Sınırların Ötesinde… 26 Haziran’da sona eren 53. İstanbul Müzik Festivali’nin teması olarak belirlenen bu ifade, sadece farklı coğrafya ve kültürlerin buluşmasına tanık olacağımız, yani harita sınırları ötesine geçen konserlerin habercisi değildi. Aynı zamanda farklı müzik türlerini ve sanat disiplinlerini bir araya getiren, kalıplaşmış düşünceleri silip atan, farklı olasılıklar arasında köprüler kuran etkinlikler de demekti sınırların ötesi… Çocukluğumdan beri sıkı bir takipçisi olduğum İstanbul Müzik Festivali ve İstanbul Caz Festivali’nin sıklıkla bu tip birleşimlere, buluşmalara yer verdiğine tanık oldum. Sıklıkla dinlediğim, bu yazıda paylaşacağım albümlerin birçoğuyla da bu iki festival sayesinde tanıştım. Bazısı hiç dinlemeyeceğim müzik türlerini klasik müzikle harmanlayarak beni tavladı, bazısı halihazırda sevdiğim eserleri klasik müzik enstrümanlarıyla yorumladı… Kısacası kesişim noktaları klasik müzik ve sınırları aşmaktı.

Vivaldi: The Four Seasons, Jacques Loussier Trio, 1997

Yıllardan 2009; İstanbul Müzik Festivali’nde, atmosferi nedeniyle festivalin hiçbir zaman unutmayacağım konserlerinden birindeyim: Müzikte 50. yıllarını kutlayan Jacques Loussier Trio, eşsiz albümleri Play Bach‘ı çalmak üzere İstanbul Arkeoloji Müzeleri Avlusu’nda… Topluluğun o gece seslendirdiği Play Bach albümleri dünya çapında çok daha ünlü. Oysa Vivaldi sevgimden dolayı benim dinlemelere doyamadığım albümleri her zaman Dört Mevsim Konçertoları’nı cazla harmanladıkları The Four Seasons albümleri oldu.

Dinlemek için…

Recomposed by Max Richter: Vivaldi, The Four Seasons, 2014

İstanbul Caz Festivali sayesinde kısa bir süre önce İstanbul’da canlı dinleme fırsatı bulduğumuz Max Richter‘e, müziğine ve bilhassa film ve dizi müziklerine olan hayranlığıma dair yazdıklarımı “Max Richter: Çağdaş Klasik Müzikten Sinemaya” başlıklı yazımda okuyabilirsiniz. Bu yazıda, en az Jacques Loussier Trio’nun yorumu kadar sevdiğim bir Dört Mevsim güzellemesi ve güncellemesi olan Recomposed by Max Richter: Vivaldi, The Four Seasons albümünden de söz etmiştim. “Vivaldi’nin orijinal müziğinin %75’ini yok ederek” yeniden yorumlayan ve modernize eden Richter, müziklerindeki o büyülü ve duygusal minimalizmi bu albümde her notasını ezbere bildiğim barok melodileri baştan yaratmak için kullanıyor. 

Dinlemek için…

Rameau à la turque, Musica Sequenza, 2014

Yıllardan 2022, yine bir İstanbul Müzik Festivali… Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nin tarihi atmosferinde, binanın masmavi ışıklarla aydınlatılmış kubbeli çatısı altında Burak Özdemir ve Musica Sequenza ile tanışıyorum. Tesadüfen Fransız besteci Jean-Philippe Rameau ve Les Indes Galantes operasını henüz keşfettiğim ve bestecinin müziğine yeni yeni hayran olmaya başladığım dönemde festival programında gördüğüm, albümle aynı adı taşıyan Rameau à la turque konseri beni çağırıyor sanki. Sahnede barok enstrümanlara eşlik eden ney ve kanunla Les Indes galantes‘den parçalar çalınıyor, aralarında ney ve kanuna barok enstrümanların eşlik ettiği Tanburi Mustafa Çavuş imzalı, Dök Zülfünü Meydana Gel gibi Türk müziği eserleri hiç mi hiç sırıtmıyor.

Dinlemek için…

Sampling Baroque: Handel-Bach, Musica Sequenza, 2016 ve 2022

İki sene sonra, İstanbul Müzik Festivali’nin Disko Klasik projesinin ikinci yılında sahne yine Burak Özdemir ve Musica Sequenza‘ya emanet ediliyor. Bu kez gündemimizde Sampling Baroque albümleri var ve konsept çok farklı: Barok enstrümanlar, elektronik müzikle birbirlerini zenginleştiriyor, Bach ve Handel’in tanıdık melodileri dinleyiciyi dans pistine davet ediyor.

Dinlemek için: Handel, Bach

Mozart in Egypt I-II, 1997 ve 2005

Mozart in Egypt / Mozart l’Égyptien albümlerini keşfedeli neredeyse 20 yıl oluyor ve yine de her dinlediğimde bazı anlarda tüylerimin diken diken olmasına engel olamıyorum. İlk albümde Milen Natchev’in, ikinci albümde Deyan Pavlov’un yönetimindeki Bulgar Senfoni Orkestrası‘nın eşliğinde seslendirilen eserler arasında, kısacık ömrü boyunca şaşırtıcı bir üretkenlikle eserler ortaya çıkaran Mozart’ın konçertoları da var, senfonileri de, operaları da… Öncelikle Sihirli Flüt‘ten Saraydan Kız Kaçırma‘ya birçok Mozart operasının popüler veya duygusal aryalarına Arapça’nın çok yakıştığını söyleyebilirim. Nağmeli bir Requiem‘in etkisinin katbekat arttığını da… Daha bitmedi -albümde darbukayla başlayan bir 25. Senfoni, adı “Egyptian March / Marche égyptienne” olarak değiştirilmiş bir “Alla Turca“, tüm zamanların en güzel Arapça şarkılarından Lamma Bada Yatathanna‘nın 40. Senfoni ile bir harmanı, kemanın yerini udun aldığı bir ikili konçerto ve kavalla yorumlanmış bir flüt konçertosu da var… Mistik, büyülü, duygusal ve en önemlisi çok yaratıcı bir deneyim.

Dinlemek için: Mozart in Egypt I, Mozart in Egypt II

Lambarena: Bach to Africa, 1995

Mozart in Egypt‘i dinleyip ezberledikten nedense yıllar sonra aklıma geldi arkasındaki ismi araştırmak: Fransız müzisyen ve aranjör Hughes de Courson‘ın Mozart in Egypt‘ten önceki projesi Lambarena‘dan da o zaman haberim oldu. Bach to Africa alt başlıklı albümde, bu kez çoğunluğu Gabon kaynaklı Afrika geleneksel ezgilerini Bach’ın müziğiyle harmanlamıştı de Courson. Mozart in Egypt kadar müptelası olmasam da Bach’ın matematiğinin Afrika ritimlerine nasıl da yakıştığını duymak her dinlediğimde ilginç bir deneyim oluyor.

Dinlemek için…

Dancing Queen – Rameau meets ABBA, Lautten Compagney, 2024

ABBA sevmeyen var mı? Gimme! Gimme! Gimme!‘den Mamma Mia‘ya, Take a Chance on Me‘den Money, Money, Money‘e sayısız hit şarkıya imza atmış grubun 20. yüzyıl popuna damga vurmuş müziği Berlinli Lautten Compagney‘nin Dancing Queen albümünde 18. yüzyıldan Jean-Philippe Rameau’nün (evet, yine o!) eserleriyle iç içe geçiyor. Projenin ve albümün başardığı tek şey müziğe türlerarası bir heyecan katması ya da barok enstürmanlarla ABBA şarkıları çalması değil: Rameau’nun eserlerini o dönemde henüz icat edilmemiş saksofonla yorumlaması… Minör tonlardaki Mamma Mia, barok enstrümanlara inanılmaz bir uyum sağlayan Lay All Your Love On Me ve Forêts paisibles‘den Waterloo‘ya geçiş, albümün bence zirve noktaları.

Dinlemek için…

Beethoven’s Last Night, Trans-Siberian Orchestra, 2000

Metal, hayatımın herhangi bir döneminde herhangi bir alt-türüne (senfonik metal dahil) pek ilgi duymadığım ve olduça uzak olduğum bir müzik türü. Ama tuhaf bir şekilde metal grubu Trans-Siberian Orchestra‘nın bu albümü, hayatta en çok sevdiğim albümlerden biri – ve belki de Beethoven’ı Mozart’tan daha çok sevmemin esas sorumlusu. Üstelik bana bu albümü bu listeye koyduran sadece müzik değil, hikayesi de: Tümü bir rock-opera olarak adlandırılabilecek Beethoven’s Last Night, Ludwig van Beethoven’ın hayatının son gecesinde, şeytan Mephistopheles’in ruhunu almaya gelmesiyle başlayan kurgusal bir hikaye anlatıyor. Beethoven bir şekilde şeytanı kandırıyor ve tam kaybettiğini düşündüğü anda ruhunu korumasına izin veriliyor. Ayışığı Sonatı melodisiyle başlayan ve başta ölümle özdeşleşmiş 5. Senfoni’nin ilk notaları olmak üzere birçok Beethoven eserini temel alan, birçok klasik müzik-rock-metal harmanı şarkı yer alıyor.

Dinlemek için…