11 Haziran Çarşamba akşamı Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen “Tekfen Filarmoni Orkestrası & Bulgaristan Ulusal Filarmoni Korosu”nun görkemli açılış konseriyle başlayan 53. İstanbul Müzik Festivali, yaz mevsimini karşıladığımız bugünlerde bizlere yeniden notalar eşliğinde birbirinden özel anlara tanık ettiğimiz günler yaşatacak. Festival bu yıl “Sınırların Ötesinde” temasıyla benzer geçmiş ve gelenekleri paylaşan Türkiye, Yunanistan, İran ve Azerbaycan’ın saz ve müziklerinin bir araya geleceği konserlerde sınır tanımayan kültürel mirasımızı kutlayacak. Bu konserlerden biri de müziğin insanlar üzerinde sağaltıcı ve birleştirici etkisi olduğuna inanan Nobel İlaç’ın gösteri sponsorluğunda gerçekleştirilecek “Tellerin Aşkı” konseri olacak. Coşkun Karademir’in festival için hazırladığı konser, müzikseverleri İran, Azerbaycan ve Türkiye’nin telli çalgılarının sınırları aşan sihri altında tarihi bir gezintiye çıkaracak.

coskun-karademir-2
Coşkun Karademir | Fotoğraf: Egemen Pırlant

Coşkun Karademir’in kopuz ve bağlaması, Derya Türkan’ın İstanbul kemençesinin incelikli sesleri, Saman Samimi’nin kemençesinin derin ve dokunaklı tınıları ile İbrahim Babayev’in tarının coşkulu melodileri, bu büyülü müzik yolculuğunda bir araya gelerek evrensel bir müzik dili yaratacak. Kendilerine konuk sanatçı olarak eşlik edecek isim ise perküsyonda Burak Çakır olacak. Ben de enstrümanların polifonik zenginliği ve tınısal benzerliklerinin, sınırları aşan zamansız bir yolculuğa kapı aralayıp her bir telin geçmişin ruhunu gelecekle harmanlayacağı konser öncesinde Anadolu’nun seslerini sanatına işleyen bağlama ve kopuz ustası Coşkun Karademir ile projenin ayrıntılarını konuşma fırsatı buldum. Konserin 23 Haziran Pazartesi günü saat 21.00’de Sakıp Sabancı Müzesi – Fıstıklı Teras’ta gerçekleşeceğini hatırlatarak keyifli ve ilham veren okumalar dilerim.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Borusan Holding sponsorluğunda gerçekleştirilecek 53. İstanbul Müzik Festivali’nin bu yılki teması “Sınırların Ötesinde”. Bu tema çerçevesinde, benzer geçmiş ve gelenekleri paylaşan Türkiye, Yunanistan, İran ve Azerbaycan’ın saz ve müziklerinin bir araya geleceği konserlerde sınır tanımayan kültürel mirasımız kutlanacak. “Tellerin Aşkı” da kanaatimce festivalin bu yılki temasına en uygun konserlerin başında geliyor. Öncelikle festival için hazırladığınız bu projenin hikâyesinin nasıl ortaya çıkıp bugünlere ulaştığını konuşarak başlayalım röportajımıza.

Farklı ülkelerin telli sazlarıyla, bu sazların icracılarıyla ilgili merakım ve zaman içinde geliştirdiğim ilişkiler, elbette ki kendi enstrümanım ve bu enstrüman vasıtasıyla sürdürmeye çalıştığım müzikal yolculuğun getirdiği bir serüvendir aslında. Zaman zaman bu diyalogları farklı konseptlerde üretimlere dönüştürdüğüm de olmuştur konser, CD vb. anlamında. Ama birden fazla telli saz ustasını ve bununla birlikte müzikal disiplini bir araya getirdiğim ilk konser projesi Tellerin Aşkı diyebilirim. Fikri uzun zamandır içimde gezdirdiğim bir hakikat, tabii ki sadece üç ya da dört ülke özelinde değil, esasında çok daha geniş bir coğrafyaya kulak verip emek sarf etmişimdir uzun zamandır. Lâkin yakın coğrafyamızdaki müzikal etkileşimin getirdiği bağ, benim Türkiye, İran ve Azerbaycan ekseninde bir karara götürdü diyebilirim. Daha sonra içeriğin son şeklini, projeyi anlattığımda en az benim kadar heyecanlanan ve hayata geçmesine vesile olan, İstanbul Müzik Festivali Direktörü sevgili Efruz Çakırkaya ile birlikte tamamladık diyebilirim.

coskun-karademir-3
Coşkun Karademir | Fotoğraf: Coşkun Karademir

Birbirinden farklı coğrafyaların müziklerine yönelik araştırmalarınızda dünyaca ünlü sanatçılarla ortak projeler gerçekleştiren, Anadolu’nun seslerini sanatınıza işleyen bir bağlama ve kopuz ustasısınız. Bu bağlamda “Tellerin Aşkı” projesinin kariyeriniz ve tabii ki bu coğrafya ile yakın coğrafyamız açısından nasıl bir önemi mevcut?

Kıymetli ney üstadımız Niyazi Sayın hocamızın müzik tarifi şöyle: “Müzik; iki ses arasındaki manevi münasebettir.” Bu tarife gönülden katılarak, aslında enstrümanların ve usta icracıların buluşması da sadece müzikal bir münasebetten öte, kültürler üzerinden toplumların da hasbihal etme yollarından biri diye düşünüyorum. Bunu, yıllar içinde müziğimi götürdüğüm tüm coğrafyalarda gördüm ve derinden hissettim. Bu yolla kurulan ve geliştirilen diyalogların da pozitif anlamda kalıcı temeller attığına inanıyorum. Benim için, sadece bir müzisyen buluşması değil, toplumların da o an sahnede bir olma, cem olma halidir “Tellerin Aşkı”. İki ses arasındaki manevi münasebetin, ona sebep olan müzisyenler eliyle, aslında o toplumların birbirleriyle olan bağlarına daha da derinlik katacaktır. Açıkçası bu inanışa fazlaca sarılıyorum ve bana çok kıymetli geliyor. Kariyerimde böylesi değerli bulduğum bir perspektifin zaman zaman hayat buluyor olması da çok güzel bir duygu.

derya-turkan
Derya Türkan | Fotoğraf: İKSV

Peki projenin ismi “Tellerin Aşkı”, festivalin bu yılki teması olan “Sınırların Ötesinde” ile nasıl özdeşleşip birbirini tamamlıyor? Ayrıca “sınırların ötesi” tanımlaması sizin için neyi ifade ediyor?

“Tellerin Aşkı” içeriği itibarıyla, esasında sınırlarımızın ötesinden ustalarla bir araya gelerek kurguladığım bir proje. Müzikal üretimlerime ve kariyerime baktığınızda, bu buluşmaları ne kadar önemsediğimi de göreceksiniz. Bu bağlamda “Sınırların Ötesinde” temasıyla ciddi anlamda bir ünsiyet kurabiliriz. Bu temanın bendeki duygusu ise müziğin, sınırları ve farklılıkları ortadan kaldırabilme gücüne sarılabileceğimizdir.

Konserde kemençeye dünya müzik sahnesinde kalıcı bir yer kazandıran büyük usta Derya Türkan, İran’ı 60. Venedik Bienali Çağdaş Müzik Festivali ile 2017 WOMEX’te temsil eden besteci, kemancı ve kamança sanatçısı Saman Samimi ve Azerbaycan’ın sevilen çalgısı tarın usta yorumcusu İbrahim Babayev ile sahnede olacaksınız. Eserleri Türkiye, İran ve Azerbaycan’dan sanatçıların bir araya geldiği bir konserle müzikseverlere aktarmak sizin için nasıl bir duygu? Çok kültürlü, dilli ve sesliliğe sahip böylesine renkli bir projenin yaratım sürecinde sizin en çok ne etkiledi?

İran, uzun yıllardır müziğine emek verdiğim ve hayranlık duyduğum bir coğrafya. Sayısız sanatçısı ile bir araya geldiğim, üretimler yaptığım, dostluklar kurduğum bir yer. Bendeki yeri ayrıdır. Azerbaycan ise, hepinizin malumu olan ortak değerlerimizin dışında, Etnomüzikoloji doktorası yapmaya gittiğimde müziğini daha da derinlemesine inceleme şansı bulduğum, yine son derece kıymetli bir yer. Esasında, bu üç ülkenin her şeyi birbiriyle bir hayli girift. Bugünkü ülke sınırlarının ötesinde bir bağdan bahsediyorum; dil, din, sosyal hayat, edebiyat, kültür vb. daha birçok ana unsur… Bu durumun doğal bir yansımasını müziklerde de görüyoruz. Ama bir de kendilerine has özellikleri, teknikleri, detayları var ki, zaten beni bu üretimlere meylettiren de o nevi şahsına münhasır nüanslardır. Müzik üzerinden okumaya çalıştığım bu lezzetleri, yine sazların ve ustalarının eliyle dinleyiciye aktarma motivasyonu benim için açıkçası yeterli bir hareket sebebiydi.

i%cc%87brahim-babayev
İbrahim Babayev | Fotoğraf: İKSV

“Tellerin Aşkı” konseri; İran, Azerbaycan ve Türkiye’nin kadim telli çalgılarını sahnede bir araya getirerek bu çalgıların polifonik zenginlikleri ile tınısal benzerliklerinden sınırları aşan, büyülü bir müzikal yolculuk yaratacak. Kopuz, bağlama, İstanbul kemençesi, tar ve kamançanın telli çalgı olmanın yanında birbiriyle bütünleşen nasıl bir yapıya sahipler?

Bağlama ve kopuz, hem mızrapla hem de elle çalınıyor. Tar, mızrapla çalınıyor. Kamança ve İstanbul Kemençesi ise yaylı çalgılar. Bunların yanında sadece yapısal değil, icra tekniği anlamında farklıları da var. Ve hepsinin ortak yanı, gelenekleri itibarıyla makam müziği çalınan enstrümanlar olmalarıdır. Makamsal anlamda da bu üç ülkenin geleneksel müziğinde benzerliklerle beraber farklılıklar da bir hayli mevcuttur. Birbiriyle etkileşimi son derece güçlü olan bu coğrafyaların müziğini, yine makamsal anlamda tek bir şemsiye altında sunabilmek de aynı oranla mümkün. Bizim projemizin müzikal anlamda temel dayanağı da burasıdır diyebilirim.

Gelelim konserin programına. Festival takipçilerini konserde hangi eserler bekliyor?

Türkiye, İran ve Azerbaycan geleneksel eserlerinden meydana gelen bir repertuvar hazırladım. Belirli bir makam örgüsünde seyreden repertuvarımız, bolca emprovizeye de alan tanıyan bir yapıda olacak. Eser örneği verecek olursam; Azerbaycan’dan Ay Işığında, İran’dan Kuşların Çağrısı, Türkiye’den Zahit Bizi Tan Eyleme gibi…

saman-samimi_03
Saman Samimi | Fotoğraf: İKSV

Konserin programında yer alan eserlerin seçimini nasıl yaptınız? Programı oluştururken eserler arasındaki o hassas denge ve bütünlük için hangi noktalara dikkat ettiniz?

Sazlarını ve ustalarını buluşturduğum bu üç ülkenin geleneksel eserlerinden yola çıkarak, gayet de kapsayıcı bir repertuvar hazırlamaya çalıştım. Birbiriyle örtüşen makamların yanında, kendilerine has özelliklerini barındıran makamlara da yer vermeye çalıştım. Bunları da saz ustalarının icra kabiliyetlerine dayanarak emprovizelerle bir geçiş içinde sunmaya gayret ettim.

Festivalde konserler kadar müzikseverlerin dinleme deneyimini zenginleştiren noktalardan biri de konser mekanları. Bu noktada konser için seçilen mekânların programa ve konsepte uygunluğuna da dikkat ediliyor. “Tellerin Aşkı” da Atlı Köşk olarak bilinen Sakıp Sabancı Müzesi’nin tarihi fıstık çamlarıyla çevrili, Boğaz’ı kucaklayan mermer terasında gerçekleşecek. Böylelikle doğu müziğinin makamsal yapılarını batı müziğinin armonik dokusuyla harmanlayarak geleneksel ile çağdaş olanı buluşturacak. Sakıp Sabancı Müzesi ve içeriği de düşündüğümüzde “müzik” ve “mekan” kavramları bu konserde birbirini nasıl tamamlıyor? Bir sanatçı olarak eseri icra ettiğiniz mekanın sizin üzerinizde nasıl bir etkisi mevcut?

Mekânın ruhu her zaman önemsediğim bir konudur. Müzik/mekân ilişkisini elbette her yerde yakalayamıyoruz ama özellikle tarihi dokusu ve sanatsal derinliği olan mekânlarda müzik yapmak, sanırım her müzisyeni derinden etkileyen ve icrasına pozitif duygular katan bir unsur olmuştur diyebilirim. Endless Path albümümü Norveç/Oslo’da bir müzede kaydetmiştim. Mekânın kendi ekosu, benim o albümün sound’unu tamamen o yapıya göre dizayn etmeme zorlamıştı. Günün sonunda hayatımdaki en özel sound deneyimi olmuştu ve mekanın kendi varlığı ve ruhu bizzat albüme yansımıştı. Bundan çok etkilenmiştim. Hatta benim dışımda başkalarını da etkilemiş olacak ki o albüm Avrupa’da “Yılın Albümü” ödülünü almıştı.

coskun-karademir-4
Coşkun Karademir | Fotoğraf: Egemen Pırlant

Peki “Tellerin Aşkı” projesinin festival sonrasında nasıl bir yolculuğu olacak? Festivalde yakalama fırsatı bulamayan müzikseverlerin bu konserle tekrar karşılaşma olanağı olacak mı?

Şu an bu proje özelinde, festival dışında belirli bir takvimimiz yok. İlk olarak İstanbul Müzik Festivali’nde icra edeceğiz, umarız ki son olmaz.

Röportajımızın sonlarında doğru daha kişisel bir soru sormak isterim. Sizce müzik, yaşama ve umutsuzluğa bir alan açar mı?

Bence müzik, kişinin kendi algı kapasitesiyle birlikte hayatında konumlandırabileceği bir duygu dünyasıdır. Kimini ağlatır, kimini güldürür ve hepsi de insan içindir. Müzik de, kendisini üretenden gayrı olmadığı için, insanı türlü hale büründürmesi de son derece normaldir diye düşünüyorum. Biz ne isek, ne kadar isek, elimizden çıkan müzik de odur, o kadardır.

Kariyerinizin bundan sonrası için üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz mevcut mu? Ufukta görünen çalışmalarınız arasında tüyolar alabilir miyiz?

Şimdilik net bir şey söyleyemiyorum maalesef, nadas dönemime denk geldiniz sanırım.

Röportajımızı konsere katılacak müzikseverlere vereceğiniz mesajla noktalayalım dilerseniz. Konser öncesinde bu projeyle daha sıkı bir bağ kurulması adına dinlenmesi veya okunmasını tavsiye ettiğiniz eserler var mıdır?

Özel bir yönlendirmem olmaz ama projede bahsi geçen üç ülkenin içinde geleneksel müziklerine kulak vermedikleri hangisi ise, ona biraz vakit ayırmalarını tavsiye edebilirim, ki konserdeki girift icranın derinliklerinde, kültürlerarası farklıların nasıl harmanlandığını daha iyi hissedebilsinler.

Kapak Fotoğrafı: Coşkun Karademir

İlginizi çekebilir: Halil Şimşek’ten 53. İstanbul Müzik Festivali’nde Kaçırılmaması Gereken Konserler