Bangkok’tan yaklaşık 12 saat süren otobüs yolculuğundan sonra Siem Reap’e varıyoruz. Hemen bir tuktuk’a atlayıp Su’yun -yanında kalacağımız Türk arkadaşımız- evine gidiyoruz. (Dünyanın bir ucundaki bu küçük şehirde Türk’ün ne işi var demeyin, var hem de iki tane ama onların hikayelerine başka bir yazıda değineceğim.) Biraz soluklandıktan sonra hemen plan yapmaya başlıyoruz. Siem Reap’teki iki günümüzü dolu dolu geçirmemiz lazım! “Yarın 4:30’da kalkarsınız,” diyor Su. Biz şaşkınlıkla bakarken de bir kahkaha patlatıp ekliyor “Burada sıcak İstanbul’a benzemez, siz öğlen olmadan gezin tapınağı”.

Tapınağı ilk gördüğümüz an

Angkor Watt dünyadaki en büyük tapınak. Tapınak, yerel dil olan Kemerce’de Tapınaklar Şehri anlamına geliyor. 12. yüzyılda önce Hindu tapınağı olarak inşa edilmiş, daha sonra Budist tapınağına çevrilmiş. Yüzyıllar boyunca ayakta kalmayı başarmış tapınak, UNESCO Dünya Mirası listesine girdikten sonra da ününe ün katmış. Şimdi tüm Kamboçya’nın en önemli turist merkezi. Hatta sanırım turistlerin sınır kapısında 20 dolar vize parası (Kamboçya için büyük bir meblağ) vermesi de bu muhteşem yapıyı görmek için.

Biz de Kamboçya’daki ilk günümüzde ev sahibimizin önerdiği gibi 4:30’da kalkıp Angkor Watt’a gidiyoruz, tabii ki bir tuktuk’la. Oraya vardığımızda gün doğumunu fotoğraflamak isteyen yüzlerce turistin çoktan yerlerini aldığını görüyoruz. Biz de nefesimizi tutup beklemeye başlıyoruz. Güneş yavaş yavaş yükselirken Angkor Watt yavaş yavaş önce sarıya sonra turunca bürünüyor, ardından tüm haşmetiyle karşımızda beliriyor.

Güneş doğarken Tapınak'ın görüntüsü

Tuk tuk sürücümüz bizi 1 saat sonra alacağını söylüyor, ve bizi bıraktığı alanı geziyoruz. Her şey o kadar büyük ki… Bir tapınaktan diğer tapınağa kadar epey yürümeniz gerek. Bu yüzden bisikletle ya da tuktukla gezmek daha rahat.

Tapınaktaki yeşil kapılar

Onlarca geçit var, her yerde durup hayran hayran etrafı seyrediyor, taşlara dokunuyoruz. Her geçit başka bir dünyaya açılıyor. Bizi en çok etkileyen bölüm ise Tomb Raider’ın çekildiği, ağaçların köklerinin devasa olduğu bölüm. Zaten turistlerin çoğu da en çok fotoğrafı burada çekiyor.

İnanılmaz ağaç gövdeleri

Angkor Watt’ı bu kadar insanla gezmek bunaltıcı diyebilirsiniz ama öyle çok bölümü var ki sessizlik bulmak hiç de zor değil. Tüm bu curcunanın ortasında oturmuş gördüklerini sakince kara kalem çizen bir turist var karşımızda örneğin. Ah bir de sürekli para isteyen çocuklar olmasa etrafta!

Saatlerimiz 12’yi gösterirken Su’yun ne kastettiğini anlıyoruz. Burası öyle sıcak ki gölgede bile yanıyorsunuz, rüzgar da yok. Biraz daha sabredip birkaç fotoğraf daha çektikten sonra bu ihtişamlı yapıyı geride bırakarak şehre dönüyoruz.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN