İBB Miras’ın özenle restore ettiği, İstanbul’un ender endüstriyel miraslarından Cendere Su Pompa İstasyonu’nda hayat bulan Cendere Sanat Müzesi, Hale Işık’ın güncel işlerinden bir seçki sunan yeni kişisel sergisi “Başlangıç”ı sanatseverlerle buluşturdu! İBB Kültür ve İBB Miras tarafından düzenlenen sergi, yağlı boya tablolar, seramik heykeller ve kâğıt üzerine Japon mürekkebiyle üretilen eserlerden oluşuyor. “Başlangıç”, insanın zamanın ilk anlarından bugüne uzanan yolculuğunu; kendi elleriyle kurduğu dünyayı, doğayla ilişkisini ve varoluşunu biçimlendirme gücünü odağına alıyor. Sergi, Adem ve Havva gibi kültürel arketiplerden hayatta kalma imgelerine, bilinç katmanlarından yaratıcı sezgimizin kadim hafızasına uzanan geniş bir anlatı kuruyor. Hem kişisel hem kolektif hafızanın derinliklerine inen “Başlangıç” sergisi, ziyaretçiyi insan olmanın, yeryüzüne yerleşmenin ve kendi gücünü yeniden hatırlamanın izlerini takip etmeye davet ediyor. Sergi, 31 Mayıs’a kadar Ayazağa’da bulunan Cendere Sanat Müzesi’nde ücretsiz olarak ziyaret edilebilir. İnsanın zamanlar boyunca içinden geçtiği süreçlere ve yaşamın kültürel inşasına odaklanan Başlangıç” sergisinin yaratım süreci üzerine Hale Işık ile söyleşi gerçekleştirdik.

baslangic-afis
“Başlangıç” Sergi Afişi | Fotoğraf Kaynağı: İBB Kültür

“Başlangıç” kelimesi; geçmişin bilgisi, bugünün farkındalığı ve belki de geleceğin belirsizliğine dair insana çok fazla şey fısıldıyor. Sizin için “başlangıç” ne ifade ediyor? Üretimlerinizde başlangıç noktanızı ne belirliyor?

 Bir tür hayat değiştirici eylem noktası gibi. Çok yalın bir sözcük ama sanki tüm zamanları içinde taşıyor. Her zaman başlangıç noktasındayız aslında. Değiştirmek, yeniden inşa etmek, yaşamak ve üretmek için. ‘’Başlangıç’’ sözcüğü benim için insanın zamanlar boyunca içinden geçtiği ve kendi yaşamını, kültürünü, bilincini şekillendirdiği muazzam yolculuğu da çağrıştırıyor. Çok uzun zamandır, insan bilinci ve onun dünyayla kurduğu ilişki üzerine araştırmalar, okumalar yapıyorum resim yapmanın yanı sıra. İnsan zihninin dağınıklaşması, sağlıklı odağını kaybetmesi, dünyanın şu anki karmaşasını da yaratıyor. İç dünya ve dış dünya birbirinden o kadar da ayrı alanlar değil.

Başlangıç, şimdinin aslında hayata yön vermek için ne kadar önemli ve değerli olduğunu da fısıldıyor. Bütün birikenler, tüm bu yolculuk boyunca öğrendiklerimiz, keşfettiklerimiz, tüm yaşamın etrafında şekillendiği bir manyetik alan gibi benim için. Serginin oluşum sürecinde de hep bu isim vardı aklımda. Üretirken de benim için bir karşılaşma ve heyecan hali o başlangıç noktası. Yaşamı şekillendiren binlerce yıllık bir yolculuktan geliyoruz ve bu yolculuk her zaman çok zorlayıcı dönemlerden geçti. Şimdi de kendimizi hatırlamak, dönemin her şeyi sıradanlaştırıp düzleştiren, insanları tektipleştiren haline karşı kendi gücümüzü üretmek, asli doğamızı, yaşama biçim verenler olduğumuzu hatırlamak gerekiyor. Bunu çok önemli buluyorum.

Sergideki işler de biraz bu çerçevede şekillendi. Bu dünyayı biz ellerimizle yuva haline getirdik. Şimdi de o hali ve varlığımızı korumaya çalışıyoruz tüm zorlayıcı etkilere karşı. Aslında saf doğamızı ve bilincimizin yaratıcı, doğal, sağlıklı halini korumak, oraya yerleşik olmak gibi bir çıkış noktası var. Zırhlar, miğferler, sunaklar, kemik evler, yan yana durmak, kendimizi ve geleceği biçimlendirmek var işlerin çekirdeğinde.

“Başlangıç” sergisi; insanın zamanın ilk anlarından bugüne uzanan yolculuğunu, kendi elleriyle kurduğu dünyayı, doğayla ilişkisini ve varoluşunu biçimlendirme gücünü odağına alıyor. İnsanların kendi zamanıyla, varoluşuyla ve etrafıyla kurduğu ilişkilenme biçimleri anlatınıza nasıl yansıdı? Bu konulara dair nelerin vurgusunu yapmak istediniz?

Aslında insan öncelikle düşüncelerinden ve iç dünyasından şekillenmeye başlıyor. Doğa içindeyken kendiliğinden daha tamamlanmış, daha bütün ve sağlıklı hissediyoruz. Fakat zamanın ruhu bazen o dengeyi fena halde bozuyor. Tüm dış akımlar, hayata yön vermeye çalışan tüm şekillendirici faktörler bir şekilde bizim ne ürettiğimizle, ne düşündüğümüzle, ilgimizle, odağımızda neyi öncelikli tuttuğumuzla bağlantılı olarak bize karşı güçleniyor veya zayıflıyor.  İnsan doğası tahmin edilenden çok daha güçlü. Muazzam bir algılama ve duyma kapasitesi ve hayata biçim verme yeteneği var. Anlam üretme yeteneği var.  Eğer doğanın içinde yaşamıyorsak, tüm günlük hayat aslında maruz kaldığımız bir takım verilerden oluşuyor. Bu nedenle algımızı neyle beslediğimiz, ne izlediğimiz, ne dinlediğimiz, gözlerimizle neyi seçip iç dünyamıza dâhil ettiğimiz neredeyse hayati bir mesele haline geldi. Zamanımızın en önemli meselelerinden biri sanıyorum tüm bu veri akışına sağlıklı seçimler yaparak katılmak. Maruz kalan değil, seçen, şekillendiren, yapan tarafta olmak, bilinçli bir farkındalık, kendimizi keşfettiğimiz bu binlerce yıllık süreci yarattı. Dili, sanatı, kültürü, yaşamı.

Doğa ve biz ayrılamaz bir bütünüz. Yeter ki içimizde o yuvayı sağlıkla inşa edebilelim, içimizde yerleşik bir denge noktası bulabilelim, tüm dış rüzgârlara karşı savrulmadan dengede kalma pratiğimizi geliştirebilelim. O zaman hayatla da daha derin bir ilişki kurabiliyoruz. Yola başka bir tanık olma haliyle devam edebiliyoruz, seyrin mutluluğunu duyabiliyoruz, acının üstesinden gelebiliyoruz. Tüm bunlar sanıyorum sergideki işlerin şekillenmesinde çok etkili oldu. Sanatla uğraşmak hem koruyucu hem sağaltıcı bir zihin durumu yaratıyor ama hassasiyeti iyi dengeleyebilirsek. Tek bir insanın bu dünyada kendini şekillendirme yolculuğuyla tüm insanlığın büyük hikâyesi birbirine çok benziyor aslında.

img_2938-1
Hale Işık | Fotoğraf Kaynağı: Hale Işık

Serginizde, Adem ve Havva gibi kültürel arketiplerden hayatta kalma imgelerine uzanan geniş bir anlatı kuruluyor. Serginizin ortaya koyduğu bu anlatı yapısı insanlığın tarihine ve bugününe dair neler söylüyor?

Üretirken arketipleri kaynak almak, aslında o kavramı çok daha evrensel ve ortak bir zemine taşıyor, bir ortak bilinç alanında hareket etmeye fırsat veriyor. İnsanın orijini de arketipler ve mitlerle daha derin şekilde hissedilebiliyor. Tüm zamanların ve tüm insanlığın meselesine yaklaşmak gibi. Son yıllarda insanın doğası o kadar çok müdahaleye maruz kaldı ki ben de saf halimize ve kendimizi yeniden öğrenmeye dair, anlam üretmeye, hayata biçim vermeye dair yaşam gücümüze böyle bir ilgi duydum sanırım o büyük akışı anlamaya çalışırken.

adem-ve-havva-200x200cm-tuyb-2021
“Adem ve Havva” | Fotoğraf Kaynağı: Hale Işık

Kişisel ve kolektif hafızanın derinliklerine inen serginiz insanlara nasıl bir farkındalık alanı açıyor?

Benim için en mutluluk verici yanı sergideki işlerin izleyicisiyle hem düşünsel hem ruhsal olarak gerçekten temas kurabilmiş, gerçekten karşılaşmış olması. Bazen bir ses veririz ve o ses karşımızdakine ulaşmaz. Ben de atölyede üretirken uzun zamandır bu resimlerle ve heykellerle o kadar iç içeydim ki, benim hayatımın veya zihnimin bir parçası gibi olmuşlardı birlikte yaşarken. İşlerin içinde taşıdığı hakikate ve onun kendi yolunu açacağına çok inanıyordum ama hayatın içinde o his alanını, diyalog alanını açmak çok hassas bir denge. Sanıyorum her şey doğru zamanı, doğru anı bekliyor. Atölyeden çıkıp Cendere Sanat binasına yerleştiklerinde işler de yeni bir ifade alanı buldu, burada gerçek bir temas duygusunun oluşması, insanların da kendilerini daha fazla açarak, içtenlikle ilişki kurmasına dönüştü kendiliğinden.

Serginizde yağlı boya, seramik ve Japon mürekkebi gibi tekniklerle üretilen eserler bir araya geliyor. Bu çeşitlilik, nasıl bir anlatı dünyası kurmanıza olanak sağladı?

Aslında dünyanın ve dillerin çeşitliliği gibi geliyor bana tüm bu farklı malzemeler…  Bir anlatı kurarken, hem iç dünyanızın hem hayatın meseleleriyle ilgilenirken bu farklı disiplinlerdeki üretme biçimleri kendinizi ifade edebilmenize ve çok sesli bir dünya kurabilmenize çok yardımcı oluyor. Çalıştığınız ve yakınlık duyduğunuz malzeme kurmak istediğiniz dünyanın hissini çok etkiliyor. Hem resim hem heykel yepyeni düşünme ve üretme deneyimleri yaratıyor ve kesinlikle insana nefes aldırıyor bu disiplinler arası alanda geçişler yapmak. 

Yağlı boya çok uzun zamandır iç içe olduğum bir dildi, Japon mürekkebi de son zamanlarda çok severek kullandığım bir malzeme oldu. Hem çok akışkan hem çok derin bir dil kurabiliyorsunuz bu kadim malzemeyle. Şaşırtıcı derecede insan ruhuna yakın. Seramiğin de toprak kökenli olması, çok yüksek derecelerde ısılardan geçerek son haline ulaşması ve yine insana yakınlığı bana çok iyi geldi üretirken. Malzemenin sizi şaşırtması ve olasılıklarıyla, derinliğiyle büyülemesi müthiş bir his.

ates-sunagi-seramik-heykel-43x33x36cm-2022-2
“Ateş Sunağı” (Seramik Heykel) | Fotoğraf Kaynağı: Hale Işık

Her sergi yaratmaya çalıştığı anlam dünyasıyla izleyicisine bir anlatı sunar. Ve onlara bir davette bulunur. Siz yaratmak istediğiniz anlam dünyasıyla izleyicinize nasıl bir davette bulunuyorsunuz?

Ben aslında son yıllarda hepimizin sağlıklı bir zeminde ve güven duyarak birbirimizle diyalog kurmayı, gerçek bir karşılaşmayı çok özlediğimizi hissediyorum. Hayatın bu son dönemleri, olağan akışının dışında oldukça şekillendirilmiş halde ve kendiliğinden oluşan o sıcaklığın, yakınlığın, gerçek bir iletişimin ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor. Ben de bu sergiyle gerçek hayatın içinde içten ve hakikatli bir karşılaşmanın duygusunu taşıyorum içimde. Üzerine birlikte düşünmek, birlikte görmek, yan yana durmak, aslında o özlediğimiz sahici diyaloğu kurmak serginin temel daveti.

asiklar-180x200cm-tuyb-2020
“Aşıklar”| Fotoğraf Kaynağı: Hale Işık

İBB Miras tarafından restore edilen ve İstanbul’un ender endüstriyel miraslarından kabul edilen Cendere Su Pompa İstasyonu’nda hayat bulan Cendere Sanat Müzesi gibi güçlü bir tarihsel hafızaya sahip bir mekânda üretimlerinizi sergilemek işlerinizle nasıl bir diyalog kurdu?

Serginin Cendere Sanat Müzesi’nde olması gerçekten çok değerli bir deneyim oldu benim için. Serginin sanki bu binayı beklediğini hissettim ilk gördüğümde. Binanın o kadar güzel ve sıra dışı bir mimarisi var ki, İstanbul hiç ummadığınız bir anda insanı şaşırtmayı başarıyor. Cendere Sanat Müzesi, İstanbul’un içinde saklı bir hazine gibi. Sergideki işlerle çok yakın ve güzel bir ilişki kurdu. Bina çok güzel restore edilmiş ve insanı derinden etkileyen bir atmosferi var. Serginin gerçekleştirilme sürecinde hem İBB Kültür hem İBB Miras ailesinden çok kıymetli insanlar tanıdım. Benim için tüm emekleri ve destekleri unutulmaz değerde. Serginin kurulum anları genellikle çok hassas dönemlerdir, çok güzel anlar kaldı aklımda. Hayata bakışları, hümanizmleri, yaklaşımları her açıdan çok kıymetli.

Kapak Fotoğrafı: Hale Işık

İlginizi çekebilir: Burcu Dimili’den Canavarların Vaatleri Sanatçıları ile: Sergi Üzerine Sohbet