Kanyon’da izlediğimiz “Andrea Bocelli: Love in Portofino” konser filmi, İtalya sevgimin kabarıp doruklara ulaştığı bir gece geçirmeme neden oldu. Muhteşem bir sese, muhteşem Portofino görüntüleri eşlik etti.

Ben 2011 Haziranında gitmiştim Portofino‘ya. Milano’dan bindiğimiz trenle yaklaşık iki buçuk saatlik bir yolculukla Santa Margherita Ligure-Portofino istasyonuna vardık. Açıkcası Portofino’ya gitmeden önce hakkında “I found my love in Portofino” dışında hiç bir şey bilmiyordum. O yüzden trenden indiğimizde geldiğimiz yerin Portofino olduğunu sanıp ciddi bir hayal kırıklığına uğramıştım. Yarım saat sonraysa bulunduğumuz yerden belirli saatlerde kalkan motorlarla Portofino’ya gidildiğini öğrenmemizle kendime gülmem bir oldu. Ve Portofino’yu ilk görüş anı ve ilk düşüncelerim: “Adeta bir tiyatro sahnesi!”

Hakikaten sonradan karaya inip, ufak bir tur attıktan sonra da bu düşüncem değişmedi. Kendine ait marinası ve iskelesi hemen meydanda ve bu meydan diğer İtalyan şehirlerinden de alışık olduğumuz gibi barlar ve dükkanlarla çevrili… Portofino’yu Portofino yapansa bu küçük meydanı çevreleyen rengarenk evler.

Geçen akşam izlediğim Andrea Bocelli’nin konser filmi de işte bu güzel meydana kurulmuş sahnede, özel bir davetli grubuna verilmiş konserin çekimi. Asıl amaç Andrea Bocelli’nin bu yılın başında çıkardığı Passione albümünün tanıtımı. Film, Bocelli’nin Toscana’da ki evinde yapılan samimi bir röportajla başlıyor. Röportaj dediysem öyle kuru kuru bir röportaj değil tabii ki… Piyanosunun başına geçip kısa kısa parçalar çalarak cevap veriyor ona sorulan bazı sorulara. Hatta ona kendisinden oldukça genç nişanlısı ve küçük kızları Virginia da eşlik ediyor. Röportaj bitince bir an keşke biraz daha uzun olsaydı bu sohbet diye içimden geçirmedim değil. Kendimi bir Ferzan Özpetek filmi seyrediyor gibi hisettiğimden böyle düşünmüş olabilirim sanırım. Röportajdan aklımda kalan en güzel soru:

“Şarkılarını dinleyip aşık olan insanlara karşı bir sorumluluk hissediyor musun?” oldu. Bocelli’nin buna verdiği yanıtsa hepimizin de tahmin edebileceği gibi: “No! Assolutamente no!” (Hayır, kesinlikle hayır.) oluyor ve gülüyor.

Filmden sonra şarkılarına bu kadar kulak aşinası olduğum, duyduğum an sesini tanıdığım bu güzel sesin hayatını hiç araştırmadığımı düşündüm. Ve ondan sonra hakkında okuduklarım kendisine biraz daha hayran etti beni. Dünyanın en büyük üçüncü tenoru olarak bilinen Andrea Bocelli, on iki yaşında geçirdiği bir kaza sonucu kör oluyor. Kendisi aslında hukuk mezunuymuş. Luciano Pavarotti bir album hazırlığı içindeyken Bocelli’yi keşfediyorlar. Asıl çıkışı 1995′de “Con te partiro” isimli parça ile bir anda Avrupa listelerinde başı çekmesiyle oluyor. Bu sene çıkardığı son albüm, İtalyanca, İngilizce, Fransızca, İspanyolca ve Portekizce, çoğu yıllardır kulaklarımızın aşina olduğu parçalardan oluşuyor.

Bu konserin DVD’sini bulursanız kaçırmayın, mutlaka arşivinize koyun derim. Gerçekten muhteşem bir proje; büyüleyici bir atmosferle, büyüleyici bir sesin buluşmasının sonucu başka nasıl sonuçlanabilirdi ki?

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?