Doğu Ekspresi’ne binme hayalim 2016 senesinden beri kalbimde de yer etmişti. O zamanlar herhalde yeteri kadar popüler olmadığından, arkadaşlarım programa ilgi göstermemiş ve bir sonraki bahara kalmıştı. Neyse ki bu program tahmin ettiğim kadar uzak bir tarihe ertelenmedi. 8 kişilik grubumuza en uygun tarihi belirledikten sonra planlar programlar yapılmaya başlandı.

Önce internette araştırdık yazılan çizilenleri. Sonra tur programlarını inceledik; farklı uzunluktaki turlarda, Sarıkamış, Boğatepe Köyü ve İshakpaşa Sarayı’nın bu geziye eklenebileceğini fark ediyorsunuz. Birazcık da Kars tarihi okudunuz mu kendinizi bir anda dev bir tiyatro sahnesine yerleştiriyorsunuz. Ruslar, Molakanlar, Karpapaklar, Azeriler, Türkler, Ermeniler, çok uluslu bir Kars hayal ediyorsunuz…

Benim için bir sonraki adım Kars’ı bir kitapta okumaktı; bunu da ancak Orhan Pamuk’un “Kar” kitabında yapabileceğimi biliyordum.

Muhteşem bir anlatı ile okuduğum Kars sokakları, durmadan yağan ve huzur getiren kar, kahveler, diyaloglar derken bir baktım Kar’la yatıyor, Kars’la kalkıyorum. Kars kafamda Ka’nın belleğiyle birleşmiş romantik bir yer oluvermişti ve ben bu şehre gitmek için sabırsızlanıyordum.

Doğu Ekspresi Bileti Alma Macerası!

İlk hedefimiz Doğu Ekspresi’ne bilet almaktı. TCDD’nin politikaları hiçbir şekilde şeffaf olmadığı gibi işletmesinden de beklediğim ilgiyi kesinlikle göremedim. Öncelikli olarak yataklı vagonda seyahat etmek istiyor, ancak örtülü kuşetli vagon çıkacaksa şansımıza onu da delicesine istiyorduk. TCDD tren biletlerini 1 ay önce satışa sunduğunu belirtiyor, ama bu 1 ayın 28 gün mü, 30 gün mü, 31 gün mü olduğu TCDD çalışanları dahil kimse tarafından bilinmiyor. Bu sebeple bilet almak istediğinizin trene hangi gün hangi saatte bilet almanız gerektiğini de asla bilemiyorsunuz. Çare bilgisayar başında beklenen saatler, sürekli güncellenen sayfalar oluyor. Uykusuz geçirdiğim ikinci gecenin sabahında 8 gibi sistemde aradığım trenin biletleri görünüyordu ancak nedense bileti alamıyordum. Görünen biletler de kısa bir süre sonunda tükendi ve ne Kars’a gidiş bileti ne de dönüş bileti alabildik.

Kars içimde öyle bir sevda haline gelmişti ki, bu noktadan sonra bir şekilde gitmek farz olmuştu. Böyle olunca programı biraz değiştirip uçakla Erzurum’a gitmeyi oradan trene binerek Kars’a varmaya karar verdik. Olası rötarlar sebebiyle treni kaçırmayı da göze almak istemediğimizden, bir gece Erzurum’da konaklama kararı aldık.

Çift Minareli Medrese

Önce Erzurum

Biz, Erzurum’da Rafo Butik Otel’de konakladık. Rafo Butik Otel, diğer Erzurum otelleri gibi evli olmayan çiftleri beraber uyutmuyordu, ancak otelin temizliği, çalışanların güleryüzlülüğü ve yardım severliği ile Erzurum merkezinde kalınacak yegane otel olduğunu kanıtladı. (Telefonda potansiyel müşterisiyle kaba saba konuşan ve “gençlerin kanı kaynıyor” diyerek otellerine kabul etmeyen Dilaver Otel ve Saltuk Otel’i kesinlikle tavsiye etmiyorum.)

Erzurum’da Ne Yapılır?

Gel-Gör Cağ Kebap

Öğle yemeği için, eğer Doğu Ekspresi’ne Ankara’dan binmeyi başarsaydık Erzurum’a vardığımızda gelmesi için sipariş vermeyi planladığımız Gel-Gör Cağ Kebap’a gittik. Hayatımın ilk cağ kebap deneyimi de böylece gerçekleşmiş oldu. Aslında büyük beklentiyle gitmediğim bu yerden açıkçası çok memnun kalarak ayrıldım.

Yemeği bitirir bitirmez şehri dolaşmaya koyulduk. Rüstem Paşa Bedesteni, Yakutiye Medresesi, Çift Minareli Medrese, Üç Kümbetleri gezdik. Rüstem Paşa Bedesteni oltu taşı ile meşhur. Yakutiye Medresesi’nin içerisi müze halinde, giriş 5 lira, Müzekart’la ücretsiz. Bu medrese, gezdiğimiz en güzel yapılar arasındaydı.

Erzurum Evleri

Akşamüzeri ‘Erzurum Evleri’ olarak adlandırılan ve 13 ahşap evin birleştirilmesiyle oluşturulan bu yapıyı ziyarete gittik. 13 ev birbirlerine üstü kapalı sokağıyla bağlı olup içleri de otantik malzemelerle süslenmiş. Evler aynı zamanda bir kervansaraya bağlı. Hem kervansaray hem de ev bölümlerinde çay-kahve içmek mümkün. Evlerin olduğu bölümde binlerce parçadan oluşan eski eşyalar koleksiyonu var. Bu bölümde çayınızı içmeyi tercih ederseniz ayağınızda galoşlarla bir yer masasına oturabilirsiniz.

(Bu arada bunu anlatmadan geçemeyeceğim. Erzurum’a vardığımız gün Tortum Şelaleleri’ne gitmeyi planlıyorduk. Tortum, Dünya’nın en yüksek 3. şelalesi. Eminim pek çok kişi Niagara Şelaleleri’nin ismini bilirken Erzurum’daki bu şelalenin ismini bilmiyordur. Bunun sebebi aslında Türkiye’nin yerli ve yabancı turiste yeterince tanıtılmaması. Tortum, Erzurum’un merkezinden yaklaşık 2 saatlik araba mesafesinde. Yani gidiş 2 dönüş 2 saat, bir de orada geçirilecek vakit dendi mi tüm günü kapsayacak bir aktivite. Otele vardığımızda bizi Tortum’a götürebilecek en yakın semt garajının nerede olduğunu sorduğumuzda, bize Tortum’un “muhtemelen” kapalı olduğunu söylediler. (İlgili belediye telefonlarını açmadı, internette herhangi bir kontak numarası yoktu.) Kalkıp gitsek neyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Sonuç olarak kapalı olması ihtimali riskini alamadık ve Tortum planımızı iptal ettik.)

Sarıköşk

Erzurum’da akşam yemeği için Sarıköşk adlı et lokantasını tercih ettik. Doğu Anadolu’da hayvancılığın önemi düşünülürse et fiyatlarının İstanbul’a nazaran düşük, kalitesinin ise yüksek olması beklentisiyle gittiğimiz bu restorandan da memnun ayrıldık. Ortaya sipariş ettiğimiz kiloluk, lokum, pirzola gibi ızgaraları çok beğenerek tükettik.

Erzurum’un ikinci günü aslında 14.32’de kalkacak trenimiz sebebiyle yarım günlük bir programdan oluşuyordu. Kalan yarım günümüzü Palandöken’deki Sway Otel’e geçirmeye karar verdik.

Trene geç kalmamak adına 14.00 gibi Erzurum’un muhteşem garına vardık. Trende pulman vagonda seyahat ettik. Trenin koltuklarının 180 derece dönebildiğini o zaman fark ettik. Bu şekilde gruplar halinde birbirimize bakarak oturabildik. Trende artık yemek olmadığı gibi gerçek dışı haberleri okuyarak korkup yanımızda erzağımızla gelmiş olsak da trenin yemekli vagonunu da ziyaret ettik. Tren gerçekten hiç yorucu değil ve zamanın nasıl geçtiğini anlaşılmıyor. Dilerseniz rahatça uyuyabileceğiniz, dilerseniz dışarıyı izleyebileceğiniz, şehir hayatımızdan çok uzak saatler vaad ediyor tren.

Kars’a Varış

Kars’ta bizi otelimizin yönlendirdiği taksiler bekliyordu. Kars Garı oldukça şehir içi bir yerde konumlanmış. Yine şehir merkezinde olan otelimiz Kars Konak Otel’e gittik. (Birçok nedenden dolayı çok memnun kaldığımı söyleyemeceğim. Burayı pek tavsiye etmiyorum.)

Hanım Eli Restoran

Kars’ta akşam yemeğine herkesin anlata anlata bitiremediği Hanımeli Restoran’a rezervasyonumuz vardı. Bu dönem Kars’ta hiçbir yere rezervasyonsuz gitmeyi aklınızdan dahi geçirmeyin. Türkiye’nin her köşesinden gelen turistlerden ötürü yer bulmak mümkün değil!

Menüler dağıtıldı. Ne yesek diye bakınırken, restoranın sahibesi hanım efendi masamıza geldi. Kararsız kaldığımızı görünce bizim gibi ‘öğrenci-turistler’ için yaptıkları özel menüyü bize servis etmeyi önerdi. Bu menü kişi başı 65 TL olup, herkese yöresel yemeklerden tabaklarına azar azar servis yapılıyor. Beğendiğin, biraz daha istediğin ne varsa tekrar tekrar tabağına getiriliyor. Farklı tatlar tatmak, aynı anda kaz eti denemek gibi kaygılarla bu teklifin üzerine atladık. Bu fiyata elbette içki dahil değil ama reyhan şerbetini de ikram ediyorlar. (Önemli not: Ortaya paylaşmalık aynı şeyleri sipariş etsek kişi başı maksimum 40 TL’ye kalkardık. Kısacası muhtemelen çok başarılı başlamış bir restoran, popüler olmasıyla ve gördüğü ilgiyle, ne yaparsa yapsın dolduracağını bildiğinden, şımarmış, düşüşe geçmiş.)

Ani Harabeleri

Kars bu sene son 20 senenin en sıcak kışını yaşıyormuş. Normal bir günde sokaklarda yaklaşık yarım metre kar olurken, bu sene birkaç santim kalınlığında buz var. Bu da şehrin çirkinliğini görmemize sebebiyet veriyor. Kar, tüm güzelliğiyle çarpık sokakları, kötü kaldırımların üzerini örtebilecekken, buz bize şehri tüm şeffaflığıyla gösteriyordu.

Ani Harabeleri herhalde Kars denince akla ilk gelen yer oluyor. Şehir merkezine yaklaşık 100 km uzaklıkta bulunan bu antik şehre taksilerimizle vardık. Giriş ücreti 8 TL, Müzekart’a ücretsiz. Dilerseniz rehberli tur alabiliyorsunuz. Ermenistan sınırındaki bu gerçeküstü yerde yürürken insan hangi çağda yaşadığını, burada ne yaptığını şaşırıyor ve ister istemez tarihi sorguluyor. Ermenistan ve Türkiye arasından incecik Arpaçay akıyor. Aslında sınırların ne kadar yapay olduğunu görüyor insan. Şansımıza güneşin tepemizde bizi ısıttığı bu güzel günde Ani’de olmak gerçekten nefes kesiciydi!

Kars Kaz Evi

Şehre dönüş yolumuzda Kars’ta sıkça başımıza gelen bir durumla yine yüz yüze kaldık. Taksi şoförümüze öğlen yemeğine Kars Kaz Evi’ne gitmeyi Kars Kaz Evi sanırım benim Kars’ta en çok memnun kaldığım restoran oldu. Sonuç olarak onu dinlemeyip gittik, çok da memnun kaldık.

Not: Seyahatimizde sürekli karşılaştığımız şey ise Kars’taki ailelerin/aşiretlerin birbirlerini kollaması ve diğer aileleri kötülemesi. Yani kısacası siz Kars’ta kiminle konuşursanız, onların ailesi ve onların tavsiye ettiği yerler en iyisi; diğerleri ise en kötüsü. İnanmayın. 

Cheltikov Hotel

Kars Şehir İçi

Şehir içini dolaşma vaktimiz geldiğinde ise şehrin aslında ne kadar küçük olduğunu fark ettim. Henüz Kars’a gelmeden harita basıp gideceğimiz yerleri işaretlemiştim. Hepsi birbirinden çok uzak, çok farklı yerler sanarken bir baktım, hepsi yan yana, iç içe. Şehir içi rotamızı da Kars Kalesi’ni dışardan görerek başladık. Havariler Kilisesi ve Harakani Türbesi’nin de etrafından dolanıp, Taş köprü üzerinden Kars çayının üzerinden geçtik. Puşkin’in hikayelerinde bahsi geçen hamamlar olarak okuduğum virane haldeki yapıların da yanlarından geçtik. Namık Kemal Evi diye okuduğumuz yerin içerisinde de pek bir şey yok. Mevki itibariyle güzel manzara görüyor o kadar. Daha sonra İsmet Paşa İlköğretim Okulu, Kars Sanayi ve Ticaret Odası, Eski Rus Konsolosluğu, Cheltikov Otel gibi eski Rus yapılarının yapıların önlerinden geçerek ufak bir tur yaptık.

Yorulunca gözümüze ilişen Amerikan tarzı bir kafeye girdik. Brother’s Milk Bar isimli pastane/kafe, İstanbul’daki kafeleri aratmayacak cinsten. Pek çok çeşit sütlü içecek, milkshake, kahve, sütlü tatlısı olan bu sevimli yerde çok güzel vakit geçirdik. Bu arada Kars’ın kendine has kahvehaneleri var. İçerideki muhabbeti duymak, atmosferini anlamak ve Orhan Pamuk’un kitabını nasıl bir ortamda yazdığını görmek için girmek gerek…

Kars sokaklarına kesinlikle gece de bir şans vermelisiniz. Baltık mimarisi gece aydınlatmasıyla da ayrı güzel oluyor. Bu arada havanın soğuk olduğunu, kayak kıyafetleri içerisinde termal üst ve alt, ve iki kat eldiven giydiğimin ve bunun Kars’ın en sıcak kışı olduğunu da belirtmeli.

Boğatepe Köyü

Sonraki gün Boğatepe Köyü’nde Türkan Hanım’ın evine kahvaltıya gittik. Hem köy hayatını görmek, hem evdekilerle sohbet edebilmek, Karslıların yeme alışkanlıklarını görmek için harika bir deneyimdi. Türkan Hanım biz gelmeden masamızı hazırlamış, yumurtalarımızı haşlamış, patateslerimizi fırından çıkarmıştı. Masada eritilmiş ve tekrar donmuş tereyağı, muhtemelen hayatımda yediğim en iyi kaymak, bal, evde yaptıkları tereyağlı ekmek, çeşit çeşit peynirler vardı. Bıçak Kars’ta kullanılan bir gereç değil; hatta Türkan Hanım’ın evinde hiç bıçak yok. Türkan Hanım misafirlerin hep bunu sorduğunu ve artık alması gerektiğini savunsa da, ona yöreselliği bozmamasını telkin ederek, misafirlerin bundan rahatsız olmayacaklarını söyledik. Patates, bu köyde her sabah muhakkak yenen bir besinmiş. Boğatepe Köyü’nde kahvaltı etmek kişi başı 30 TL.

Malakan Kaşarı, Kars Gravyeri, Eski Kaşar

Biz oradayken Peynir Müzesi’ni anlatmaya hemen köyden bir kadın geldi. Üzerinden peynir satışı yapılan dükkana gittik. Ben peynirlerimi buradan almayı tercih ettim. Anlattıklarına göre zaten tüm şehir buradan aldığı peyniri satıyormuş.

Bakkal, Boğatepe Köyü

Köyü terk etmeden iki tane bakkal dükkanı gezdim. Dediklerine göre işler kesatmış, köyde yaşayanlar bakkaldan alışveriş yapmak yerine ayda bir şehre iniyorlar tüm gereksinimlerini oradan alıyorlarmış.

Çıldır Gölü ve Tüketim Çılgınlığı!

Çıldır Gölü

Çıldır Gölü’nü ziyaret etmek isteyenlerin üç seçeneği var. Kars’ta kalan Günay’ın yeri, Ardahan’da kalan Atalay’ın yeri ve ikisinin ortasında Belediye’nin yeni açtığı Kütükevler.

Atalay’ın Yeri tam anlamıyla ana-baba günü. Kapasitesinin 2 katı insana hizmet vermeye çalışan küçücük bir işletme. Yemek yiyene hemen tatlıyı dayıyor bir sonrakine yer açmak için bir kovalamadığı kalıyor. Çıldır’dan çıkan tatlısu balığı ‘Sarı Balık’ hiç beklemediğim kadar iyi çıktı. Ancak servis, mekan çok kalabalık olduğudan çok yavaştı.

Çıldır Gölü’nün hemen yanında konumlanmış bu işletmenin önünde yapılabilecek bazı aktiviteler mevcut. Çıldır Gölü bu sene hava yeteri kadar soğuk olmadığı için sadece 10 santim donmuş. Gölün üzerinde yürümek, balık tutmak mümkün. Ancak, ne yazık ki, burada her şey tüketim çılgınlığından etkilenmiş her şey paralı. Mesela görüyorsun, uzakta birileri buzu kırmış ağ atıyor, olta atıyor balık tutuyor. Ancak bunun için 20 TL istiyorlar. Öte yandan tatile gelmeden beri aklımda olan kızaklı atlarla tur yapma hayalim için hemen koştum at arabalarının yanına. Buz kalın olmadığından gölün üzerinde değil kenarında git-gel yaptırıyor. Biz Tekin Abi’yi beğendik aralarından. Tekin abi 3-4 kişiyi arabasına bindiriyor, biraz hikaye anlatıyor, biraz türkü söylüyor…  Birkaç dakika sonra arabayı durduruyor, önceden çalışmış olduğu açılardan büyük profesyonellikle fotoğraflarını çekiyor.

Kamer Mutfak

Bir önceki akşam kalabalıktan yer bulamadığımız Kamer Mutfak bizi gül yapraklarıyla karşıladı. Restoranda bizden başka bir masa vardı. İstanbul’da bulunabilecek tarzda bir restoran Kamer’de artık herkes en sevdiği Kars lezzetini sipariş edebilecek deneyime gelmişti. Ben Hangel söyledim, bence bu yemek benim için yapılmış! Makarna desen değil, mantı desen değil… Hamurişi işte, yoğurtlu falan, harika bir şey!

Kahve seçimimizi yine yeni tarzda kahvelerden biri olan Pasha Cafe’den yana kullandık. Doğu Ekspresi yolcularına özel olarak reklamını yaptıkları muzlu tatlı gerçekten çok iyiydi. Ortamı hoş, sohbeti hoş bir yer. Muadilini bizim buralarda bulmak mümkün, Kars’ta yaşayanlar için güzel olsa gerek.

Aleksandr Nevsky Katedrali

Aleksandr Nevsky Katedrali, Kafkas Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi de görülmeye değer.

Son olarak, Kılıçoğlu Pastanesi, eski bir Rus binasında bulunan kocaman ve uğramaya değer bir pastane.

Karşımıza çıkan aksiliklere rağmen, Erzurum-Kars seyahatimiz çok değişik ve güzel bir deneyimdi. Bir tek Kars’ta gözleri açılmış İstanbullu bekleyen esnaf yüzünden beklediğim kadar romantik değil bu seyahat. Yine de, umarım bir gün tekrar yolum düşer…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN