının çok güçlü bir etki alanı olduğunu düşünüyorum. Medyanın etkisiyle kıyaslanamaz belki ama sahnede göz göze, diz dize kurulan ilişki; birlikte bir an paylaşmak, birlikte düşünmek hala çok değerli. “Leziz” gibi bir hikâyenin parçası olmak, tam da bu dönemde, bana çok anlamlı geliyor. Renklerimizle, cinsel yönelimlerimizle, olmak istediğimiz her halimizle tiyatroda ve her yerde sesimizi çoğaltarak var olmaya ve hikâyelerimizi anlatmaya devam edeceğiz. Hikâyelerimizi anlatmaya devam etmek, görünür kılmak, birbirimize temas edebilmek… Bunların hepsi başlı başına bir direniş biçimi gibi geliyor bana. 

gybg1410-1
“Leziz” Oyununda Ceren Taşçı ve Dilşah Demir | Fotoğraf Kaynağı: Gençer Yurttaş

Basitçe ve samimi kurulmuş cümleler, oyuna sade ve etkileyici bir akış sağlamış. Diyaloglar, sahneler ve oyuncular arasında doğal bir dolaşımla gerçekleşiyor. Oyunun yazım ve sahnelenme biçimi, sizin için ve diğer oyuncular için nasıl bir oyunculuk ihtimali doğurdu?

Hikâye çok tanıdık, diyaloglar çok sade ve gerçek. Böyle olunca oyuncu olarak “oynamak” yerine “olmak” gerekiyor. Seyirciden sık sık “bağımsız film izler gibi izledik” geri bildirimi alıyoruz. Bahçe Galata’nın mekânsal yapısı ve rejinin seyirciyle kurduğu yakınlık da bu etkiyi güçlendirdi. Her şey çok görünür oluyor; o yüzden büyük numaralara gerek kalmıyor. Zaten saklanacak yer yok.

Oyun oynamanın doğası gereği karşındakini gözeterek oynamak, hareket etmek, söz söylemek ve alan açmak gerekiyor. Bu metnin ve oyunun sahneleniş biçimi özelinde düşünecek olursanız sahnede diğer oyuncularla nasıl bir iletişiminiz olduğunu düşünüyorsunuz?

Biz de sahnede sürekli birbirimizi gözetiyoruz. Bir an bile koparsak hemen hissediyoruz. Ne kadar iyi dinlersek, ne kadar anda ve birbirimizde olursak oyun o kadar akıyor. Dilşah ve Metin abiyle sahneyi paylaşmak büyük bir şans. İkisi de çok güçlü oyuncular.

leziz-3
“Leziz” Oyununda Metin Coşkun, Ceren Taşçı ve Dilşah Demir | Fotoğraf Kaynağı: Gençer Yurttaş

İçeriyi savunurken dışarıdaki bakışları savuşturmak gerekiyor. Kendine kendin olabildiğin korunaklı bir alan yaratmaya çalışmak hayatın neredeyse her alanında mücadele gerektiriyor. Sizce “Leziz” oyunu bu mücadeleye dair neler söylüyor?

Bu oyun, farklı mücadele biçimleri geliştirmiş üç insanın hikâyesi. Ezgi dış dünyayla maske takarak, yalan söyleyerek baş etmeyi öğrenmiş. Özlem içeri çekilerek, evini ve kimliğini koruyarak bir savunma hattı kurmuş. Mehmet Bey ise gizli küçük kaçamaklarla kendi alanını açmaya çalışıyor. “Leziz”, mücadelenin tam merkezinde duruyor. Oyun; karakterlerin kendi kimlikleriyle verdikleri mücadeleyi, barınma ve hayatta kalma meselesini, birbirinden çok farklı insanların aynı alanı paylaşma ihtimalini ve bunun yarattığı çatışmaları birlikte ele alıyor. Hepimizin bu coğrafyada bireysel mücadele alanları var. Ama bir de birlikte mücadele etmemiz gereken şeyler var. Ve farklılıklarımıza rağmen bir arada yaşayabilmeyi başaramazsak birlikte mücadele de edemeyiz diye düşünüyorum. “Leziz”, küçücük bir apartman dairesinden şu soruyu soruyor aslında: Birlikte yaşamayı başarabilecek miyiz? 

gybg1220
“Leziz” Oyununda Ceren Taşçı | Fotoğraf Kaynağı: Gençer Yurttaş

“Leziz”, küçük anlarda hikâyenin barındırdığı belirsiz endişeye dair bazen tartışarak bazen inatlaşarak bazen susarak karakterlere bir uzlaşı alanı sunmayı başarıyor. Sizce de her zaman uzlaşmanın bir yolu var mıdır?

Hayır. Uzlaşma ancak bütün taraflar gerçekten istiyorsa mümkün. Anlayış, emek, bazen fedakârlık ve çoğu zaman da mücadele gerektiriyor. Her durumda mümkün değil.

Kapak Fotoğrafı: Gençer Yurttaş

İlginizi çekebilir: Enes Kudu’dan Deniz Celiloğlu ile: Güneşin Oğlu Üzerine