Antonina Sanat Galerisi’nde devam eden “Hafıza Kürü” sergisinin sanatçılarından Ahmet Rüstem Ekici ile, eserleri ve sanatsal pratiği üzerine konuştuk.

  • 2 Haziran‘a kadar ziyaret edebileceğiniz, Antonina Sanat Galerisi‘ndeki “Hafıza Kürü” başlıklı sergi, ziyaretçilerini hafızayı aramak ve unutulanı hatırlatmak üzere bir yolculuğa davet ediyor. Performans sanatçısı Ayça Ceylan‘ın “nemf” serisinde de, Ahmet Rüstem Ekici‘nin mimari bir altmetinle şekillenen “Gynaeceum” serisinde de üzerinde yaşadığımız toprakların tarihi ve bugünü arasında bir bağ kuruluyor. Ahmet Rüstem Ekici ile, sergide yer alan eserlerini, bu eserlerin tarih ve mimari olan ilişkisini ve daha fazlasını konuştuk.

_Önce serinin adıyla başlayalım. Gynaeceum ne anlama geliyor?

Kadınlar Mahfili anlamına gelen “Gynaeceum” sarayların, dini yapıların kadınlara ayrılan bölümlerine verilen isim. Sergide bana eşlik eden eklektik çizgilerin oluşturduğu kadınları kırmızı bir bant arkasında biraz müze hissi ile bir bölgede toplama nedenimiz bu kapatılma, bir alana hapsedilme hissi oldu. Günümüzde hâlâ çeşitli dinlere ait yapılarda, kültürel ve sosyolojik katmanları olan mekanlarda bu alanları görebiliyoruz. Sergi ismi olan “Hafıza Kürü” ile bu noktada kesişiyor ve tüm biyolojik olarak ayrıştırılmış cinsiyetlere hatırlatma ihtiyacı duyuyorum; “Hatırlıyor musunuz bedeninizin ilham veren ilahi gücünü?”

_Gynaeceum’un arkaplanında tarih ve mimari bilgisi iç içe geçiyor. Bu bilginin ne kadarını mimarlık eğitiminden aldın, ne kadarını bu seriyi oluştururken araştırdın?

Sergilenen seri çocukluğuma, uzun süredir devam eden gezi ve araştırmalarımın devamı ile beslenirken aldığım mimari eğitim ile şekillendi. Hamisi oldukları yapılar ile isimlerini hala yaşatan kadınları araştırmak için oldukça kapsamlı akademik yayınlara, kitaplara, ve özellikle Bizans üzerine araştırmalar yapan hocalarıma başvurdum. Kadının bedeni ile yapılara ilham verdiği dönemden ismini yaşatmak adına inşa ettirdikleri yapılar arasında bir bağ kurmaya çalıştım. Kısaca bu mimari araştırmayı mimari malzemelere yine mimari bir aktarım dili olan AutoCAD çizimleri ile aktarmaya çalıştım.

_Adana’da büyümüşsün. Çocukluğunda Bizans kültürü ve eserleriyle ilk nasıl tanıştığını hatırlıyor musun; neler düşünmüştün? Sonrasında İstanbul’a geldiğinde ve bunları karşılaştırdığında en çok ne dikkatini çekmişti?

Tüm çocukluğumu geçirdiğim köyler 1. dereceden sit alanı ilan edilmiş arkeolojik zenginliklerle dolu yerler. Mersin ve Adana’ya yayılan pek çok medeniyet arkeoloji tutkusu ile yetişmemi sağladı. Sergi, çocukken deniz kıyısında 11.yy’a tarihlendiğini düşündüğüm kırık tabak parçaları bulmamızla şekillendi diyebilirim. Kırık bir parça üzerinde sgrafitto tekniği ile üretilmiş, kafasında kocaman bir taç ile oldukça hüzünlü bakan bir Bizans kadını vardı. Bu kadının hüzünlü bakışları beni daha derin Bizans kadınları okumalarına yönlendirdi ve öğrendim ki Bizans’ta 12 yaşında evlenen, 13 yaşında anne olan, erkek egemenliğine karşı adlarını yaşatmaya çalışan kadınlar ve onların iktidar oyunlarıyla dolu bir dünya var. İstanbul’da yine tüm fresk ve mozaiklerde o hüzünlü kadınlarla karşılaşmamız bu yüzden. Serideki kadınların çıkış noktası oldu o tabak parçası ve tüm ikona dönemlerinde kadın bedeninin gizlenen organlarına bilinçli bir vurgu ile kazındı mimari malzemelere çizimlerim. İstanbul Bizans’a başkentlik yapmış ve eserlerle dolu bir şehir olmasına rağmen günümüze kadar ulaşmış Bizans yapılarından kaç tanesini ziyaret edebiliyoruz veya varlıklarından haberdarız gibi sorular üzerine düşünüyorum artık. Bir Bizans İmparatorluğu müzemiz olmaması beni oldukça üzüyor.

_“Anaerkil dönemde, kadının rahminin, iç bükey karnının, kıvrımlı bedeninin temsili olan dairesel biçimlerin kutsal yapılara yansıdığını görüyoruz.” deniyor sergi metninde. Kadınların hamiliği ve hamisi oldukları mimari eserler aracılığıyla isimlerinin tarihe geçmesi ataerkil dönemde pek rastlanmasa da bu yansımaların etkisini mimaride görmeye devam ettik mi?

Mimari mekan algısı çoğu zaman sosyal ve kültürel unsurların etkisiyle oluşuyor ve beden ilişkileriyle şekilleniyor. Anaerkil dönemde kadının tanrıçalığına, üreme gücüne, koruyuculuğuna dair çok fazla vurgu görüyoruz mimari yapılarda, özellikle mezarlarda. Ataerkil dönemin başlangıcıyla giderek silinen kadın imgesi hamilik noktasına evriliyor. Sergi mimari tasarımdan çok kadınların isimlerini yaşatma, kamusal güçlerini yansıtma amacıyla geride bıraktıkları anıtların oluşum nedenlerine yoğunlaşıyor. Seride özellikle araştırdığım Bizanslı kadınlar için şu sorunun cevabını bulmam gerekiyordu; kadınlar hamisi oldukları yapılar ile dinsel bir görev mi yerine getiriyorlardı yoksa politik varlıklarını sürdürmek ve varlıklarını gösterip adlarını yaşatmak mı istiyorlardı? Bu soruyu Osmanlı İmparatorluğu dönemi için de cevaplayabiliriz. Günümüzde adlarını en çok duyduğumuz imparatorluk kadınları geride mimari eser bırakmış kadınlar. Günümüz güçlü kadın imgesi 1000 yıl sonra ne olacak? Bir zamanlar tanrıça olan kadın ve bedeni mimariye yön verirken günümüzde 30 metrekarelik tasarlanmış yaşam alanına, bir IKEA evine hapsolma arzusuyla yaşıyor. Sergi, Bizans İmparatorluğunun en büyük yapılarından birini inşa ettirerek dönemin imparatoruna kafa tutan Anicia Iouliana ile başlıyor ve silinmiş ve erkek cinsel organıyla bir tutulan inşaat süreci bittiğinde “erected” denilen yapılara hapsolmak isteyen bir kadın imajıyla devam ediyor ve kadın bedeninin kutsallığına vurgu yapan mimari bir önermeyle bitiyor. Sanırım bu kutsal vurguyu artık göremiyoruz.

 

Ahmet Rüstem Ekici, Gynaeceum III, 2018

 

_Seride benzer figürleri çok farklı tekniklerle, farklı medyumlara uyguladığını görüyoruz. Bunlar arasında seni en çok zorlayan hangileri oldu?

Serimin mimari bir hikayesi olduğu için tüm çizimleri mimari çizim programlarıyla çizdim ve modelledim. Seride kazıma, ahşap ve beton üzeri lazer kazıma, 3D print gibi çeşitli çalışmalar görüyoruz. Her çalışma kendine en yakın aktarım dilini seçti ve ilginç sonuçlar doğurdu. Bizans sanatında karşımıza sık çıkan eyalet üslubu ve başkent üslubu gibi üretim çeşitliliklerine göndermeler olan teknolojilerden faydalandık. Böylece üretim kapasitesi ile çizim olarak giden aynı verinin farklı sonuçlar ortaya çıkardığını gözlemledim. Çalışmalarda kadın bedenine ve üremeye vurgu yapan bir işin lazer tekniği ile doğal yolla oluşan bir başlangıç noktasına sahip olması dikkatimizi çekti. Orta çağ kadınına vurgu yapabilecek dokular, göz betimlemeleri, ile çalışırken kafalarında kurguladıkları mimari planlara yine cinsel organları yerleştirmek üretim sürecini araştırmalarla dolu hale getirdi.

 

Ayça Ceylan, “nemf” / “mymph”, performans belgesi | Fotoğraf: Ali Gülkanat

 

_“Hafıza Kürü” sergisinin bir diğer sanatçısı da Ayça Ceylan. İkinizin bu sergideki işleri arasında ve genel olarak sanatsal pratiğiniz arasında nasıl bir bağ görüyorsun?

Ayça Ceylan, hafıza ve beden üzerine çalışan çok yönlü bir performans sanatçısı. Sergide Nemf isimli mitolojik bir karakterin kurgusuyla izleyiciyi buluşturuyor. 1900’ler başında doğan karakterini Osmanlı İmparatorluğunun bittiği dönemde dünyaya getiriyor ve insandan daha uzun ömürlü olan bu su kahramanı Cumhuriyet döneminin politikaları ile karaya çıkmaya karar veriyor ve elimizden alınan sahillerle evine dönüş yolunu kaybediyor. Ayça Ceylan’ın performatif dökümanlardan oluşan serisi, Nemf’in umudunu kaybetmediği bir eve dönüş hikayesinin ilk sergilenen kısmı. Video ve fotoğraflardan oluşan serisi farklı sahillerle devam edecek. İkimiz de araştırmalarımızla serilerimiz üzerine çalışmaya devam ediyoruz. Farklı medyumlar kullanmayı seven, yeni medya sanatına daha yakın olan sanatçılarız. Her ikimizin de çalışmalarının alt metninde hapsolan bedenler var, çocukluğumuzdan izler var, hafızamız var.

_Bir sonraki projen için hangi konu üzerinde çalışıyorsun? Mimarlık eğitimin ve set tasarımı konusundaki çalışmaların sanatsal üretimini etkilemeye devam edecek mi?

Daha çok cinsiyet, üreme, kentsel dönüşüm üzerine çalışıyorum. Bir sonraki serim kuir okumaları olan ve yaşadığımız kentin merkezine odaklanan büyük ölçekli bir yerleştirmeyle kurgulanıyor. Özellikle sahne, TV Set tasarımı disiplinim ile daha çok konuşan bir dille oluşturuyorum. Mimari tasarım dilinden kopmayan ve izleyiciyi içine dahil eden bir deneyim olacak.

 

Antonina Sanat Galerisi Adres: Ergenekon Mah. Halaskargazi Cad. No:9/1 Harbiye, Şişli / İstanbul

Röportaj: Emre Eminoğlu

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?