– 2018’de Yasemin Dormen ile yaptığımız güncel Netflix röportajı için tıklayın.

“Ruhunda kaos olmalıdır ki dans eden bir yıldız yaratabilesin.” – Nietzsche. Bu söz Yasemin Dormen’in belki de hayatı şekillendirdi. Özgürlük düşkünü, “keyif aldığımız hiçbir şeyi bırakmamamız, her şeyi bir kez denememiz gerektiğine” inanan, söyleyecek çok fazla şeyi olan – bu yüzden theMagger’da yazan, sosyal, hoş sohbet, çok yönlü bir karakter Yasemin. Haldun Dormen gibi bir dedeye ve Betül Mardin gibi muhteşem bir babaanneye de sahip olmanın etkisi büyüktür şüphesiz… Durum böyle olunca bize soruları sormak, gelen dolu dolu, keyifli cevapları sizlerle paylaşmak kalıyor… Karşınızda Yasemin Dormen!

 

Yasemin! Kısaca kendinden bahseder misin? Kimsin, neredensin, neler yaparsın?

Böyle sorular karşısında insan bir bakakalıyor ben gerçekten kimim neyim nereden geldim diye. Ama basitçe başlayacak olursam 25 yaşındayım, İstanbulluyum ama ailemin nereden olduğı kısmı biraz karışık hepsinin ayrı bir hikayesi var. Seyahat etmeyi, yeni yerler görüp, her gün yeni bir şeyler öğrenmeyi seviyorum. Hayatta her şeyin en az bir kere denenmesi gerektiğine, keyif aldığımız şeyleri de asla bırakmamamız gerektiğine inanıyorum…

Seni en iyi tanıyan 5 insana “Yasemin Dormen” desek söyleyecekleri 5 sıfat ne olurdu sence?

Fazla dürüst, yufka yürekli, enerjik, sosyal, heyecanlı.

Çok yönlü bir insansın; sinemayla çok ilgilisin, kitap kurdusun, fotoğraf çekiyorsun, çok geziyorsun, spirituality hayatının merkezinde. Profesyonel hayatın içindesin. Bunların hepsi Yasemin’i gün geçtikçe ne yönde ve nasıl şekillendiriyor? 

İnsanın sevdiği şeylere zaman ayırabilmesi çok önemli. Ben hiçbir şeyin zorla yapılmaması gerektiğine inanıyorum. Kitap okumak, sinemaya gitmek, yoga yapmak, fotoğraf çekmek benim zamanımı iyi geçirdiğim anlamına geliyor. Bütün bunlar beni besliyor. Çalışma hayatında da yaptığınız işi seviyor olmanız çok önemli. Eğer sevmeyerek işe gidiyorsanız bunun ilkenceden bir farkı yok. Haftanın 5 günü çalışıyoruz, sevmeyerek kimse zamanını bir şeye yatırmamalı. Ben sevdiğim bir iş yaptığım için çok şanslıyım. Spirituality ise kendi gelişimim açısından çok önemli bi geçiş oldu hayatımda. Başta çok dalga geçiyor, hiç inanmıyordum. Şimdi ise tüm hayat tarzımı, kendimle ve etrafımla olan ilişkimi değiştirdi. İlaç almayı bıraktım, homeopatik tedavi uygulamasına geçtim. Vücudumu ve kendimi dinler oldum ki bunlar bir insanın kendine yapabileceği en önemli şeyler. Hepimizin kendine iyi davranması gerekiyor, ben de bütün bu yaptıklarımla bunu öğrendim.

Haldun Dormen ve Betül Mardin gibi başarılı insanların torunu olmak nasıl bir duygu? Deden ve babaannenle ilişkiniz nasıl? Tiyatronun içinde büyümüş olmalısın…

Haldun Dormen ve Betül Mardin olarak tanımadan önce dede ve babaanne olarak bildim ben onları. Babaannem çok ayrı, bütün bu işleri arasında ailedeki yeri, bize olan ilgili, her an yanımızda olmasına çok hayranım her zaman. Dedemin ise hayattaki tek aşkı tiyatro, bize son 10 senede çok düşkünleşti. Şimdi kızıyor bana birkaç gün konuşmazsak… Dedemle daha çok benziyoruz, ikimiz de Koç burcuyuz. İnatçı biraz da benciliz o yüzden bazen çatışabiliyoruz. Ama küçüklüğümden beri beni büyüleyen bir dünyaydı dedeminki, tiyatro benim hayatımın ilk heyecanı, bugün olduğum insanda çok büyük katkısı var tiyatroyla iç içe büyümüş olmanın. Ama bir insanı sanat aşkının değerinin bir ülkede bir şeyler yapma çabasının ne kadar yıpratıcı olduğunu da birebir yaşadım gördüm, bu çok üzücü bir şey. İkisi de bence çok bu ülkenin zenginlikleri arasında, kendi dönemlerinin yaratıcı ruhları, engelleri yıkıp çok büyük işler başarmışlar. Torunu olarak insanda bir beklenti yaratıyor. Hayatta ne olursa olsun ben de başarılı olacağım, genlerimde var diye düşünüyorsun ama onların ne kadar çok çalıştıklarını- ki hala devam ediyor ikisi de unutmamak lazım. Enerjileri çok etkileyeci umarım biz de yaşlanınca bu kadar enerjik hayat aşkıyla dolu oluruz.

Kolundaki dövmeden, Nietzsche’ye olan hayranlığınından biraz bahsedebilir misin?

 

Ben üniversiteye tiyatro okuyacağım fikriyle gittim ama kendimi bir anda Yunan mitolojisi ve politik teori derslerinin içinde buldum. Çok sevdiğim bir profesörüm vardı, onun bütün derselerini aldım neredeyse ve bu şekilde de Nietzsche’nin felsefesiyle tanışmış oldum. Temelinde yerleşmiş düzenin, sürü mantığının yaratıcılığı ve yenilikleri yok ettiğini savunan bu felsefe beni çok etkiledi. Annem hep der, 70’lerde doğmuş olsaydın kesin hapislerde sürünüyordun diye. Ben de bunun üzerine koluma küçük de olsa sistemin bir parçası olmak yerine sürekli sorgu halinde olmamız gerektiğini hatırlatan “Ruhunda kaos olmalıdır ki dans eden bir yıldız yaratabilesin” sözünü yazdırdım, düzeni sorgulamayı, biraz aykırı olmayı unutmamak için.

En son… 

_Hangi film seyrettin? Biraz geç kalarak Perfect Sense filmini izledim, herkese tavsiye ederim. İki hafta geçti ben hala etkisinden çıkamadım. Onun dışında sinemada son Silver Linings Playbook izledim, çok güldüm, çok duygulandım. Kesinlikle tavsiye ederim.

_Hangi kitabı okudun? The Night Circus kitabını okudum. Biraz büyülü, biraz fantastik biraz da romantic. Benim gibi sihire meraklıysanız mutlaka okuyun.

_Hangi albümü aldın? Albüm almayalı çok uzun zaman oldu, kendim içim itunes’dan Lana Del Rey’in Paradise albümünü aldım. Bir de özel biri için Pink Floyd’un plakını aldım, ben de biriktirmeye başlasam mı diye düşünüyorum.

_Hangi mekanı keşfettin? Son olarak Bebek’te yeni açılan Pastel’i keşfettim, ve hayatta en sevdiğim kahve olan Flat White’ı İstanbul’a, bir de evime 5 dakika mesafeye getirdikleri için şu an en favori mekanım.

Colinos’ta çalışıyorsun. Sosyal medya ve yeni medyayla iç içesin. Yaptığın işi seviyor musun? Yeni medya ne durumda sence? Nereye gidiyoruz?

Yaptığım iş çok dinamik ve heyecanlı. Dijital dünya teknolojinin gelişimiyle sürekli değişiyor. Her gün yeni bir yazılım, yeni bir app ya da online platform doğuyor. Yapılacak çok iş var ancak projeler çok çabuk eskiyor, hızlı davranmak atak olmak lazım. Bence yenilikleri takip eden, hızlı şekilde aksiyona geçebilen kişi ve şirketler çok başarılı olacaklar. Özellikle televizyon dünyasında sosyal medyanın yayılması ile birlikte büyük değişim başladı. İkinci ekranın yanı tablet ve akıllı telefonların hayatımıza çok daha entegre olduğu bir dönemdeyiz. Televizyon izleme alışkanlıklarımızı da köklü olarak değiştiriyor. Daha da önemlisi reklamverenlerin, yapımcıların ve kanalların alışık olduğu ölçümleme sistemleri tamamen başka bir boyuta taşınıyor. Çok heyecanlı gelişmeler oluyor, ben böyle sektörde olduğum için çok mutluyum, her gün heyecanlı bir şekilde işe gidiyorum. Yakın bir zamanda theMagger yazılarımdan birinde bu gelişmelerden bahsedeceğim.

Bu sektörün içinde biri olarak iPad’inde hangi application’lar var? Hangilerini tavsiye edersin bize?

_iPad’imde en sevdiğim application Flipboard. Kendi kişisel derginiz gibi de düşünebilirsiniz. İlgi alanlarınızı seçip, twitter ve Facebook hesaplarınızı bağlayabilir tüm okumak istediğiniz makalelere, tweetlere ve yorumlara bir app üzerinden ulaşabilirsiniz. Design’ı da içeriği kadar güzel olan bu app benim vazgeçilmezlerim arasında. Songza bir başka vazgeçilmez. Her mod her ana göre playlist’ler bulunuyor, şarkılar çok özenle seçilmiş. Herkesin zevkine hitap ediyor. Şimdi hangi şarkıyı çalsam derdine de son vermiş oluyorsunuz.

_Ben pek oyun oynamayı sevmiyorum ama Logo Quiz en sevidiğim oyunlardan biri haline geldi. Bir gün arkadaşlarımla saatlerce başında oturduk. Algımızın ne kadar açık olduğunu, bazı şeyleri ne kadar farkettiğimizi görmek açısından da çok iyi.

_Kullandığım diğer app’ler ile ilgili bir yazı yazacağım theMagger’a, bu konuda canım arkadaşıma sözüm var, detaylarını sonrası için saklıyorum o nedenle.

Amerika’da okudun, sonrasında İstanbul’a geldin. İstanbul kültür&sanat, mekanlar, etkinlikler, yaşayan insanlar ne durumda sence? Döndükten sonra zorluk çektin mi? 

İstanbul bence şu an dünyadaki en heyecanlı şehirlerden bir tanesi. Sürekli keşfedecek yerler var, gidilecek sergiler, bilet alınacak konserler.. Hangisine yetişeceğini şaşırıyorsunuz, sürekli geri mi kaldım diye düşünüyorsun ki bence bizim yaşımızdaki insanların benimsemesi gereken hayat tarzı bu. Ama ben İstanbul’un değerini yeni yeni anladım çünkü ilk Amerika’dan döndüğümde çok zorlandım. Alıştığım düzenden çıkmak, birçok arkadaşımın dünyanın ayrı köşelerine dağılması, buradaki kültürden uzak kalmış olmak yordu beni. Ama insan zamanla her şeye alışıyor. Özellikle yanınızda birlikte her şeyi yapmaktan keyif aldığınız, sizi daima besleyen arkadaşlarınız varsa her şey çok daha güzel oluyor. Şimdi iyi ki dönmüşüm diyorum ama daha dünyada görülecek yaşanacak çok şehir var; bir yandan da aklım onlarda değil desem yalan olur.

Seninle ilgili bilmediğimiz 3 şey söyler misin?

_Bembeyaz kutup ayısı gibi bir golden retrieverım var, adı Milk. Kendisi hayatımın aşkı.

_Hala hayatta en çok yapmayı sevdiğim şeylerden biri çizgi film seyretmek.

_Sadece patates kızartması ve hardal yiyerek yaşayabilirim.

Seninle genelde iş çıkışı nerelerde/ne yaparken karşılaşabiliriz?

Cihangir Yoga’da yoga yaparken, All Sports’ta ya arkadaşlarım ya da kendi başıma yemek yiyip bir şeyler içerken (kendi başımaysam kitabımla tabii ki), Bebek’te Milk’le yürüyüş yaparken ya da Lucca’da kızlar toplantısı halindeyken karşılaşmamız mümkün. Yorgun değilsem Karaköy ya da Pera’da karşılaşmamız mümkün. Hafta sonu daha büyük olasılık ama :)

Şu zamana kadar gezdiğin şehirlerden hangi alanda hangileri favorin?

Londra: Benim her zaman için Londra en özel şehirlerden biri olacak. Londra’nın da İstanbul gibi keşfedilecek köşeleri var ama en önemlisi oturmuş bir kültürleri, beni benden alan asil bir tarzları var. Bütün binalar, evler bana pasta gibi geliyor. Belki de mimarisi nedeniyle bu kadar çok seviyorum. Hayatımın bir döneminde mutlaka orada yaşamak istiyorum, belki ailemden herkes bir dönem yaşadı diye belki küçüklüğümden beri gittiğim için alışılmış hissinden dolayı.

Jamaica: Hayatımın en güzel tatillerinden biri ise Jamaica’da geçirdim. Montego Bay tam anlamıyla cennetten bir yer. Doğası, denizi, insanlarıyla sadece pozitif enerji taşıyan bir yer.

Beyrut: Son olarak ise Beyrut en etkilendiğim şehirlerden biri. Çok 72 saate yakın bir süre kalmama rağmen ben de büyük bir iz bıraktı. Duvarlarda, kapılarda kurşun izleri, savaşın etkisi üzerinde kalmış olan bir toplumun hayattan keyif alış şeklini görmek tarif edilemez bir deneyimdi benim için.

Önümüzdeki ay için ajandanda neler var?

_Önümüzdeki ay Bilgi Üniversitesi’nde bir seminere başlıyorum, öncelikle bunun için çok heyecanlıyım.

_Genç Modern üyesiyim, bu nedenle düzenlenecek olan etkinlikler çok ilginç olacak benim için. Fırsat bulamadığım bazen de atladığım sergileri, filmleri kaçırmayacak olduğum için mutluyum.

_Onun dışında bu ay ve önümüzdeki ay birçok film var izlemek istediğim, malum Oscar’lar yaklaşıyor. Keşke vizyon tarihleri geç olmasa, aşmamız gereken bir başka konu da bu bence.

Sen de bir magger’sın! theMagger hakkındaki düşüncelerini alabilir miyiz?

theMagger’ın benim için yeri çok başka çünkü ben bu projenin fikir aşamasından beri içindeyim. Canım arkadaşımın dahi buluşu bana göre theMagger. Hep söylüyorum, herkesin kendini ifade etmek istediği ve edebildiği bir yer bulabildiği bir dönemde yaşıyoruz sosyal medya sayesinde. theMagger ise herkesin yaratıcı, meraklı ve kültürel tarafına sesleniyor, kaliteli paylaşımlarla insanların olup biten en güzel şeylerden, en yeni mekanlardan haberdar olmasını sağlıyor. Ben şahsen theMagger’ın tablerimde her zaman açık olduğu günü bekliyordum açıldığı günden beri ve şu an her zaman açık olan tablerden biri haline geldi. Bence çok daha güzel yerlere gidecek bir platform, önü çok açık. Bir magger olmak benim için ayrıcalık çünkü ben de bir blogum olsun isterdim, yazı yazmayı seviyorum ve söyleyecek şeylerim var. Ben ve benim gibiler için theMagger bir dünya yarattı, bundan daha güzel birşey olamaz.

themagger.com/yasemindormen

Instagram: @yasemindormen

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?