Ellerinde Toprak: Geçmişin ve Kadın Emeğinin İzinde
Elif Uras’ın 16 Eylül’de ziyaretçilere kapılarını açan ve 8 Kasım’a kadar devam eden “Ellerinde Toprak” sergisi, seramiğin kadim dilini çağdaş bir estetikle buluşturarak ziyaretçileri adeta bir zaman yolculuğuna davet ediyor. Eserlerinde geleneksel el işçiliğiyle modern form anlayışını iç içe geçiren Uras, toplumsal hafızada yer etmiş kadın temsillerini ve üretim kültürünü yeniden yorumluyor. Her bir parça, hem Anadolu’nun zanaatkâr ruhuna hem de günümüz sanatının özgür biçim arayışlarına bir selam niteliğinde olan sergi, 18. İstanbul Bienali’ne eş zamanlı olarak sanatseverleri bekliyor.
Sergi, Uras’ın New York’ta torna ve elde şekillendirme teknikleriyle ürettiği seramik işlerini, Osmanlı’dan bu yana Türk çiniciliğinin merkezi İznik’te döküm yöntemiyle gerçekleştirdiği eserlerle ilk kez bir araya getiriyor. Bu buluşma, iki coğrafya arasında yalnızca bir üretim farkını değil, aynı zamanda kadim tekniklerin ve çağdaş anlatıların birbiriyle kurduğu güçlü diyaloğu görünür kılıyor. Hacimli vazolar, kadın bedeninin formundan ilham alırken figüratif ve soyut anlatımlar iç içe geçiyor; İslam sanatının geometrik ritimleri, coğrafyanın neolitik kil figürleriyle birleşerek optik bir dansa dönüşüyor. Her bir parça, yüzeyinde taşıdığı izlerle hem bireysel hem de kolektif bir belleğin parçası hâline geliyor.
Astar, sır, sıraltı boya ve altın yaldız kullanımı, yüzeylerde dokulu, çok katmanlı ve rölyefi andıran bir atmosfer yaratan parçalar, kadın emeğini, tarihsel ve maddi kültür bağlamında yeniden düşünmeye davet ediyor. Uras’ın işlerinde parlayan her detay, bir süs olmanın ötesinde; bir hafızanın, bir emeğin, bir hikâyenin izi gibi duruyor. Sergi, görünmeyeni görünür kılıyor: Evlerin içinden tarlaya, dokumadan çömlekçiliğe, tarih boyunca kadınların sessiz ve karşılıksız emeğini birer hikâyeye dönüştürüyor. Kadın ellerinin yoğurduğu toprak, bir üretim aracından çok, bir varoluş biçimine dönüşüyor.
Altın yaldızla boyanmış figürler, sadece bir süs değil; direnişin, dayanıklılığın ve sürekliliğin simgesi olarak mitik ve zamansız bir anlatı haline geliyor. Bu figürlerde parlayan altın, kimi zaman bir tanrıçanın ışığını, kimi zaman da gündelik hayatın içinde kaybolmuş ama asla sönmemiş bir emeğin parıltısını çağrıştırıyor. Böylece sergi, izleyiciyi yalnızca görmeye değil, hissetmeye, hatırlamaya ve kendi hikâyesiyle bağ kurmaya davet ediyor.
Toprak”, seramiği sadece bir malzeme değil, kültürel bir hafıza, toplumsal bir ifade ve ortak üretim alanı olarak ele alıyor. Türkiye’de kadınların yalnızca %30’unun resmi istihdamda olduğu güncel sosyoekonomik bağlamda, bu temalar daha da derin bir anlam kazandığını belirten Uras, tarih ile bugün ve bireysel ile kolektif arasında bir diyalog kuruyor. Ellerinde Toprak, folklorik öğeleri modern bir anlatımla harmanlayarak beni adeta büyüledi. Vazoların, figürlerin ve desenlerin taşıdığı geleneksel kültürel kodlar, geçmişle kurduğumuz bağları hatırlatmakla kalmıyor; aynı zamanda kadın emeğinin zamansız ve direngen gücünü sessiz ama güçlü bir biçimde hissettiriyor. Bu yönüyle sergi, yalnızca gözle görülen bir alan olmaktan çıkıyor; düşünmeye, hissetmeye ve geçmişle bugün arasında bir diyalog kurmaya davet eden bir mekâna dönüşüyor.
Kapak Fotoğrafı: Galerist
İlginizi çekebilir: Artsy Magger’dan İstanbul’daki Yeni Sergiler

Şevval Tabak 









Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!