fbpx
theMagger Banner
Advertisement
theMagger: Keşfedin ve Paylaşın. Nasıl mı?
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement.
Advertisement.
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement

Haberler

Post image “The Light Phone II
“The Light Phone II": Kendrick Lamar'ın Anti-Smart Telefonu

HABERLER - SLIDER

Calendar 24 Kas, 2023

Akıllı telefonların nasıl bir dikkat dağınıklığı ve erteleme aracı olduğundan bahsetmek artık klişenin de ötesinde gereksiz hale gelmiş durumda. Yine de telefon bağımlılığımızın çözümünü tam olarak bulabilmiş değiliz. Sosyal medya detoksları işlevsel olabilse de kısa süreli çözümler gibi görünüyor. Tüm bu endişelerimizde yalnız olmadığımız açık ki Kendrick Lamar da soruna bir çözüm önerisiyle geliyor: “The Light Phone II”.

Basın bültenine göre: “Light Phone II, mümkün olduğu kadar az kullanılacak şekilde tasarlanmış birinci sınıf, minimal bir telefon. Dikkat dağıtmayan, modern akıllı telefonlarımızın temel özellikleriyle tasarlanan Light Phone II, ‘sadece bir telefon‘” Sadece bir telefon ile kastedilen The Light Phone II’nin yalnızca arama ve görsel bulunmayan mesajlar için kullanılacak olması; yani hiçbir zaman sosyal medya, internette gezinme, e-posta, haberler veya reklamlara yer vermiyor. Kendrick Lamar bu eski tip teknolojiye dönüş konusunda istekli tek isim de değil. Rapçiler ve sanatçıların büyük çoğunluğu, dikkat dağıtıcı şeyleri azaltıyor ve modası geçmiş (bazılarına göre nostaljik diyebilir) yaşam tarzlarının peşinde koşuyor. Örneğin; Jay-Z 90’larda kullanılan çağrı cihazları ve tuşlu telefonları tercih ediyor. Seth Rogen yazıları için Wi-Fi bağlantısı olmayan bir dizüstü bilgisayar kullanıyor. Günün sonunda tıpkı The Light Phone II gibi “mümkün olduğunca az kullanmak için yaratılan teknolojik cihazlar”ın popülaritesi gidecek artacak gibi görünüyor.

preloader
Post image 'Rejection Therapy': Bir Sosyal Anksiyeteyle Mücadele Yöntemi
'Rejection Therapy': Bir Sosyal Anksiyeteyle Mücadele Yöntemi

HABERLER - SLIDER

Calendar 17 May, 2024

TikTok’ta ‘rejection theraphy’ yani reddedilme terapisiyle ilgili ifadenin altında 54 milyondan fazla gönderi bulunuyor. Bu videolarda insanların kendilerini geren durumlara soktuğu utanç verici anları izliyoruz. Peki amaç ne? Yanıt: Reddedilme korkusundan kurtulmak!

Reddedilme terapisi, göz ardı edilmeye, alay edilmeye veya eleştirel gözle bakılmaya alıştıkça, hassasiyet duygularını ve...

TikTok’ta ‘rejection theraphy’ yani reddedilme terapisiyle ilgili ifadenin altında 54 milyondan fazla gönderi bulunuyor. Bu videolarda insanların kendilerini geren durumlara soktuğu utanç verici anları izliyoruz. Peki amaç ne? Yanıt: Reddedilme korkusundan kurtulmak!

Reddedilme terapisi, göz ardı edilmeye, alay edilmeye veya eleştirel gözle bakılmaya alıştıkça, hassasiyet duygularını ve sosyal kaygıyı azaltmayı amaçlıyor. Önerilen etkinlikler ise; kalabalık bir kaldırımda yere uzanmaktan Harvard’a sadece laf olsun diye başvurmaya kadar uzanıyor. Buradaki temel amaç ise kişiye reddedilmenin nadiren hayal ettiği kadar kötü olduğunu deneyimler üzerinden kanıtlamak. Yöntem, “kasıtlı olarak ne kadar çok reddedilirseniz, bu gerçekten gerçekleştiğinde o kadar az acı verir” terorisini savunuyor. Böylece de reddedilme konusunda hassasiyeti olan ve bu nedenle de istedikleri için adım atmaktan kompulsif olarak çekinen kişilere reddedilmeye karşı bağışıklık kazanabilirsiniz, böylece de onları utanç korkusuyla dolu bir hayattan kurtarmayı hedefliyor. Psikoterapist Rachel Goldberg’ün Bustle’a verdiği röportaja göreyse bu yöntem basit bir TikTok trendinden daha fazlası ve geçerli terapi uygulamalarına dayanıyor. ‘Exposure theraphy” yani maruz bırakma terapisinin incelikli bir formu olarak adlandırabileceğimiz reddedilme terapisinin amacı, bireyleri güvenli bir ortamda korkulan uyarana maruz bırakarak korkularıyla yüzleşmelerine ve kademeli olarak korkularının üstesinden gelmelerine yardımcı olmak, sonuçta korku tepkisinin yoğunluğunu azaltmak ve güveni arttırmak.

Post image Toksik Olumlama: Mutlu Olmakla Kafayı Bozmuş Bir Dünyada Kendin Olmak
Toksik Olumlama: Mutlu Olmakla Kafayı Bozmuş Bir Dünyada Kendin Olmak

HABERLER - SLIDER

Calendar 29 Mar, 2024

Pek çoğumuz küçüklüğümüzden beri bize empoze edildiği şekilde; mutsuzluk, stres, endişe gibi negatif hatta toksik olarak sınıflandırdığımız duygulardan kaçınarak olabildiğince neşeli, mutlu, huzurlu olmak için beynimizi kodlamaya çalışıyoruz. Bununla birlikte diğer her şeyde olduğu gibi abartıldıkça anlamını yitiren “pozitiflik” kavramının zararları üzerine artık yeterince fikrimiz var öyle ki...

Pek çoğumuz küçüklüğümüzden beri bize empoze edildiği şekilde; mutsuzluk, stres, endişe gibi negatif hatta toksik olarak sınıflandırdığımız duygulardan kaçınarak olabildiğince neşeli, mutlu, huzurlu olmak için beynimizi kodlamaya çalışıyoruz. Bununla birlikte diğer her şeyde olduğu gibi abartıldıkça anlamını yitiren “pozitiflik” kavramının zararları üzerine artık yeterince fikrimiz var öyle ki Terapist Whitney Goodman’ın okura olumsuz duyguları deneyimlemenin ve onlarla başa çıkmanın etkili yollarına dair nitelikli bir rehber sunduğu kitabı Toksik Olumlama: Mutlu Olmakla Kafayı Bozmuş Bir Dünyada Kendin Olmak ile karşımıza çıkıyor.

Gerçek hayatta olumsuzlukları görmezden gelerek, bu duygulardan kaçınma refleksine sahip olmamıza neden olan toksik pozitiflik kavramını merkeze alan kitapta, bu durumun kendimize ve ilişkilerimize ne kadar zarar verdiğini ortaya koyuluyor. İddiasını araştırmalar ve danışan hikâyeleriyle destekleyen Goodman ​“Peki olumlu olmak tüm sorunların çözümüyse neden çoğumuz endişeli, depresif ve tükenmiş hâldeyiz?” sorusuna yanıt arıyor. Her yeni gün pozitif olma baskısıyla karşı karşıya kalan insanların rahatsızlık hissiyle empati kuran kitapta hastalık, kayıp, ayrılık ve diğer zorluklarla karşı karşıya kalındığında bile gerçek duygular hakkında konuşmak, onları sindirerek zamanla daha iyi hissetmek için çok az fırsat bulunduğuna dikkat çekiliyor.

Post image 'Sunshine Guilt': Bir FOMO Tetikleyicisi Olarak Güneş Işığı
'Sunshine Guilt': Bir FOMO Tetikleyicisi Olarak Güneş Işığı

HABERLER - SLIDER

Calendar 22 Mar, 2024

Moment of Clarity Ruh Sağlığı Merkezi’nden psikolog Dr. Nadia Teymoorian’a göre, güzel bir günde evde kaldığımızda güneş ışığından duyulan suçluluk hissi yani ‘sunshine guilt’ ortaya çıkabiliyor. Çünkü böyle havalarda herkesin en iyi hayatını dışarıda yaşadığını varsaymaya eğilimimiz çok daha yüksek. Orhan Veli’nin zamanında “beni böyle güzel havalar mahvetti” şeklinde özetlediği...

Moment of Clarity Ruh Sağlığı Merkezi’nden psikolog Dr. Nadia Teymoorian’a göre, güzel bir günde evde kaldığımızda güneş ışığından duyulan suçluluk hissi yani ‘sunshine guilt’ ortaya çıkabiliyor. Çünkü böyle havalarda herkesin en iyi hayatını dışarıda yaşadığını varsaymaya eğilimimiz çok daha yüksek. Orhan Veli’nin zamanında “beni böyle güzel havalar mahvetti” şeklinde özetlediği ‘sunshine guilt’ bizi dışarıda kaçırdığımız şeyler olduğu konusunda ikna ederek FOMO‘yu tetikliyor.

Gün ışığı suçluluğu, başarısız olduğunuza inanmanızdan veya güzel bir günde içeride kalarak kendinizi hayal kırıklığına uğratmanızdan kaynaklanan olumsuz düşüncelerin, duyguların ve duyguların birikmesiyle oluşuyor. San Diego temelli terapist Kevin Belcastro’ya göre; bu tür suçluluk duygusunun bazı yaygın nedenleri toplumsal normlar veya değerler ve bunlara uymadığımızı hissetmekle ilişkili. Güneşli günlerde yürüyüşe çıkmak yerine evde kalmaya karar verdiğimizde tembel hissetmek veya 10.000 adımı atmak gibi bir hedefe ulaşamadığımız için kendinizi yargılamaz daha olası. Ek olarak bu hisler toksik tarafını yeni yeni keşfetmeye başladığımız “verimlilik kültürü” ile de ilişkilendiriliyor. Wellness kültürüyle birlikte hayatımıza giren verimlilik tutkusu her anımızı faydalı veya bizi geliştirecek bir işle doldurmadığımızda kendimizi kötü hissetmemize neden oluyor. Öte yandan dinlenmek için zamana ihtiyaç duymanın normalliğini kabul etmemiz ve ‘burn out’ları engelleyebilmek için bu molaları vermemiz gerekiyor. Belcastro’ya göre güzel bir günü boşa harcamanın “kötü” olduğu inancının eski aile anlatılarından etkilendiğimizi ve artık bunları kendinizinmiş gibi kabul ettiğimizi anlatıyor.

Post image 'Reverse To-do List': Stresi Azaltan Bir Çalışma Yöntemi
'Reverse To-do List': Stresi Azaltan Bir Çalışma Yöntemi

PSİKOLOJİ

Calendar 15 Mar, 2024

Yapılacaklar listeleriyle aranız nasıl? Her bir işi tamamladıktan sonra tik atmanın ve günün sonunda tamamı bitirilmiş bir listeye ulaşmanın keyfi hepimiz için tanıdık. Bununla birlikte tersi olduğunda yani işlerin tamamını bitiremediğimizde ortaya çıkan tatminsizlik hissi de öyle. Tam da bu yüzden yeni bir teknik olarak ‘reverse to-do list’ öneriliyor.

‘Reverse to-do...

Yapılacaklar listeleriyle aranız nasıl? Her bir işi tamamladıktan sonra tik atmanın ve günün sonunda tamamı bitirilmiş bir listeye ulaşmanın keyfi hepimiz için tanıdık. Bununla birlikte tersi olduğunda yani işlerin tamamını bitiremediğimizde ortaya çıkan tatminsizlik hissi de öyle. Tam da bu yüzden yeni bir teknik olarak ‘reverse to-do list’ öneriliyor.

‘Reverse to-do list’ isminden de anlaşılabileceği gibi bir “yapılanlar” listesi. Fikir, “Help! How to Become Slightly Happier and Get a Bit More Done” kitabının yazarı Oliver Burkeman’dan çıkıyor ve yazar tüm işlere tik atamadığımız ortaya çıkan hissi “verimlilik borcu” olarak adlandırıyor. Yani sabahı bir açıkla başlıyor ve gün boyunca sıfır dengeye ulaşmak için çalışmak zorunda hissediyoruz. İşte “yapılanlar listesi” tutmak da verimlilik borcunuzu ödeme ihtiyacı yerine yeterlilik hissi yaratıyor. Bu teknik için boş bir kağıt veya telefonunuzdaki yeni bir not ile başlayabilir ve her bir görevi veya bir şeyi tamamladığınızda bir giriş yapabilirsiniz: Örneğin, listeniz şunları içerebilir: duş alındı, iş için öğle yemeği hazırlandı veya bir toplantı davetiyesi gönderildi. Amaç; başardığınız her bir şeyle birlikte verimlilik dengemizi arttırmak. Uzun vadedeyse önceliklendirmemiz gereken işleri ve bizi bunları yapmaktan alıkoyan daha az önemli işleri değerlendirebilmek.

Post image
"Deinfluencing" ve Ruh Sağlığı: Tanı İçin Doğru Yer Sosyal Medya Değildir

PSİKOLOJİ

Calendar 16 Şub, 2024

Ruh sağlığına dair farkındalığın arttığı 2010’ların başından bu yana, konunun sosyal medyada da kendine yer bulduğunu görüyoruz. Öyle ki Reels akışımızda, TikTok sayfamızda anksiyete, depresyon, ADHD, OCD gibi konularda içeriklere artık çok daha sık rastlıyoruz. Bununla birlikte kaynak ve bilgi teyidi alışkanlığımız halen bu içerikleri doğru değerlendirecek seviyede değil.

Keşfet’inize “ADHD...

Ruh sağlığına dair farkındalığın arttığı 2010’ların başından bu yana, konunun sosyal medyada da kendine yer bulduğunu görüyoruz. Öyle ki Reels akışımızda, TikTok sayfamızda anksiyete, depresyon, ADHD, OCD gibi konularda içeriklere artık çok daha sık rastlıyoruz. Bununla birlikte kaynak ve bilgi teyidi alışkanlığımız halen bu içerikleri doğru değerlendirecek seviyede değil.

Keşfet’inize “ADHD semptomları”, “Bu alışkanlıklardan 5 tanesini gösteriyorsanız depresyonda olabilirsiniz”, “OCD’nin belirtileri” gibi içerikler mutlaka düşmüştür. Bu içeriklerin çoğu ruh sağlığına dair resmi eğitimi olmayan kimseler tarafından hazırlanıyor ve kaynak referansları verilmeden paylaşılıyor. Bu durum da yanlış bilgilerin yayılmasına ve kişilerin kendilerine tanı koymalarına yol açıyor. İşte tam da bu yüzden içerik üreticilerinin belirli trend ürünlerin neden satın almaya değmediğini göstermek için platformlarını kullanmalarını ifade eden “deinfluencing” kavramı bu kez karşımıza ruh sağlığına dair içerikler için çıkıyor. Yani bu tanıları koymakta yetkili uzmanlar (psikiyatristler) ve bu tanıları resmi olarak almış kişiler, neden bu rahatsızlıklara sahip olabileceğinizi değil, bu rahatsızlıklara neden sahip olmayabileceğinizi anlatıyor. Böylelikle bu tanımların, özenilecek birer farklılık değil, uzmanlar eşliğinde tanımlanması gereken problemler olduğuna vurgu yapıyor.

‘Self-diagnose’ yani kişinin kendine tanı koymasının önüne geçilmesi önem taşıyor çünkü bu alışkanlığın artmasıyla birlikte iki temel problem karşımıza çıkıyor. İlki günlük dil kullanımının değişmesi. Örneğin; bir kişi sadece düzenli olduğu için “Kusura bakmayın OCD’liyim” diyerek tıbbi bir tanıyı sıradan bir kelime gibi kullanabiliyor. İkincisi ve en önemli problemse; bu tanılara ilişkin şikayetlerini dile getiren ve gerçekten yardıma ihtiyaç duyan insanların yaygın kullanım nedeniyle ciddiye alınmıyor olması.

Post image 'Pandemic Skip': Daha Genç Hissediyor Olabilir misiniz?
'Pandemic Skip': Daha Genç Hissediyor Olabilir misiniz?

PSİKOLOJİ

Calendar 15 Ara, 2023

Bulunduğu yaştan genç hissetmek özellikle genç Y jenerasyonunun üzerinde durduğu bir konu. 30’lara yaklaşmışken yirmilerin başında gibi hissetmek ve evlenmek, çocuk sahibi olmak gibi önceki jenerasyonların bu yaşlarda attığı adımlara hazır olmadığını düşünmek bu fenomenin en belirgin göstergeleri. Eğer okuduğunuz cümleler yaşadıklarınızı özetliyorsa bu durumun size özgü olmadığını ve hatta psikologlar...

Bulunduğu yaştan genç hissetmek özellikle genç Y jenerasyonunun üzerinde durduğu bir konu. 30’lara yaklaşmışken yirmilerin başında gibi hissetmek ve evlenmek, çocuk sahibi olmak gibi önceki jenerasyonların bu yaşlarda attığı adımlara hazır olmadığını düşünmek bu fenomenin en belirgin göstergeleri. Eğer okuduğunuz cümleler yaşadıklarınızı özetliyorsa bu durumun size özgü olmadığını ve hatta psikologlar tarafından ‘pandemic skip’ olarak adlandırıldığını bilmek size kendinize daha iyi hissettirebilir.

‘Pandemic skip’, vücudumuzun zihnimizle senkronizasyondan bir adım uzak olabileceğine dair tuhaf his olarak tanımlanıyor. Bu terim TikTok’ta 11 milyondan fazla görüntüleme toplamış durumda ve sayısız kullanıcı, yıllar süren sosyal izolasyonun kişisel gelişimlerini nasıl engellediğini paylaşıyor. İngiliz psikolog Nova Coban bu deneyimi şöyle açıklıyor: “İnsanlar zamanın geçme hissini oluşturan deneyimlerin çoğunu kaybettiler, sanki ilerlemek yerine hayat beklemedeymiş gibi geliyor. Çünkü pandemi sürecinde günler genellikle yeni bir teşvik, önemli bir değişiklik veya ilerleme olmaksızın geçerdi. Bu da zamanın ne kadar geçtiğine dair algımızı değiştirdi. Bu ‘kayıp zaman’ın bir sonucu olarak, hayatımızın içinde bulunduğumuzu hissettiğimiz aşaması ile içinde bulunduğumuz çağın ve aşamanın gerçekliği arasında bir kopukluk hissi oluşuyor.”

Coban’ın açıklamaları, pek çoğumuzun hissettiği “geride kalmışlık” hissinin nedenlerini özetliyor. Bununla birlikte rahatsız edici bir femonen olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Yine Coban’a göre kişinin kendi geçici varoluşuyla ilgili kaygısı, “insanların saati sıfırlamak ve geri dönmek istemesine ve yine de yaşam evreleriyle ilişkili deneyimleri yargılamadan yaşamak istemesine yol açabiliyor. Bununla birlikte uzmanlar ‘pandemic skip’in olumsuz etkilerini önlemek adına gerçekçi bir bakış açısı edinmenin yeterli olduğunu düşünüyor. Bunun için herkesin hayatı durakladığını ve bu yüzden kolektif olarak yeniden ayarlama ve yeniden hizalama ihtiyacını yaşadığımızı anımsamak önemli. ‘Pandemic skip’in yaygın oluşu, akranlarımızın da bizimle aynı hızlandırılmış durumda olma ihtimalinin daha yüksek olduğu anlamına geliyor. Günün sonunda hep birlikte geride kaldığımız için aslında geri kalmış değiliz!

Post image 'Trauma Dumping': Arkadaşlarımız Psikoloğumuz Değildir
'Trauma Dumping': Arkadaşlarımız Psikoloğumuz Değildir

FARKINDALIK

Calendar 08 Eyl, 2023

Ayrılıklar, flört dramları ve aile içi kavgalar; kuaförler her türlü kişisel hikayemizi paylaştığımız bazı sosyal ağlarımız var. Kimimizinki daha sınırlı kimimizinkiyse daha geniş ve hatta bazı içerik üreticiler için tüm internet ailemi. Rahatladığımızda, gevşediğimizde gardımızı düşürme eğiliminde oluyoruz ve çoğu zaman konuşmalarımız ücretsiz bir terapi seansına dönüşebiliyor. Peki bu eğilimin...

Ayrılıklar, flört dramları ve aile içi kavgalar; kuaförler her türlü kişisel hikayemizi paylaştığımız bazı sosyal ağlarımız var. Kimimizinki daha sınırlı kimimizinkiyse daha geniş ve hatta bazı içerik üreticiler için tüm internet ailemi. Rahatladığımızda, gevşediğimizde gardımızı düşürme eğiliminde oluyoruz ve çoğu zaman konuşmalarımız ücretsiz bir terapi seansına dönüşebiliyor. Peki bu eğilimin de bir dengesi olmalı mı?

Travma boşaltma olarak tercüme edebileceğimiz ‘trauma dumpind’ travmatik bir deneyimi potansiyel olarak bununla başa çıkma konusunda yeterli olmayan birine yüklemek anlamına geliyor. Aklınıza aileniz ve yakın arkadaşlarınız dışında gelen bir örnek var mı? Mesela kuaförler? Refinery 29’ın haberine göre Bu yılın temmuz ayında L’Oréal Professionnel, kuaförlerin yılda ortalama 2.000 saati müşterilerini dinleyerek geçirdiklerini keşfettikten sonra salon çalışanlarının ruh sağlığına odaklanan bir girişim olan Head Up’ı tanıttı. Zira ankete katılan 1.750 saç uzmanından %65’inin profesyonel kariyerleri boyunca kaygı, tükenmişlik veya depresyon yaşadığı bildiriliyor! Bu durum ‘trauma dumping’in kişiler üzerindeki olumsuz etkilerinin en belirgin kanıtlarından bir tanesi. Klinik psikolog Karen Garber’e göre: “Dinleyen kişi “ikincil travma” yaşayabiliyor ve bu da yeni aldıkları bilgileri anlamlandırma veya işleme konusunda zorluk yaşamasına neden olabiliyor.” Elbette bu yakın arkadaşlarımızın dertlerini dinlememek ya da kimseyle kendi sorunlarımızı paylaşmamak gerektiği anlamına gelmiyor. Diğer pek çok şeyde olduğu gibi burada da önemli husus dengeyi bulabilmek. Trauma dumping daha ziyade sürekli ve uzun vadeli şekilde maruz kalındığında olumsuz etkilerini ortaya çıkarıyor. Bu konuya dair farkındalıkla yola çıkmak için güzel bir örnekse; sorunlarımızı paylaşmak istediğimiz kişilere öncelikle “Bir sorunumu paylaşmaya ihtiyacım var. Bugün beni dinleyebilecek halin var mı?” diye sorma alışkanlığını kazanmak olabilir.

Post image Therapy-Speak: Bizi Bencilleştiriyor Olabilir mi?
Therapy-Speak: Bizi Bencilleştiriyor Olabilir mi?

HABERLER - SLIDER

Calendar 21 Tem, 2023

Y ve Z jenerasyonlarına dahil olup terapi terimlerini kullanmayan bir tanıdığınız kaldı mı? Son yıllarda, kişisel bakım ve sınır belirleme gibi terapi kavramları, Instagram diğer sosyal medya topluluklarında sık paylaşılan mantralar haline geldi. Kendini gerçekleştirmeyi savunan tavsiyelerden ‘dating’ terimlerine onlarca içerik sayesinde bilgimizin ve farkındalığımızın arttığı doğru. Yine de terapi terimlerini...

Y ve Z jenerasyonlarına dahil olup terapi terimlerini kullanmayan bir tanıdığınız kaldı mı? Son yıllarda, kişisel bakım ve sınır belirleme gibi terapi kavramları, Instagram diğer sosyal medya topluluklarında sık paylaşılan mantralar haline geldi. Kendini gerçekleştirmeyi savunan tavsiyelerden ‘dating’ terimlerine onlarca içerik sayesinde bilgimizin ve farkındalığımızın arttığı doğru. Yine de terapi terimlerini günlük yaşamda kullanmak sanıldığı kadar iyi bir fikir olmayabilir.

İster bunalmış hissettiğimizde planları iptal etmek olsun, ister artık bize hizmet etmeyen ilişkileri bitirmek olsun pek çok olay sırasında kendimizi ve ihtiyaçlarımızı savunacak daha zengin bir dilimiz var. Bununla birlikte, özellikle ilişkileri sonlandırırken insan kaynakları e-maillerine benzeyen terapi terimleriyle dolu cümleler kullanmak samimiyetsiz bir ve çoğunlukla tek taraflı bir iletişimi meydana getiriyor. Örneğin; 24 yaşındaki Anna, Bustle’a verdiği bir röportajda beş yıllık arkadaşının kendisiyle iletişimi kesmesini şu şekilde anlatıyor: “Arkadaşımın bana gönderdiği mesaj şöyleydi: “”İhtiyaçlarımı karşılamaya ve hayatımın kapsamı içinde doğru hissettiren şeylere göre hareket etmeye çalıştığım bir yerdeyim ve korkarım arkadaşlığımız bu çerçeveye uymuyor.” Yaptığım yanlış bir şey olup olmadığını sorduğumda, bana cevap vermekten çekindiğini ve tartışmaya gerek olmadığını söyledi.” Sınır belirleme ve katılığın ötesinde, terapi konuşmasının yaygınlaşması, bazı insanlara belirli ilişkilere veya davranışlara “toksik” ve “narsist” gibi etiketler atamaya teşvik ediyor.

Post image Gen-Z'nin Arayışları: Güç, Başarı ve Hedonizm
Gen-Z'nin Arayışları: Güç, Başarı ve Hedonizm

PSİKOLOJİ

Calendar 09 Haz, 2023

Stratejik iletişim danışmanlığı şirketi BCW’nin yeni, küresel araştırması, nesiller arası uçurumlar hakkındaki konuşmaların genellikle abartılı olduğunu ve “yaşımızdan bağımsız olarak, hepimizin öncelikle sosyal, ilgili ve güvenlik arayıcıları olduğumuzu” beliriyor. Bununla birlikte araştırma Z jenerasyonu için güç, başarı, hedonizm ve uyaranların önceki kuşaklara göre çok daha önemli...

Stratejik iletişim danışmanlığı şirketi BCW’nin yeni, küresel araştırması, nesiller arası uçurumlar hakkındaki konuşmaların genellikle abartılı olduğunu ve “yaşımızdan bağımsız olarak, hepimizin öncelikle sosyal, ilgili ve güvenlik arayıcıları olduğumuzu” beliriyor. Bununla birlikte araştırma Z jenerasyonu için güç, başarı, hedonizm ve uyaranların önceki kuşaklara göre çok daha önemli olduğunu vurguluyor.

Bulgular, Y Kuşağı’nın yüzde 37’si, X Kuşağı’nın yüzde 23’ü, Boomer’ların yüzde 13’ü ile karşılaştırıldığında, Z kuşağının yüzde 44’ünün çok başarılı olmanın ve insanların başarılarını takdir etmesinin önemli olduğunu düşündüğünü gösteriyor. Yani artık sıkça konuşulan “başarının abartılı bir tutku haline geldiği ‘girl boss’ dönemi bitti gençler artık makul koşullarda, sakin ve yavaş düzenleri istiyorlar” önermeleri sandığımız kadar doğru olmayabilir. Araştırmacılar bu durumda sosyal medyanın önemli bir etkisi olduğunu düşünüyor. BCW Strateji Direktörü Taylor Saia durumu şu şekilde açıklıyor: “Genç jenerasyonlar her bir başarının sosyal medya kanalları üzerinden yayınlandığı ve sürekli olarak diğer insanların yaşamlarının en iyi anlarını gördükleri bir düzenin içerisinde yetiştiler. Bunu sonucu olarak da kendilerinin en iyi versiyonun olarak görünürlük kazanmak konusuna fikse olmuş durumdalar.” Bununla birlikte rapor genç kuşakların her daim sosyal olarak güç kazanmak için gelişmek ve kişisel başarılar elde etmek üzere hırsla motive olduğunu ancak Z Kuşağı’nda bunun içinde bulunulan ekonomik durum sebebiyle daha belirgin olduğunu da aktarıyor. Zira Z kuşağının yüzde 43’ü “onlara zevk verecek şeyler yapmanın” önemli olduğunu ve “eğlenmek için ellerinden gelen her fırsatı aradıklarını” söylerken, bu oranlar Y kuşağında yüzde 38’e ve X kuşağında yüzde 27’ye düşüyor.

preloader Lütfen bekleyin...
theMagger Banner
preloader
loading
icon icon icon icon icon
warning

Adblock'unuzu Kapatmaya Ne Dersiniz?

theMagger, sponsorluk ve reklamlarla gelişen bir platform.

AdBlock'unuzu kapatarak beraber büyüdüğümüz markaların yaratıcı reklamlarını görebilir; siz de bizlere dolaylı olarak katkıda bulunabilirsiniz.

Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement.
Advertisement.
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement