Daha önce 2023’teki etkinlik üzerine yazdığım yazıyı okuyanlar hatırlayacaktır. Dubai Saat Haftası’nın diğer benzeri saat etkinliklerinden çok önemli bir farkı var: Girişi ücretsiz olan ve sadece organizasyonun uygulamasını yükleyip kayıt yaparak girebildiğiniz bu organizasyon, ticari ve sektörel bir fuardan çok, saat camiasını oluşturan tüm grupları –özellikle de koleksiyoner ve meraklıları– bir araya getirmeyi amaçlar; bir çok kişi tarafından ‘fazla snob’ bulunan saat dünyasının erişilmez yüksekliğinden ve finansal-kurumsal boyutundan çok, insani, duygusal ve tasarımsal boyutuna vurgu yaparak saate yönelik sevgiyi, tutkuyu ve coşkuyu ön plana çıkarır. Benim gibi sıradan ve mütevazı bir saat meraklısı ve koleksiyoner, saat dünyasının büyük isimleriyle aynı havayı solur; bir araya gelip ayaküstü sohbet şansı elde eder. Bu, saate gönül veren herkes için paha biçilmez, hayat boyu unutulmayacak bir deneyim sunar. 2023’teki etkinliğin oturumlarından birinde saat dünyasının gelmiş geçmiş en büyük ustalarından Philippe Dufour’un dediği gibi: “Diğer saat etkinliklerinde birbirlerinin rakibi olduklarını sürekli akıllarında tutan ve her daim işlerin iyi gittiğini söyleyerek açık vermek istemeyen sektör temsilcileri, Dubai Saat Haftası’nda buna ihtiyaç duymuyorlar; çünkü dostlar arasında, büyük bir ailenin üyesi olduklarını hissediyorlar.”

burj-park-gece-goruntu
Burj Park Gece | Fotoğraf: Bülent Tunga Yılmaz

İki sene sonra, kaldığımız yerden daha görkemli ve zengin bir içerikle devam ediyoruz. Dubai Saat Haftası 2025, yeni koleksiyonlar ve etkinliklerle bir kez daha dünyanın pek çok köşesinden sektör temsilcilerini, koleksiyonerleri ve saat meraklılarını bir araya getirdi. Son yıllarda Dubai’ye artan küresel ilgi ve Seddiqi Ailesi’nin 75. yılını kutlaması dolayısıyla bu yıl daha da görkemli geçen hafta, yeni mekânında, Burj Khalifa ve Dubai Operası’nın ortasında yer alan Burj Park’ta düzenlendi. Etkinlik için sıfırdan oluşturulan bu ‘saat köyü’ için Seddiqi Holding Baş İletişim ve Pazarlama Sorumlusu Hind Seddiqi, etkinlik öncesinde yaptığı bir röportajda, “Saat koleksiyonerleri için bir Disneyland inşa ediyoruz” diyerek Hafta’nın hedefini zaten açıklamıştı. Ben çocukken de Disney konseptini sevmezdim ama şunu açıkça söyleyebilirim ki organizasyon alanında geçirdiğim 5 gün boyunca çocuklar kadar şen ve heyecanlıydım.

norquan-stand
Markalar Sergisi – Norqain Standı | Fotoğraf: Bülent Tunga Yılmaz

Dubai Saat Haftası 2025’e 90’ın üzerinde marka katıldı ve son dönem koleksiyonlarını sergiledi. 50 bine yakın ziyaretçi de bu koleksiyonları büyük bir ilgi ve hayranlıkla takip etti. Koleksiyonlar yanında, sektörün farklı isimlerinin katıldığı oturumlarda saate dair konular büyük bir heyecanla tartışıldı. Dünyanın en büyük ve en bilinen saat markası Rolex’in kamuoyunda pek görünmeyen CEO’su Jean-Frédéric Dufour, Seddiqi Holding’in Başkanı Abdul Hamied Seddiqi ile birlikte Horology Forum’da yer aldı. Saat dünyasının en önde gelen liderleri Georges Kern (Breitling), Karl-Friedrich Scheufele (Chopard), Ilaria Resta (Audemars Piguet) ve Julien Tornare (Hublot) bir araya gelerek saat dünyasındaki liderlik, iş ve elbette saatler hakkında bir beyin fırtınası gerçekleştirdi. Saat tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tasarımcısı olarak kabul edilen ve saatin Picasso’su olarak tanımlanan Gerald Genta’nın kızı Alexia Genta, bir başka efsane tarihçi, gazeteci-yazar Nicholas Foulkes’un moderatörlüğünde, ‘I Don’t Like Watches: The Unintended Revolutionary’ başlıklı oturumda babasının tasarım dünyasını, özel yaşamına dair detayları ve şaşırtıcı anılarını paylaştı.

i-dont-like-watches
‘I don’t like Watches’ Oturumu | Fotoğraf: Bülent Tunga Yılmaz 

Singapurlu saat koleksiyoncusu ve saat dünyasının etkili yayınlarından Revolution’ın kurucusu Wei Koh saat dünyasının önemli isimleriyle çektiği Man of the Hour başlıklı film serisinin kahramanlarından MB&F’in kurucusu Maximilian Büsser, Chopard’ın Başkanı Karl-Friedrich Scheufele ve Akrivia markasının kurucusu Rexhep Rexhep’i bir oturumda ve araya getirdi ve her bir isim kendi serüvenini saatin nasıl bir tutku olduğunu ve insanların yaşamlarını nasıl tanımladığını, yüreğe dokunan hikâyelerle anlattı.

man-of-the-hour
Man of the Hour | Fotoğraf: Bülent Tunga Yılmaz

Hafta boyunca Audemars Piguet, Chopard, Girard-Perregaux, Van Cleef & Arpels, Gerald Charles, Breitling, Rolex ve Tudor, kurdukları pavyonlarda adeta birer retrospektif sergi gibi geçmişten günümüze saat ve mücevher örneklerini ziyaretçilere sundular. Özellikle Van Cleef & Arpels’in Zamanın Şiiri adını verdiği, kendi başına kapsamlı bir müze niteliğindeki pavyonu inanılmaz bir görsel ve adındaki gibi şiirsel bir deneyim sunuyordu.

img_6166
Van Cleef & Arpels – Zamanın Şiiri | Fotoğraf: Bülent Tunga Yılmaz

Girard-Perregaux’un macaronları ile Breitling’in kurabiye ve minik keklerinin lezzeti inanılmazdı. Lezzet demişken, organizasyon alanında Vyntage Horology, H. Moser & Cie ve Oris markalarının, Dubai gastronomisinin bilinen isimleri TWST, Home Bakery ve M’oishi ile yaptıkları işbirliğiyle kurduğu geçici kafeler ve restoranlar da yeme-içmeyi basit ‘atıştırmalık’ ötesine taşıyarak üst düzey bir gastronomik atmosfer yarattı.

Etkinlik sırasında ben de yakından takip ettiğim markaların yeni modellerini inceleme ve saat dünyasının bazı önemli kişileriyle tanışıp sohbet etme olanağı buldum. Özellikle son dönemde en beğendiğim markalar arasında yer alan ve koleksiyonumun çoğunluğunu oluşturan kronograflara, tasarım ve teknik anlamda büyük yenilikler getiren Singer Reimagined markasını ilk defa görüp deneme ve kurucusu Marco Borraccino ile tanışıp ayaküstü sohbet etme –ve itiraf edeyim, favori şarkıcısını görmüş bir ergen gibi hayranlığımı gösterme– şansına eriştim.

singer
Singer  Heritage Collection Gulf Edition | Fotoğraf: Bülent Tunga Yılmaz 

Bunun yanında Bulgari Saatleri’nin baş tasarımcısı ve İtalyan centilmen olgusunun yaşayan vücut bulmuş hali olan Fabrizio Buonamassa Stigliani ile tanışmaktan da çok mutlu olduğumu belirtmek isterim.

bulgari-2
Fabrizio Buonamassa Stigliani | Fotoğraf: Bülent Tunga Yılmaz

Etkinlikle ilgili benim açımdan unutulmaz bir anı ise günümüz saat dünyasının en büyük birkaç dahisinden biri olarak kabul edilen ve bağımsız saatçiliğin büyükbabası olarak görülen F.P. Journe ile karşılaşmam oldu. Dubai Saat Haftası sırasında düzenlenen bir başka saat etkinliği olan ve dünyanın farklı bölgelerinden bağımsız-küçük saat markalarının katıldığı Timezone’un gerçekleştirildiği Burj Khalifa’daki Armani Otel’den ayrılırken, onu kapıda, birkaç dakika uzaklıktaki Burj Park’a götürecek aracını beklerken gördüm. Bir an göz göze geldik ve ben hafif gülümseyerek selam verdim. Gülmeden, başıyla belli belirsiz bir selam verdi ve sonra bir anda eğilerek kolumdaki saate baktı, bir süre inceledi. O gün kolumda, aslen Slovenyalı olan ama uzun zamandır İrlanda-Cork’ta yaşayan, bağımsız ve çok yetenekli bir saat tasarımcısı olan Martin Iglody’nin kurduğu Martin Design Studio’nun son ürünü Connemara vardı. Çift denge çarkı kullanımıyla teknik ve estetik açıdan farklı ve yenilikçi bir saat olan Connemara’yı beğendiğini düşündüğüm Mösyö Journe, yaptığım birkaç yoruma hiç istifini bozmadan, umursamaz bir edayla Fransızca olarak tek kelimelik cevaplar verdi. Onun bu –en kibarca şekilde ifade edersek– ‘aşırı cool’ tavrı karşısında ‘meşhur görmüş köylü’ gibi davranmayıp, karşılık olarak bu kadar büyük ve önemli biri önünde kendi ‘cool’ tavrımı korumayı başarmam da bence ayrıca takdire şayan. Journe ile yaşadığım bu kısa deneyim, her dahinin veya büyük ve önemli kişinin kendine özgü bir karakteri olduğunun bir kanıtıydı. Yaşayan en büyük saat ustaları arasında muhtemelen en büyük saygıyı gören Philippe Dufour ve bu yıl Hafta’ya ilk kez katılan bir başka yaşayan saat efsanesi, bağımsız ve bireysel saat ustalığının en radikal ismi İngiliz Roger W. Smith ne kadar mütevazı, sıcak ve samimiyse, Journe o kadar uzak ve mesafeliydi. İnsanların ona ve saatlerine gösterdiği hayranlığın sonuna kadar farkında olan ve bu hayranlığın beslediği, içine sığmayan bir egoya sahip olduğunu net bir şekilde gösterdi. Bu tabii ki Journe’un saatlerine olan hayranlığımızı ve saygımızı azaltmıyor.

martin-design
Martin Design Connemara | Fotoğraf: Bülent Tunga Yılmaz

Dubai Saat Haftası, büyük ihtişamı ve çekiciliğiyle katılmaktan ve içinde bulunduğum her anından ayrı bir zevk aldığım bir etkinlik. Diyebilirim ki 50 yıllık yaşamım boyunca hiçbir organizasyon, hiçbir etkinlik bende onun yarattığı memnuniyet hissini yaratmadı. Buna ek olarak, Dubai Saat Haftası saatlere bakış açımda ve sonuç olarak koleksiyon yapma eğilimimde belirgin bir değişikliğe yol açtı. Ben, saat koleksiyonerliği serüvenimde olgunlaşmaya başladıktan sonra, saatleri öncelikle bir araç/alet olarak kabul ettiğimden, koleksiyonumun tamamını neredeyse işlevsel ‘alet-saatler’ (tool watch) olarak kabul edilen kronograflardan ve dalgıç saatlerinden oluşturmuştum. Dubai Saat Haftası’na katılmaya başladıktan itibaren fark ettim ki daha çok tasarım ve zanaat tarafı ağır basan farklı model ve markalara olan ilgim artıyor. Dolayısıyla son dönemde koleksiyonuma bu tarz saatler eklemeye başladım.

Saat, özellikle de sosyal medyanın şekillendirdiği bir gösteri çağında; statünün, zenginliğin ve başarının tüketim aracılığıyla insanların adeta gözüne sokularak sergilendiği ve bunun genel kabul gördüğü bu dönemde, ‘paralı olmayı’ göstermenin başat araçlarından birine dönüşmüş durumda. Öte yandan, aralarında benim de olduğum meraklıları, aficionadoları içinse saat, öncelikle tarihten süzülerek günümüze ulaşan bir zanaat geleneğinden süzülen ustalığın; zanaat ile sanat arasındaki çizgiyi neredeyse kaldıran üst düzey beceriyle tasarımın buluşmasının ve ister istemez yakın kuzeni olduğu mücevher sektörünün de etkisiyle ihtişam ve ışıltıyla örülü bir lüks dünyada fantezi ve gerçekliğin birlikteliğinin simgesi bir arzu nesnesidir. Dubai Saat Haftası işte nesnenin bir fanteziden gerçekliğe dönüştüğü bir yeryüzü cennet adeta.

Yazıyı bitirmeden son bir söz de Dubai hakkında… Dubai Saat Haftası, son 4 yıldır evim olan bu kentin neden küresel bir ilginin odağı ve çekim merkezi olduğunun adeta mikro düzeyde bir kanıtı. Nitekim gazeteci Robin Swithinbank, Hafta hakkındaki değerlendirmesinde şöyle diyor:

“İlk davet edilişimi hatırlıyorum. Onları geri çevirmiştim. Şimdi utanarak itiraf ediyorum ki o zaman anlamını/faydasını görememiştim. Hatalıymışım. (…) Kim Rolex CEO’sunu bir forumda konuşturabilir? Kim en önemli dört CEO’yu bir masa etrafına oturtabilir?(…) Kim binlerce ziyaretçiyi bir saat etkinliğe getirtebilir? (…) Burada bundan daha fazlası var. Dubai Saat Haftası’nın hakkını yemeden söyleyebiliriz ki büyünün bir bölümü etkinliğin nerede gerçekleştiğiyle de ilgili. Dubai’de ‘yapabilirsin ruhu’ bulaşıcı. Güvenli. Saygılı. Temiz. Ekipler çok iyi çalışıyor. Kentin bazı sorunları olabilir ama bir CEO’nun bana ifade ettiği gibi, Avrupa’dan Ortadoğu’ya yerçekimsel bir kayışa şahitlik ediyoruz ve Dubai Saat Haftası bunu sembolize ediyor.”

Kapak Fotoğrafı: Bülent Tunga Yılmaz

İlginizi çekebilir: Bülent Tunga Yılmaz’dan Dubai Tasarım Haftası 2025