Genç Solistler ile: İDSO 19 Mayıs Konseri Üzerine
Geleceğimizin teminatı olan gençlerin yaşamın her alanında üstlendiği rol, yarınlar için en büyük umut kaynaklarımızdan biri hiç şüphesiz. Sahip oldukları bitmek bilmeyen enerji, hedeflerine olan bağlılık ve yaptıkları işe duydukları tutkunun karşılığı, onlara güvenmemiz için yeter de artar. Klasik müzik alanında da küçük yaştan bu yana sıkı bir disiplinle çalışan gençlerimiz, elde ettiği başarılarla bugün uluslararası birçok yarışmada ödüller kazanıyor, prestijli okullarda eğitimine devam ediyor ve hayallerindeki orkestralar ile konser veriyor. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası (İDSO) da bu hayallerden birini gerçekleştirerek “19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Konseri”nde onlarla birlikte sahne alacak. 15 Mayıs Cuma akşamı Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu’nda Hasan Niyazi Tura’nın şefliğinde gerçekleştirilecek bu konserde müzikseverler olarak pırıl pırıl beş genç solisti dinleme fırsatı bulacağız. Orkestramızın solist seçmelerine kalarak seçilen müzisyenlerden Büşra Başoğlu (kontrbas), Efe Yaşar (marimba), Elif Duru Özçelik (flüt), Mark Eren Aykan (piyano) ve Melis Naz Ünver (klarnet), Ulu Önder’imiz Mustafa Kemal Atatürk’ün hayal ettiği gibi, sanatla ve emekle ışıldayan birbirinden parlak performanslarını icra edecekler. Ben de bu vesileyle konser öncesinde gerçekleştirdiğim röportajla kendilerinin duygu düşünceleri, müziğe bakış açıları, enstrümanlarıyla olan bağları ve gelecek hedeflerini konuşma fırsatı buldum. Keyifli okumalar.
Röportajımıza bugünlerde neler yaptığını konuşarak başlayalım dilersen. Eğitimin, katıldığın ustalık sınıfları ve bireysel çalışmaların nasıl geçiyor?
Büşra Başoğlu: Öncelikle böyle bir fırsat verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Şu anda Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nda lisans 2. sınıf öğrencisi olarak Prof. Dr. Burak Karaağaç ile çalışmalarımı sürdürmekteyim. Yakın bir tarihte dünyaca ünlü usta eğitmen ve lüthier Thomas Martin ile Paris Opera Orkestrası Grup şefi Thierry Barbé Ankara’ya Ustalık Sınıfı Masterclass eğitimi için geliyorlar. Benim için çok önemli bir deneyim olacak, böyle bir fırsatı değerlendirebilecek olmak çok kıymetli.
Efe Yaşar: Eğitimime şu an Almanya’da bulunan Karlsruhe Müzik Üniversitesi’nde, Prof. Vanessa Porter’ın sınıfında, lisans 2. sınıf öğrencisi olarak devam ediyorum. Okulumuza çeşitli hocalar ve sanatçılar geliyor. Bu sayede birçok ustalık çalışması yapma fırsatım oluyor. Farklı sanatçılardan farklı fikirler ve yorumlar duymak benim için besleyici ve eğitim sürecim için etkili oluyor. Onun dışında, bireysel çalışmalarımın önemli bir kısmında solo çalışsam da dönem içerisinde birçok farklı oda müziği projesi ve orkestra projesine katılıyorum. Enstrümanımda elimden geldiğince bu şekilde çok yönlü çalışmayı seviyorum. Her konuda; yani hem orkestra, hem solistlik hem de oda müziği dallarında çalışmanın da çok önemli ve eğlenceli olduğunu düşünüyorum.
Elif Duru Özçelik: Şu anda eğitimime Almanya’da, Hochschule für Musik und Theater München’de, Stephanie Hamburger’in sınıfında devam ediyorum. Mezuniyet senem olduğundan aktif bir tempodayım; derslerim, konserler, okul projeleri ve bireysel çalışmalarımı birlikte yürütüyorum. Ustalık sınıfları da eğitimimin önemli bir parçasını oluşturuyor. Bugüne kadar Eugen Bertel, Massimo Mercelli, Bülent Evcil, Ayla Uludere, Raffaele Trevisani, Sibel Pensel ve Andrea Lieberknecht gibi değerli sanatçılarla çalışma fırsatı buldum. Yoğunluğuma rağmen hâlâ mümkün olduğunca masterclass’lara katılmaya ve farklı bakış açılarını dinlemeye özen gösteriyorum.
Mark Eren Aykan: İstanbul’da doğdum ve hatırlayabildiğim kadarıyla hep müzisyen olmak istedim. Moskova’da çok iyi bir müzik eğitimi verildiğini duyduğum için orada okumayı hep hayal ederdim. Ailemde hiç müzisyen yoktu ancak annem ve babam müziğe olan ilgimi her zaman destekledi. Bu nedenle, altı yaşındayken ailemle birlikte müzik okuluna kaydolmak için Moskova’ya gittik. Arkamda çocukluğumu, arkadaşlarımı bıraktım ama içimde çok net bir his vardı: Doğru yoldaydım. İlk yıllar kolay değildi… Yabancı bir şehir, yoğun bir eğitim ve sürekli kendini aşma zorunluluğu.
Altı yaşındayken Moskova Konservatuvarı’nın müzik okulunun piyano bölümüne kabul edildim. Daha sonra, çok daha iyi bir okul olan Müzik Sanatları Akademisi’ne bağlı Merkez Müzik Okulu’nu öğrendim. Ancak oraya girmek oldukça zordu. Bu okul da Moskova Konservatuvarı’na bağlıydı fakat benim okulumdan farklı olarak genel eğitim dersleri ile müzik eğitiminin birlikte verildiği özel bir kurumdu. Sadece mükemmel işitme yeteneğine sahip, dünyanın dört bir yanından gelen en yetenekli çocuklar buraya kabul ediliyordu. Üstelik ilk sınıfta kazanamazsanız, daha sonra girmek neredeyse imkânsızdı. Bu nedenle oraya girmek benim en büyük hayalim oldu. 13 yaşındayken sadece bu okula kabul edilmekle kalmadım, aynı zamanda en iyi öğretmenlerden biri olan piyano bölümü başkanı Natalia Bogdanova’nın öğrencisi olma şansını elde ettim. Şu anda hayalini kurduğum okulda eğitimime devam ediyorum. Bazen çok zor olabiliyor; herkes çok iyi çalıyor, rekabet oldukça yüksek. Ancak ben zorlukları ve onları aşma sürecini seviyorum.
Melis Naz Ünver: 2024 yılında Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda lise eğitimimi tamamladıktan sonra, Mons Kraliyet Konservatuvarı’nda Ronald Van Spaendonck ve Nathalie Lefévre ile klarnet lisans eğitimine başladım. Şu ana kadar tüm ders ve çalışmalarım çok verimli geçiyor. Aldığım dersler, hocalarımın yetkinliği, özeni ve katkılarıyla bireysel çalışmalarımın daha da güçlendiğini düşünüyorum. Oda müziği ve orkestra çalışmaları, okulun düzenlediği ustalık sınıfları ve atölyelere katılmak teknik ve artistik becerilerimi artırıyor. Okul haricinde Belçika kökenli Claribel Clarinet Choir adlı klarnet korosunda üç yıldır aktif olarak çalıyorum. Bu klarnet korosu ile yaptığımız provalar ve verdiğimiz konserler de kendimi geliştirmeme yardımcı oluyor doğrusu.
15 Mayıs Cuma akşamı Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu’nda gerçekleştirilecek 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı konserinde İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ile birlikte sahne alacak beş genç solistten biri olarak seçildin. Bundan dolayı tebrik eder ve duygu düşüncelerini de öğrenmek isterim.
Büşra Başoğlu: Bu konser benim için hem büyük bir gurur hem de çok heyecan verici bir deneyim. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası gibi köklü bir orkestrayla birlikte aynı sahneyi paylaşacak olmak ve solist olarak yer almak benim hayallerimin bir parçası. Aynı zamanda 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı gibi anlamlı bir günde sahne alacak olmak da bu deneyimi benim için daha da özel kılıyor. Geçen sene de aynı fırsatı farklı farklı eserlerle İzmir Devlet Senfoni Orkestrası ve Hacettepe Senfoni Orkestrası ile yaşadım. Bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmek ve bu önemli günde sahnede hem kendimi hem de müziğimi içten bir şekilde ifade edebilmeyi ve aynı zamanda dinleyicilere yansıtabilmeyi çok istiyorum. İz bırakacak ve tarifsiz bir deneyim olacağına eminim.
Efe Yaşar: Öncelikle ülkemiz için böylesine anlamlı bir günde, Mustafa Kemal Atatürk’ü bu şekilde anmak ve bunun bir parçası olmak tarifsiz bir duygu. Böyle bir günde, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ile aynı sahnede olmak benim için büyük bir gurur. Mustafa Kemal Atatürk’ü böyle coşkuyla anmak ve biz gençlere emanet ettiği mirası yaşatabilmemiz onur verici bir şey, bu duyguyla sahnede olacağım.
Elif Duru Özçelik: 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kapsamında böyle anlamlı bir konserde yer almak benim için büyük bir onur. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde yetişmiş bir genç sanatçı olarak, bu sahnede beş solistten biri olmak hem gurur verici hem de sorumluluğu yüksek bir deneyim. Bu özel akşamın heyecanını ve coşkusunu dinleyicilerle paylaşmayı sabırsızlıkla bekliyorum.
Mark Eren Aykan: Çok heyecanlıyım. Öncelikle çalacağım konçertoyu çok seviyorum. Rus besteci Prokofyev’in etkileyici bir eserini gerçek bir senfoni orkestrası eşliğinde seslendirmek benim için büyük bir deneyim. Bu eseri öğrenirken hep bir orkestra ile çalmayı hayal ediyordum. Ama şimdi o hayalin çok daha ötesindeyim. Çünkü bu müziği, İstanbul’da, doğduğum şehirde, kendi insanlarımla paylaşacağım. Moskova’da öğrendiğim her şeyi, kalbimin başladığı yere geri getiriyor gibiyim.
Melis Naz Ünver: En sevdiğim eserlerden biri olan Artie Shaw’ın klarnet konçertosunu İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ile seslendirecek olduğum için gerçekten çok heyecanlıyım. Klasik formların oldukça dışında, enerjik ve heyecan verici olan bu eseri orkestra/bando ile birlikte seslendirebilmek en büyük hayallerimden biriydi. 2018 yılında Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nı Lorenzo Viotti yönetmiş ve Andreas Ottensamer ile bu eseri seslendirmişlerdi. Henüz 12 yaşındaydım ve çok etkilenmiştim. Şimdi aynı eseri İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ile seslendirecek olmam beni çok heyecanlandırıyor.
Bu konserde yer almak isteyen pek çok başarılı genç solist vardı ve eminim ki seçmeler de bu açıdan oldukça rekabetçi geçti. Bu süreç senin için nasıl bir tecrübe oldu?
Büşra Başoğlu: Seçmeler tabii ki rekabetçi bir ortamda geçti fakat ben kendime odaklıydım. Benim performansım ve kendi adıma ne kadar iyi olabildiğim daha önemliydi ve elimden gelenin en iyisini ortaya koymaya çalıştım. Bu şekilde düşünmek daha iyi geldi ve performansıma odaklanmamı sağladı.
Efe Yaşar: Önce video ön elemesi, sonrasında canlı dinleti olması biraz uzun ve stresli bir süreçti. Ama ne kadar heyecanlı olsa da çok güzel bir tecrübeydi. Ayrıca dinletiye gittiğimde de çok sıcak bir ortam vardı. Jüri üyeleri ve çalışanlar da sıcak davrandılar. Samimi bir ortam vardı.
Elif Duru Özçelik: Hepimizin birbirinden yetenekli genç müzisyenler olduğunu düşünüyorum. Bu tür fırsatlar bizim için çok kıymetli olduğu için hepimiz büyük bir heyecanla takip ediyor ve katılmaya çalışıyoruz. Süreç benim için oldukça heyecanlıydı. Açıkçası bunu rekabet olarak yorumlamak istemiyorum çünkü günün sonunda hepimiz, bütün fırsatları değerlendirmeye çalışan, kariyerlerinin başında, aynı yolda yürüyen genç müzisyenleriz. Bu yüzden ben de süreç boyunca sadece elimden gelenin en iyisini göstermeye çalıştım. Benim için İDSO değerli sanatçılarının önünde çalmak başlı başına çok heyecan verici bir deneyimdi. Bize bu imkanı tanıdıkları için de ayrıca teşekkür etmek isterim.
Mark Eren Aykan: Orkestrayla ilk kez çalmıyorum. Rusya’da birçok yarışmaya katıldım ve orkestrayla sahne deneyimim var. Ancak İstanbul’da sahne almak benim için çok daha anlamlı ve ilham verici. Memleketimde çalmanın bana ayrı bir güç verdiğine inanıyorum.
Melis Naz Ünver: İlk tur seçmeleri için sınav dönemi sırasında okulda aldığım bir kaydımı göndermiştim. Turun sonuçları yayımlandıktan sonra çok mutlu oldum. Açıklanan listede birçok isim vardı ve konserde çalma şansını yakalayacak olan kişi sayısı tabii ki sınırlıydı. Sonuç ne olursa olsun bu sürecin öğretici bir deneyim olduğunu düşünerek hazıklıklarımı sıkı bir şekilde tamamlayıp ikinci tur için İstanbul’a geldim. Bekleme salonu heyecanlı adaylarla doluydu ve herkes elinden gelenin en iyisini yapmak için oradaydı. Sıram gelip içeri girdiğimde İDSO’nun tecrübeli sanatçılarından oluşan jürinin oldukça kalabalık olduğunu gördüm. Bu ister istemez beni heyecanlandırdı. Ama odaklanarak ve keyif alarak çalmaya çalıştım eserimi ve sonucu da güzel oldu.
Genç bir solist için sahneye çıkıp bir orkestra ile verdiği her konser kariyeri açısından çok önemli bir tecrübe. İDSO gibi köklü bir orkestra ve onun tecrübeli sanatçılarıyla böylesine anlamlı bir konserde aynı sahneye çıkacak olmak kariyerin için neden önemli?
Büşra Başoğlu: Bir orkestrayla solist çıkmak, tek başına yapılan müzikten çok dinlemeyi, uyum sağlamayı, birlikte üretmeyi ve bir bütünün parçası olarak yaklaşmayı öğretiyor, İDSO gibi profesyonel ve deneyimli bir orkestra eşliğinde çalacak olmak bu anlamda bana öğretici bir katkı sağlayacak ve bu tecrübenin, sahneye ve birlikte müzik yapmaya bakışımı daha da ileriye taşıyacağını düşünüyorum. Bu yüzden kariyerim açısından önemli bir adım olduğunu düşünüyorum.
Efe Yaşar: Genç yaşta İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası gibi köklü ve tecrübeli bir orkestrayla, özellikle de böyle önemli ve anlamlı bir günde sahneye çıkacak olmak benim için çok değerli bir deneyim. Böylesine büyük ve profesyonel bir toplulukla birlikte müzik yapmak, hem sahne disiplini hem de müzikal anlamda kendimi geliştirmeme önemli katkı sağlıyor. Aynı zamanda bu deneyimin, beni şimdiden ilerideki daha büyük sahnelere hazırladığını düşünüyorum.
Elif Duru Özçelik: Solist olarak sahneye çıkmak her zaman çok büyük bir tecrübe dediğiniz gibi. 19 Mayıs gibi anlamı çok büyük bir günde, İDSO gibi köklü ve deneyimli bir orkestrayla sahne alacak olmak benim için ayrı bir heyecan. Hem çok şey öğreneceğimi düşünüyorum hem de bu deneyimin kariyerim açısından çok değerli bir adım olacağına inanıyorum. Sahnede olmanın sorumluluğunu şimdiden hissediyor ve müziğimi paylaşmak için sabırsızlanıyorum.
Mark Eren Aykan: Profesyonel bir senfoni orkestrası, özellikle İDSO gibi köklü bir topluluk, her zaman bir öğrenci için bir araya gelmez. Bu yüzden bu fırsatın değerinin farkındayım. Böylesine deneyimli müzisyenlerle aynı sahneyi paylaşmak benim için tarif edilmesi zor bir deneyim. Bu konserin bana daha çok çalışma ve kendimi geliştirme konusunda büyük bir motivasyon sağlayacağına inanıyorum.
Melis Naz Ünver: Söylediğiniz gibi, tecrübeli sanatçılardan oluşan ülkemizin en köklü orkestralarında biriyle 19 Mayıs gibi çok anlamlı bir günde sahnede olmak gurur verici. Ayrıca kendi gelişimim ve müzikal bakış açımı derinleştirmem açısından da bu konseri çok önemsiyorum. Sadece konser performansı değil, değerli şefimizin yönetiminde yapacağımız provalardaki etkileşim de kendimi solist olarak daha iyi ifade edebilmem açısından çok önemli diye düşünüyorum. Yani benim için değerli olduğu kadar öğretici de bir süreç.
Bir sanatçı için sahip olduğu enstrümanı vücudun adeta bir parçası olarak görüyorum. Çaldığın enstrümanla kurduğun bağ sadece notalardan mı ibaret?
Büşra Başoğlu: Kesinlikle, bir müzisyen enstrümanı ile bir bütün olmalı, hem fiziksel olarak hem de ruhsal. Ben enstrüman çalmayı daha çok bir terapi olarak görüyorum. Kötü bir zamandan geçtiğimde ona sığınıyorum ve çalmak bana o tarz zamanlarda çok iyi geliyor. 10 yaşında tanıştığım ve benim hayat arkadaşım her şeyim olan bu bağ ile sadece teknik bir ilişki değil, aynı zamanda duygusal bir ifade alanı, zamanla onunla alışkanlık değil, daha çok bir bağ oluşuyor.
Efe Yaşar: Kesinlikle, sadece notalardan ibaret değil. Notaları sadece eseri çalmak için olan bir araç olarak görüyorum. Ama enstrümanla olan bağım çok daha güçlü. Bazen kendimi ifade etme şeklim, bazen bir şeyler paylaşabildiğim ve çaldığımda sanki bana cevap veriyormuş gibi ve bazen de o uyumu yakalayıp bir bütün oluyormuşuz gibi hissediyorum.
Elif Duru Özçelik: Söylediğiniz gibi flütümü vücudumun bir parçası gibi de nitelendirebilirim, bu çok doğru. Ama ben bu hissi günün sonunda evime dönmek gibi tarif ediyorum. Onu sadece bir enstrüman olarak görmüyorum; bu yüzden kurduğum bağın yalnızca notalardan ibaret olması benim için mümkün değil.
Mark Eren Aykan: Piyanistler bu konuda biraz farklı bir durumda. Bir kemancı ya da flütçü kendi enstrümanını yanında taşıyabilir ama piyanistler sahnedeki enstrümana uyum sağlamak zorundadır. Yine de ben tüm enstrümanların canlı olduğuna ve müziği hissettiklerine inanıyorum. Her piyanoyla ortak bir dil kurabileceğimi düşünüyorum. Ayrıca Atatürk Kültür Merkezi’nde çok kaliteli bir enstrüman bulunuyor.
Melis Naz Ünver: Tabii ki klarnet ile olan bağım sadece notalardan ibaret değil. Çünkü belli bir süreden sonra çaldığımız enstrümanın kişiliğine bürünüyoruz ve o hayatımızın en büyük parçası haline geliyor. Özellikle günlük çalışmalarımız, dinlediğimiz müzikler ve konservatuvar ortamında bulunmamız sayesinde de bu bağ gittikçe artıyor. 2021 yılında sevgili Menekşe Tokyay benimle bir röportaj yapmıştı. Orada şöyle demiştim: “Müzik aldığım nefes gibi, hayatımda müzikten daha çok zevk aldığım başka bir şey yok.” Sanıyorum aynı cümleyi tekrar etmemde bir sakınca yok.
Orkestrayla birlikte icra ettiği bir eserin salondaki dinleyici üzerinde bir etki bırakması adına senin için bestecinin niyetine sadık kalmak ve teknik anlamdaki kusursuzluk mu daha ön plana çıkıyor yoksa orkestrayla birlikte esere kattığın ve onu daha kanlı canlı yapan yorum gücü mü daha önemli?
Büşra Başoğlu: Bence seslendireceğim eser olan Giovanni Bottesini Si Minör 2. Konçertosu çaldığımız eserler arasında en zor ve en önemli eserlerden bir tanesi. Tüm dünyada yarışma ve senfoni orkestrası giriş sınavlarında final eseri olan konçertonun teknik ve müzikal anlamda birbirinden ayrı düşünülebilecek şeyler değil, bestecinin niyetine sadık kalmak zaten önemli bir temel oluşturuyor. Bununla beraber çalıcının ve orkestranın kattığı yorum ile müzik bir bütün haline gelir. Bence dinleyiciye gerçekten geçen şey de bu bütünlük ve samimiyet.
Efe Yaşar: Kesinlikle, seyircide bir etki bırakmak için eser çok önemli ancak asıl etkiyi bırakan icracı ve yorumu olduğunu düşünüyorum. Bir eseri herkes çalabilir ama her çalındığında ve her farklı yorumda seyirciye farklı bir etki bırakır. Bu yüzden icra ettiğim eseri çalarken notaya ve tekniğe bağlı kalarak elimden geldiğince hissettiğim şeyi ve duyguyu dışa yansıtmaya çalışıyorum.
Elif Duru Özçelik: Benim için aslında bu ikisi birbirinden ayrılmıyor. Bestecinin ne anlatmak istediğini, eserin karakterini, duygusunu anlamak benim öncelikli hedefim. Yorum da bu temelin üstüne kuruluyor ve bu sayede müziğin bir duygusu, bütünlüğü olduğunu düşünüyorum.
Mark Eren Aykan: Bence en önemli şey orkestrayı ve şefi dinleyebilmek. Orkestrayla uyum içinde olmak çok önemli. Her performans benzersizdir ve bir daha asla tekrarlanmaz. Elbette eseri nasıl yorumlayacağıma dair kendi fikirlerim var. Sadece teknik olarak çalmak yeterli değildir; müziği hissetmek gerekir. Dinleyici sahnedeki duyguyu mutlaka hisseder. Okulumuzda bize sadece notaları değil, eserin yazıldığı dönemi, bestecinin niyetini ve sanat tarihini de anlamamız gerektiği öğretiliyor. Bu da müziği daha derin yorumlamamızı sağlıyor.
Melis Naz Ünver: Müzik sadece doğru notaları çalmakla sınırlı değil. Özellikle orkestrayla birlikte çalarken, sahnede oluşan enerji, karşılıklı etkileşim ve atmosfer çalınan eseri “yaşayan” bir varlık haline getiriyor. Belki çağdaş eserlerde bestecinin yönlendirmesi ve yazılımının dışına çıkmamak gerekirken, özellikle daha erken dönem bestelerde, mesela klasik romantik ve barok dönem bestelerinde solistin yorumu ön plana geçebiliyor. Bence bir eseri bestecinin dünyasına saygı duyarak ve yine onun çizdiği çerçevede kalarak, orkestrayla birlikte kendi sesimi katarak çaldığımda eserin, sizin de dediğiniz gibi daha “kanlı canlı” olduğunu düşünüyorum.
Peki sahneye çıkıp çalmaya başladığın o büyülü anı tarif etmen mümkün mü?
Büşra Başoğlu: Arkamda benim için çalan bir orkestranın olması, beni izlemeye gelen seyirciler ve o atmosfer o kadar etkileyici ki, o anın benim anım olduğunu ve ne kadar özel olduğunu fark etmemi sağlıyor. Ve o an sadece bu anın tadını çıkarmaya odaklanıyorum çünkü her zaman kolay gelen bir fırsat olmayacağının bilincinde olduğumu biliyorum. Bu yüzden o an sadece iyi çalmaya çalıştığım bir an olarak değil, gerçekten hissettiğim, keyif aldığım ve bunu paylaştığım bir an olarak yaşamaya çalışıyorum.
Efe Yaşar: Bunu kelimelerle tarif etmek çok zor ama ilk notayı çaldığım anda zaman sanki farklı akmaya başlıyor. Eseri çalarken hissettiğim duygu ve zevk sanki hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor. Ama sonrasında bittiği zaman da nasıl geçtiğini anlamıyorum. Sanki gözümü kapatıyorum ve en son o final alkışıyla açıyorum.
Elif Duru Özçelik: Sahneye ilk adım attığım o an, alkışların bitmesiyle birlikte sanki etrafımdaki sesler ve kalabalık yavaş yavaş uzaklaşıyor. Kalbimin çarpıntısını çok net hissediyorum, zamanla bu heyecan yerini bir odaklanmaya bırakıyor. İnsanlar gözümde silikleşiyor ve o anda sadece müzikle baş başa kalıyorum. Tamamen onun içinde, kendi dünyamda çalarken buluyorum kendimi.
Mark Eren Aykan: Sahnede gerçek bir etki yaratmak için tüm ruhunuzu ve kalbinizi ortaya koymanız gerekir. Müziği ve dinleyiciyi gerçekten sevmek gerekir. O an sahnede oluşan bağ bence en özel şey.
Melis Naz Ünver: Bu gerçekten anlatılması zor bir an. Gözler senin üzerinde, kalabalık bir ortamdasın ve herkes seni izliyor ve dinliyor. Bu başta insanı çok heyecanlandıran bir durum. Ancak sahneye çıkıp ilk sesi verdiğim anda heyecanım hızla odağa dönüşüyor. Klarnette o ilk nefesle birlikte hem kendimi hem de orkestrayı ya da eğer oda müziği yapıyorsam diğer müzisyen arkadaşlarımı daha net duymaya başlıyorum. O nefesle birlikte müzik akıyor ve ben de onun içinde kalıyorum. Müzikle beraber nefes alıyorum.
Son olarak kariyerinin bundan sonrası için hedef ve hayallerin neler?
Büşra Başoğlu: Bundan sonrası için en büyük hedefim, kontrabasla kendime ait bir yol açabilmek. Ülkemi ulusal ve uluslararası en iyi şekilde temsil etmek istiyorum. Özellikle bir kadın olarak, bu enstrümanla çok sık görülmeyen, hatta ulaşılmamış diyebileceğim yerlere ulaşmak istiyorum. Teknik olarak kendimi geliştirmeye devam etmek benim için hâlâ çok önemli ama bununla birlikte sahnede gerçekten bir şey anlatabilmek de aynı derecede değerli. Bu yüzden sadece orkestra sanatçısı değil, solist olarak kariyer deneyimi edinmek, farklı topluluklarla çalışmak ve sahnede daha çok yer almak istiyorum. Aynı zamanda yurt içi kadar yurt dışında da sahneye çıkmak ve solist olarak da deneyim kazanmak benim için önemli hedeflerden biri. Uzun vadede ise insanlar dinlediğinde kendime ait bir yorumum olduğunu hissedebilsin ve bu yolda istikrarlı bir şekilde ilerlemek isterim.
Efe Yaşar: Kariyerimin bundan sonrasında da, Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere gösterdiği yolda, eğitimimi başarıyla tamamlayıp, sadece Türkiye’deki sahnelerde değil tüm dünya sahnelerinde bulunup ülkemi ve onun adını temsil etmek istiyorum. Bu benim asıl amacım.
Elif Duru Özçelik: Müzikal kariyerimde kendimi tek bir alanla sınırlamadan çok yönlü gelişmeyi hedefliyorum. Solist olarak sahnede yer almak, bir orkestranın parçası olarak üretmek ve oda müziği yapmak benim için çok önemli. Yakın vadede eğitimimi başarıyla tamamlayıp yüksek lisansa devam etmek istiyorum. Uzun vadede ise hem yurt dışında hem de ülkemde konserler vererek edindiğim birikimi dinleyicilerle paylaşmayı hedefliyorum. En büyük hayalim, müziğimle, duruşumla ve disiplinimle örnek alınan; aynı zamanda birilerine ilham verebilen ve yolunda küçük de olsa katkım dokunabilen bir seviyeye ulaşmak.
Mark Eren Aykan: Bir sonraki hedefim Moskova’daki Grand Piano Competition’a katılmak. Daha büyük hedefim ise ilerleyen yıllarda Çaykovski Yarışması’nı kazanmak.
Melis Naz Ünver: Önümüzdeki yıl lisans programını tamamlayarak, yüksek lisans dereceme de şu anki okulum olan Mons Kraliyet Konservatuvarı’nda başlamak istiyorum. Ayrıca önümüzdeki yaz Belçika’da üyesi olduğum Claribel Clarinet Choir ile Türkiye’de gerçekleşecek olan konser planlamalarımız var. Bunlara ek olarak yarışma ve festivallere de başvurma düşüncelerim var.
Kapak Fotoğrafı: İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası
İlginizi çekebilir: Halil Şimşek’ten İlyun Bürkev ile Röportaj

Halil Şimşek














Aile Tadında
Gençlere hep destek, tam destek. Hepsi pırıl pırıl. Işıkları daim, alkışları bol, yolları açık olsun. Emeklerinize sağlık.
Hepsi ayrı ayrı ne kadar ilham vericiler! Kariyerlerinin başında onları tanıyabildiğim için çok mutlu oldum. Onların emeğine, senin de eline sağlık Halil!
Çok teşekkürler Eylül. Her biri hayallerinden daha iyilerini başarsınlar. Verdikleri ilham tüm gençlerin yolunu aydınlatsın ✨