Didem Çapa ile: Edirne Bienali Üzerine
Tarih boyunca farklı uygarlıkların kesişiminde yer alan, nehirlerin şekillendirdiği ve kültürel etkileşimin yoğunlaştığı Edirne, 21 Mayıs – 28 Haziran 2026 tarihleri arasında ilk kez düzenlenecek Edirne Bienali’ne ev sahipliği yapıyor. “Köprüler” teması etrafında şekillenen bienal; fiziksel geçişlerin ötesine geçerek zamanlar, kimlikler ve düşünme biçimleri arasında kurulan görünmez bağları görünür kılmayı hedefliyor. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Edirne Valiliği, Edirne Belediyesi ve Trakya Üniversitesi’nin destekleriyle, Resim ve Heykel Müzeleri Derneği ile Yaratıcı Çocuklar Derneği’nin öncülüğünde gerçekleşen Edirne Bienali, geniş iş birliği ağıyla sürdürülebilir bir kültürel model öneriyor. Edirne Bienali, klasik bienal modellerinden ayrışarak tekil bir küratoryal bakış yerine çoğul bir düşünme alanı sunuyor. Edirne Bienali’nin hazırlık aşamalarını ve geleceğe dair inşa etmeyi hedeflediği mirası, projenin koordinatörü Didem Çapa ile konuştum.
Didem Çapa’nın koordinasyonunda; Atilla Güllü, Coşar Kulaksız, Fırat Arapoğlu, Görkem Kızılkayak, Gu Zhenqing, İsmail Erim Gülaçtı, Irina Batkova, Ozan Bilgiseren ve Songül Güneş Gültekin’den oluşan geniş küratör ekibi, bienali sabit bir sergi düzeninden çıkarıp disiplinlerarası bir karşılaşma alanına dönüştürüyor. 23 ülkeden 218 sanatçının yer aldığı bienalde; fotoğraf, yeni medya, heykel, performans ve yapay zekâ gibi farklı disiplinlerden isimler; hafıza, kimlik, teknoloji, ekoloji ve toplumsal dönüşüm gibi güncel meseleleri çok katmanlı bir biçimde ele alıyor.
Edirne Bienali bu yıl ilk kez düzenlenecek. Biraz hikâyenin başına gidelim: Edirne’de bir bienal yapma fikrinin temelleri ne zaman ve nasıl atıldı? Nasıl bir yolculuğun sonunda bienal izleyicisiyle buluşmaya hazırlandı?
Edirne Bienali fikrinin temelleri, aslında uzun yıllara yayılan bir kültürel ve pedagojik deneyimin içinde şekillendi. Sanatın yalnızca izlenen bir alan değil; aynı zamanda öğrenilen, paylaşılan ve birlikte üretilen bir karşılaşma biçimi olduğunu çok erken yaşlardan itibaren deneyimleme şansım oldu. Maçka Sanat Galerisi’nde başlayan bu ilişki, zaman içinde farklı kurumlar ve projelerle devam etti. Özellikle Yaratıcı Çocuklar Derneği ile yürüttüğümüz çalışmalar, sanatın kentle ve toplumla kurduğu ilişkinin ne kadar dönüştürücü olabileceğini bize yeniden gösterdi. Edirne’de gerçekleştirdiğimiz “Çocuklar ve Kentler” projesi ise bu düşüncenin somut anlamda bir kırılma noktasıydı. Kentin hafızası, mekânları ve insanları ile kurduğumuz temas; Edirne’nin çağdaş sanat için ne kadar güçlü bir zemin olabileceğini açıkça ortaya koydu. Bienal fikri, bu deneyimlerin doğal bir uzantısı olarak ortaya çıktı. Yaratıcı Çocuklar Derneği olarak Resim ve Heykel Müzeleri Derneği ile kurduğumuz iş birliğinde, Edirne Bienali’ni kenti içine alan, onunla birlikte düşünen ve yaşayan bir yapı olarak kurguladık. Böylelikle Edirne Bienali; T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Edirne Valiliği, Edirne Belediyesi ve Trakya Üniversitesi’nin destekleriyle; üniversiteler, müzeler ve farklı kültür-sanat kurumlarının iş birliğiyle şekillendi. Farklı kurumların ortak katkısıyla kurulan bu yapı; bienalin temelinde yer alan birlikte üretme, paylaşma ve karşılaşma fikrinin de somut bir yansıması oldu.
Bir ilki gerçekleştiriyor ve bunu geleceğe taşıyor olmanın getirdiği büyük sorumluluklar olduğunu düşünüyorum. Misyonunuzu ve vizyonunuzu hangi düşünceler üzerine inşa ettiniz? Bienalin Edirne ve sanat dünyası için neler ifade etmesini umuyorsunuz?
Misyonumuzu, temelde sanatın daha geniş toplumsal alanlarla buluşabilmesi üzerine kurduk. Sanatı yalnızca belirli bir çevrenin erişebildiği bir üretim alanı olmaktan çıkarıp kentle, eğitimle, gündelik hayatla ve uluslararası platformlarla doğrudan ilişkiler kurabilen bir yapıya dönüştürmek istiyoruz. Vizyon tarafında ise Edirne Bienali’ni iki yılda bir gerçekleşen bir etkinlik olmanın ötesinde, sürekliliği olan bir kültürel platform olarak düşünüyoruz. Sanatçılar, küratörler, öğrenciler, araştırmacılar ve kent sakinleri arasında kalıcı, ulusal ve uluslararası bir etkileşim alanı yaratmak temel hedeflerimizden biri. Edirne ve sanat dünyası için bienalin en önemli katkısının, yeni karşılaşma biçimlerini mümkün kılan bir zemin oluşturmak olacağını düşünüyoruz. Bu yalnızca uluslararası görünürlükle ilgili bir mesele olmaktan öte; aynı zamanda yerel hafızanın çağdaş sanat aracılığıyla yeniden okunabilmesiyle de ilgili.
Edirne, tarih boyunca farklı kültürlerin, dillerin ve uygarlıkların kesişim noktası olmuş bir şehir. Bienali bu şehirde kurgularken Edirne’nin hafızası size nasıl bir yaratım alanı açtı?
Edirne; tarih boyunca farklı uygarlıkların, kültürlerin ve inançların bir arada yaşadığı çok katmanlı bir şehir. Bu katmanlı yapı, bienal için yalnızca bir arka plan olduğunu düşünmemelisiniz çünkü bu doğrudan üretimi etkileyen bir düşünsel alan yarattı. Kentte dolaşırken yalnızca fiziksel bir şehirde değil, aynı zamanda çok güçlü bir hafıza alanında hareket ettiğinizi hissediyorsunuz. Köprüler, nehirler, kervansaraylar, camiler, gar yapıları ve gümrük karakolu gibi sınır mekânları bu hafızanın farklı parçalarını oluşturuyor. Bu nedenle Edirne, bienalin kavramsal çerçevesini oluştururken bize sürekli olarak “karşılaşma”, “geçiş” ve “birlikte var olma” gibi soruları hatırlatan bir zemin sundu. Biz de bu hafızayı çağdaş sanatın diliyle yeniden düşünmeye çalıştık.
Edirne Bienali; sanatçıları, mekânları, kültürel ve tarihsel katmanları bir araya getirme misyonuyla “Köprüler” teması etrafında şekilleniyor. “Köprüler” teması, bienal ve şehir için nasıl bir düşünsel buluşma alanını temsil ediyor? Bienal özelinde ulusal ve uluslararası “köprüler” kurmak ne ifade ediyor?
“Köprüler” bizim için fiziksel bağlantılardan öte, aynı zamanda düşünsel, kültürel ve toplumsal ilişkileri de ifade eden çok katmanlı bir kavram. Bu tema; farklılıkların bir araya geldiği ama aynı zamanda görünür kaldığı bir karşılaşma alanı öneriyor. Edirne’nin tarihsel ve coğrafi konumu bu temayı doğal olarak güçlendiriyor. Ancak biz köprüyü yalnızca bir geçiş noktası gibi düşünmedik, aynı zamanda bir düşünme alanı olarak ele alıyoruz. Ulusal ve uluslararası bağlamda köprü kurmak ise bizim için yalnızca sanatçıları farklı ülkelerden bir araya getirmek anlamına gelmiyor. Aynı zamanda farklı düşünme biçimlerini, üretim pratiklerini ve kültürel deneyimleri aynı zeminde buluşturmak anlamına geliyor.

Bienalin açılış tarihinin, Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen 21 Mayıs Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü’ne denk gelmesi çok anlamlı. Bu zamanlamanın bienalin uluslararası mesajındaki rolü nedir?
Açılış tarihinin 21 Mayıs’a denk gelmesi bizim için bilinçli bir tercihti. Çünkü Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü; farklı kültürlerin bir arada var olabilmesinin bir idealden öte, aynı zamanda korunması ve geliştirilmesi gereken bir değer olduğunu hatırlatıyor. Edirne Bienali’nin temel yaklaşımı da tam olarak bu değerlerle örtüşüyor. Kültürel çeşitliliği yalnızca temsil edilmesi gereken bir olgu olarak değil, üretim süreçlerini zenginleştiren bir güç olarak görüyoruz.

Edirne Bienali, klasik bienal modellerinden ayrışarak tekil bir küratoryal bakış yerine çoğul bir düşünme alanı öneriyor. Sizin koordinasyonunuzda; Atilla Güllü, Coşar Kulaksız, Fırat Arapoğlu, Görkem Kızılkayak, Gu Zhenqing, İsmail Erim Gülaçtı, Ozan Bilgiseren, Songül Güneş Gültekin ve Yasemin Bay’dan oluşan geniş bir küratör ekibi var. Bienal için böyle bir yapı oluşturmanın; küratörler, sanatçılar ve izleyiciler arasında nasıl bir diyalog zemini yaratmasını hedefliyorsunuz?
Çoklu küratoryal yapı, bienalin en temel tercihlerinden biri oldu. Tek bir bakış açısı yerine, farklı düşünme biçimlerinin aynı platformda karşılaşmasını önemli buluyoruz. Küratörlerin her biri kendi araştırma alanı, deneyimi ve estetik yaklaşımıyla sürece katkı sunuyor. Bu durum ilk bakışta bir dağınıklık gibi algılanabilir ancak biz bunu bir zenginlik alanı olarak görüyoruz. Bu yapı; sanatçılar için daha açık bir üretim zemini, izleyiciler için ise daha katmanlı bir okuma imkânı yaratıyor. Aynı zamanda küratörler arasında da sürekli bir diyalog ve etkileşim alanı oluşuyor.

Edirne Bienali’nin en güçlü yönlerinden birinin, kentin tarihsel dokusu ile eserlerin kuracağı diyalog olacağına eminim. 20’yi aşkın mekâna yayılan bienal rotasını düşündüğünüzde; kent, sanatçıların ve eserlerin inşa etmeye çalıştığı dünyaya nasıl bir katkı sunacak?
Edirne’nin en güçlü yönü, mekânların yalnızca fiziksel yapılar olmaması; aynı zamanda yoğun bir tarihsel hafıza taşımalarından kaynaklanıyor. Bienalin kent geneline yayılması, bu hafızayı doğrudan üretimin bir parçası hâline getiriyor. Kervansaraylar, gar binaları, köprüler ve külliyeler gibi mekânlar yalnızca sergi alanı değil, aynı zamanda anlam üreten aktörler olarak sürece dahil oluyor. Bu durum eserlerin okunma biçimini de doğrudan etkiliyor. Kent, sanatçıların kurmaya çalıştığı dünyaya yalnızca ev sahipliği yapmıyor; aynı zamanda onu dönüştürüyor. Çünkü her mekân kendi tarihini, sessizliğini ve hafızasını eserle birlikte yeniden görünür kılıyor.
23 ülkeden 218 sanatçıyı ağırlamaya hazırlanıyorsunuz. Edirne halkı ve kentin gündelik yaşamı sizce bu bienalin neresinde duracak?
Edirne halkı bienalin merkezinde yer alıyor. Biz bienali yalnızca sanat profesyonellerine yönelik bir etkinlik olarak değil, kentin gündelik yaşamıyla iç içe geçen bir deneyim olarak kurguluyoruz. Sergilerin kamusal alanlara yayılması, insanların günlük rotaları içinde sanatla karşılaşabilmesini mümkün kılıyor. Bu karşılaşmaların planlı bir ziyaret deneyiminden ziyade, gündelik hayatın doğal bir parçası olmasını önemsiyoruz. Ayrıca eğitim kurumları, atölyeler ve kamusal programlar aracılığıyla farklı yaş gruplarının sürece aktif olarak dahil olmasını hedefliyoruz. Bienalin kentle kurduğu ilişkiyi en değerli kılan şey de tam olarak bu katılımcı yapısı.

Bu yıl ilkini gerçekleştirdiğiniz bu modelin sürdürülebilir olması ve gelecekte çağdaş sanat dünyasında kalıcı bir yer edinmesi için nasıl bir strateji izleyeceksiniz? Edirne için nasıl bir kültürel model mirası yaratmayı hedefliyorsunuz?
Edirne Bienali’ni sürdürülebilir bir kültürel model olarak geliştirmek temel önceliklerimizden biri. Bu sürdürülebilirlik yalnızca organizasyonda devamlılıkla değil, aynı zamanda düşünsel ve kurumsal süreklilikle ilgili. Gelecekte bienalin; sanat üretimi, eğitim ve araştırma alanlarını bir araya getiren kalıcı bir platforma dönüşmesini hedefliyoruz. Bu doğrultuda uluslararası iş birliklerini artırmak, genç sanatçılar için yeni üretim alanları oluşturmak ve Edirne’yi kültürel bir buluşma noktası olarak daha görünür kılmak önceliklerimiz arasında. Bizim için en önemli mesele; bulunduğu kentle bağını güçlendiren, her bienalde yeni sorular sorabilen, ulusal ve uluslararası platformlarda etkileşim sağlayabilen ve paydaşlarının kendilerini ait hissedebilecekleri bir yapı kurabilmek.
Kapak Fotoğrafı: Didem Çapa
İlginizi çekebilir: Tuğçe Işık’tan 7. Mardin Bienali

Enes Kudu 








Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!