Yazıma şöyle başlamalıyım; Argo son zamanlarda izlerken kalbimin atışlarını sinema salonunda duyduğum nadir filmlerden bir tanesi. Film 120 dakika sürüyor, ama bana yarım saat gibi geldi. Sürekli aksiyon ve gerilimden vaktin nasıl geçtiğini anlayamadım. Bu arada Ben Affleck’i ayakta alkışlıyorum, hem başrolünü üstlendiği hem de yönetmenliğini yaptığı Argo tek kelimeyle mükemmel bir yapım olmuş.

Film şöyle başlıyor; 1979’da Amerikan Elçiliği’ni Iranlı bir devrim yanlısı grup basıyor ve 50’in üzerinde çalışanı rehin alıyorlar. Bu arada ofisleri kaçmaya elverişli olan 6 Amerikalı olaydan kaçarak Kanada elçisinin evine saklanıyorlar. Sokaklarda insanların asıldığı, yanlış yapan herkesin vurulduğu, İslam rejimiyle “yönetilen” bir ülke olma düzenine karşı gelenlerin hapse atıldığı İran’da, Kanada elçisinin ve olaydan kaçan 6 kişinin hayatı büyük tehlike altında oluyor. Olaydan iki ay sonra CIA, ekibine Kanadalıların bir şekilde İran’dan çıkarılması emrini veriyor. Böylece aksiyon başlıyor. Görevi bu tip olaylardan insan kurtarmak olan Tony Mendez (Ben Affleck) enteresan bir fikirle CIA’in karşısına çıkıyor: İran’da bir film çevirmek (çevirecekmiş gibi yapmak) ve esir kalan 6 kişiyi de sahte kimliklerle beraber yönetmen, senarist gibi filmin birer parçaları yapmak. Plan şöyle devam ediyor; İran’a gittikleri zaman İran’daki çarşıda film çekeceklerini ve burayı önceden gidip görmek istediklerini İran devletine bildiriyorlar. Filmin PR kısmı da çok önemli ve inandırıcı olduğundan, Amerika’daki herkesi “ARGO” adlı böyle bir filmin gerçekten çekileceğine inandırıyorlar. Partiler verip, filmin gazetelerde çıkmasını sağlıyorlar. Mendez, filmin yapımcısı olarak önce Türkiye’ye sonra İran’a gidiyor.

Kurtarılacak olan 6 Amerikalı da yeni kimliklerini ezberlermek, ülkeden ayrılırken herhangi bir soruya karşı hazırlıklı olmak için için uzun bir uğraş veriyorlar. Plan riskli ama kusursuz gibi görünse de, İran’dayken başlarına bir sürü aksilik geliyor.

Filmi, son sahnesine kadar nefesimi tutup seyrettim. Filmde her şeyden biraz var; bazı sahnelerde kahkaha attım, bazıların da ise duygulandım. Her şeyin kusursuz olduğu Argo, zaten IMDb’de de 10 üzerinden 8.2 alarak ne kadar başarılı olduğunu kanıtlamış. Bu arada film gerçek bir hikaye üzerine kurgulanmış, bunların yaşanmış olması izleyiciyi daha da etkiliyor tabii.

Filmin kadrosu şahane; film kariyerinden kendisini gittikçe geliştiren Ben Affleck, Little Miss Sunshine’da “sapık” dede rolünü izlediğimden beri kendisine hayran olduğum Alan Arkin, herkesin çok sevdiği John Goodman, Titanic’teki oyunculuğunu çok beğendiğim Victor Garber bir araya gelince harika bir kadro oluşmuş.

Bu biraz kişisel olacak ama söylemeden edemeyeceğim; filmde gösterilen İran’ı izledikçe içim daraldı, orada yaşan insanlar için çok üzüldüm. Umarım Türkiye,  her zaman için en fazla şu an bulunduğu durumda olur, çünkü korkuların, yasakların yaşandığı bir ülkede yaşamak çok zor. Filmde bunu daha rahat görebiliyorsunuz; cumhuriyet değil de rejimlerle yönetilen ülkelerin ne kadar yaşanılmaz olduğunu. Yaklaşık 4 sene önce izlediğim Persepolis’i ve çocukluğumda seyrettiğim, hala asla etkisinden kurtulamadığım “Kızım Olmadan Asla”yı hatırlattı bazı sahneler bana..

Kısaca.. Argo tek kelimeyle mükemmeldi. Film, bugün (30 Kasım) vizyona girdi. Sizi heyecanlandıracak ama beyin olarak da çok yormayacak, başarılı oyunculukları ve iyi yönetilmiş sahneleri görünce sevineceğiniz bu filmi bu hafta sonu geçmeden izlemenizi tavsiye ediyorum.

Sevgiler!

theMagger Ajanda’da Argo…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?