Hasan Cem Araptarlı’nın “Kar: Bir Hikâyenin İlk Cümlesi” başlıklı fotoğraf sergisi, 7 – 22 Şubat 2026 tarihleri arasında Yapı Kredi bomontiada’da izleyiciyle buluşuyor. Küratör Derya Yücel’in seçkisiyle, Bozlu ArtProject iş birliğiyle gerçekleşen sergi, karla kaplanan köyler, dağ yolları ve kent dokuları aracılığıyla hem coğrafyanın hem de gündelik yaşamın dönüşümünü görünür kılıyor. 

22askida22-kar-serisi-2022-2025
“Askıda”, Kar Serisi, 2022-2025

“Kar: Bir Hikâyenin İlk Cümlesi” başlıklı fotoğraf serginiz 7 Şubat’ta Yapı Kredi bomontiada’da ziyarete açılıyor. Sergi adı bir başlangıç hissi taşıyor. Bu hikâye sizin için nerede başlıyor, nerede izleyiciye devrediliyor?

Karın örten, gizleyen etkisi bana hep gizemli gelmiştir. Fakat, kar ne kadar örterse örtsün hep bir şeyleri açıkta bırakır; bir iz, bir bakış, bir form, çocukluğundan bir hatıra, bir duygu… Kar fotoğraflarında anlatılan kadar anlatılmayan, görünen kadar görünmeyen de var. İlk adımı çektiğim fotoğrafla ben atıyorum. Hikayenin gerisini izleyici kendi iç dünyasından aldığı ilhamla tamamlayacak.

22tepenin-ardi22-kar-serisi-2022-2025
“Tepenin Ardı”, Kar Serisi, 2022-2025

Karı yalnızca bir doğa olayı değil, zaman ve bellekle ilişkili bir imge olarak ele alıyorsunuz. Bu seride kar sizin için neyin metaforu oldu?

Evet, kar yalnızca meteorolojik bir olay değildir. Modern dünyanın hızına, yabancılaşmasına, görsel aşırılığına karşı bir efekt gibidir. Kar fotoğraflarına bakmak çoğu zaman, bir estetik deneyimden öte, bir düşünme biçimidir. Karla kaplanmış bir manzara bir tür zamansal kopuş yaratır. Her şey donar, hareket askıya alınır. Zamanın akışına değil derinliğine tanıklık etme fırsatı belirir. Yavaşlık, görmenin yeniden doğduğu yerdir. Benim için bu beyaz örtü iç manzaramıza tutulmuş bir aynadır.

Türkiye’nin doğu coğrafyasında kışın çalışmak hem fiziksel hem zihinsel olarak nasıl bir deneyimdi?

Fiziksel olarak zor tabii ama zihinsel olarak harika bir pratikti. Beyazın uçsuz bucaksız mutlaklığıyla karşı kaşıya kaldığında cızırtı kesiliyor, gündelik yaşamın yabancılaşmış nesneleri görünmez oluyor, insan iç sesiyle baş başa kalıyor.

22ayna22-kar-serisi-2022-2025
“Ayna”, Kar Serisi, 2022-2025

Fotoğraflarda hissedilen “zamansal askıya alma” hâli bilinçli olarak mı kuruldu, yoksa sahada kendiliğinden mi ortaya çıktı?

Sahada kendiliğinden ortaya çıktı ve sonrasında da bu hissiyatımı devam ettirecek yerlerin, fotoğrafların peşine düştüm. Her şeyin donduğu, hareketin askıya alındığı bir dünya, bizim gündelik yaşantımızın gürültüsüyle, koşuşturmasıyla karşılaştırıldığında gerçeküstü bir film setindeymişsin gibi hissettiriyor insana. Çekimler sırasında bu duyguyu yaşamak hem çok hoşuma gitti hem de dünyayı yeniden görme pratiği gibi bir şey oldu benim için.

Karın “örten ama aynı zamanda açığa çıkaran” bir güç olduğunu söylüyorsunuz. Bu ikilik kadraj kararlarınızı nasıl etkiledi?

Kar, bembeyaz bir dünya yaratarak her şeyi sadeleştirir. Ruhumuzu arındıran, düşüncelerimizi, kaygılarımızı durduran bir alan açar. Beyazın mutlaklığıyla karşı karşıya kaldığımızda cızırtı kesilir.

Kar fotoğrafları, tam da bu sessizlikle konuşur. Her kare; soğuğun içinde gizli bir sıcaklık, boşluğun içinde bir anlam, örtünün altında bir direniş arayışıdır. Şehirlerin, dağ köylerinin, insanların üstüne düşerken, hem unutturur hem hatırlatır. Gördüğün sıradan bir izin devamını, karla kaplı bir yapının içindekini, donmuş bir ağaç görüntüsünün sende uyandıracağı hisleri merak ettirir. Normal şartlarda belki de çekmekle hiç uğraşmayacağın şeylerin peşine düşmek çok farklı kareler yakalamanı sağlayabiliyor.  

22varolmayan-sovalye22-kar-serisi-2022-2025
“Varolmayan Şövalye”, Kar Serisi, 2022-2025

Bu seride insan figürü çoğunlukla dolaylı ya da iz olarak karşımıza çıkıyor. Bu mesafeli yaklaşım bilinçli bir tercih miydi?

Kesinlikle öyle. Ben hep dünyanın kuytularında yaşayan insan topluluklarının hayatını çektim. Başından beri bu projede daha farklı bir şeyler denemek, formlar üzerine, minimalist görüntüler üzerine çalışmak istiyordum. Bir de sahaya çıkıp karın yarattığı o bembeyaz dünyanın benzersiz gücüyle baş başa kalınca, insan figürünün dolaylı kalması konusunda emin oldum.  

Belgesel duyarlılık ile estetik sezgi arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz? Bu seri o dengeyi sizin için nasıl yeniden tanımladı?

Belgesel duyarlılık neye bakmam gerektiğini, estetik sezgi ise nasıl bakabileceğimi belirliyor. Benim işim bu ikisini uzlaştırmak değil, aralarındaki gerilimi fotoğrafın içinde canlı tutmak. Estetik, belgeselin önüne geçmeye başladığında geri çekiliyorum. Ama estetik tamamen dışlandığında da fotoğrafın düşünsel ve duygusal etkisi zayıflıyor. Benim için estetik, gerçeği güzelleştirmek değil, onu daha dikkatle bakılabilir kılmak. Seyircinin fotoğrafın içinde biraz daha oyalanmasını sağlamak. Bu seriyle birlikte denge kurma uğraşını büyük oranda bıraktım. Kar, estetik yükü zaten taşıdığı için benim işim azaltmak, sadeleştirmek oldu.

22onun-bi%cc%87li%cc%87p-de-beni%cc%87m-bi%cc%87lmedi%cc%87gi%cc%87m-ne-acaba22-kar-serisi-2022-2025
“Onun Bilip de Benim Bilmediğim Ne Acaba?”, Kar Serisi, 2022-2025

Sessizlik, bu fotoğrafların en güçlü unsurlarından biri gibi. Sessizliği fotoğrafla aktarmak sizin için ne anlama geliyor?

Sessizlik bu fotoğraflarda bir atmosfer değil, bir eşik. Beyazın mutlaklığıyla karşı karşıya kaldığımızda, gündelik hayatın cızırtısı geri çekiliyor ve insan kendi iç sesiyle baş başa kalıyor. Gürültüyle dolu bir çağda, karın örtücülüğü anlamın yeniden kurulabileceği bir aralık yaratıyor. Bazen dünyayı yeniden görebilmek için, önce onun üstünü örten sessizliğe bakmamız gerekiyor.

İzleyicinin bu sergiyle karşılaştığında hissetmesini ya da düşünmesini umduğunuz ilk duygu nedir?

İzleyicinin ilk olarak hissetmesini umduğum şey, bir kopma hâli. Fotoğraflara bakanların gündelik hayatın yıpratıcılığından, hızından ve şiddetinden kısa bir süreliğine de olsa ayrılabilmesi. Kar görüntülerinin yarattığı sessizlik içinde, zaman algımızı, özgürlükle ilgili fikirlerimizi ve dünyayla kurduğumuz ilişkiyi başka bir pencereden düşünmek mümkün olabiliyor bence.

Her şeyi yalnızca işlevi üzerinden değerlendirmeye alıştığımız etik anlayışımıza bir iki saatliğine de olsa mesafe koyduran bir sergi olarak algılanırsa çok mutlu olurum.

Bu seri, sizin fotoğraf pratiğinde nasıl bir eşik ya da yeni bir yönelime işaret ediyor?

Myanmar, Kamboçya, Malezya, Hindistan, Etiyopya, Gürcistan ve Türkiye gibi farklı coğrafyalarda birçok proje gerçekleştirdiniz. Uluslararası alanda birçok ödüle layık görüldünüz. Coğrafyanın üretim pratiğinize etkisini nasıl tanımlarsınız?

Bu seri benim için yeni bir konuya yönelmekten çok, bakışın yönünü değiştiren bir eşik. Önceki projelerimde daha çok olayın, görünür olanın içindeydim. Kar fotoğraflarıyla birlikte fotoğraf pratiğim, dışarıdan içeriye doğru büküldü. Anlatmaktan çok durmaya, göstermekten çok alan açmaya yöneldi. Bir sadeleşme ve yoğunlaşma hâli.

Coğrafya ise benim için hiçbir zaman en önemli unsur olmadı. Ben hep insanın zamanla, güçle, sistemle, kendi hayatına yabancılaşmasıyla, yalnızlığıyla, özgürlüğüyle olan ilişkisini anlamaya çabaladım. Coğrafya bu ilişkilerin tonunu değiştirir ama sorular çoğu zaman aynı kalır.

Kapak Fotoğrafı: Hasan Cem Araptarlı, “Ayna”, Kar Serisi, 2022-2025

İlginizi çekebilir: Burcu Dimili’den Gonca Sezer ile: Yaşarken Açılan Kapı Üzerine