2025’in ilk güzel haberlerinden biriydi: Çağdaş klasik müziğin en önemli bestecilerinden olan Max Richter, 3 Temmuz’da İstanbul Caz Festivali kapsamındaki konser için şehrimize geliyordu! Son on yıldır müzikleriyle yazılarıma, yolculuklarıma hatta bazen amaçladığı gibi uykularıma eşlik eden Max Richter, müziğinden haberdar olmayanların dahi kaçamayacağı bir isim aslında: O, son yılların en popüler film ve dizilerinden bazılarında çalan bestelerinin yanı sıra, bazı film ve diziler için bestelediği orijinal müziklerle sinema ve televizyon dünyası için de vazgeçilmez bir besteci.

youtube play youtube play

Kariyerinin erken döneminde piyanist ve besteci olarak çeşitli toplulukların parçası olarak çalışan Max Richter‘in solo kariyeri 2000’lerde başlasa da benim onu tanımam bir diziyle oldu: Halen televizyon tarihinin en iyi işlerinden olduğunu düşündüğüm, HBO’nun The Leftovers‘ının (2014-2017) müzikleri Max Richter’in imzasını taşıyordu. Dizinin üç sezonu boyunca müzikleri hem benim için diziyi büyüleyici ve etkileyici kılan unsurlardan biri oldu hem de sadece soundtrack albümü olarak dinlediğimde de beni bambaşka dünyalara götürdü. Dizinin hikayesiyle birleştiğinde zaten duygusal yükünü iliklerinizde hissettiren o notalar, hikayeden bağımsız dinlendiğinde de yas, belirsizlik, aşk gibi duyguları çağrıştırarak gözyaşlarına boğacak güçte, inanın. Dizinin jenerik müziği de olan The Departure‘ın dışında, November ve Dona Nobis Pacem 2 başlıklı eserleri de dinlemenizi öneririm.

youtube play youtube play

The Leftovers‘ı hayranlıkla izlediğim 2014’te, dizinin dışındaki eserlerini de araştırdığım Richter’in iki yıl önce tam da benlik bir albüm yayınladığını fark ettim: Recomposed by Max Richter: Vivaldi – The Four Seasons. Kabul ediyorum, Vivaldi’nin Dört Mevsim konçertolarını sevmek için gurme bir klasik müzik dinleyicisi olmaya gerek yok. Yine de Vivaldi’nin söz konusu başyapıtına her dinlediğimde ilk seferindeki gibi âşık olduğumu, bir sahnenin arkasına Dört Mevsim‘den herhangi bir bölümü yapıştırma kolaylığına kaçmış herhangi bir filme anında puanımı yükselttiğimi itiraf etmeliyim. “Vivaldi’nin orijinal müziğinin %75’ini yok ederek” yeniden yorumlayan ve modernize eden Richter, dizide tanıştığım müziklerindeki o büyülü ve duygusal minimalizmi her notasını ezbere bildiğim barok melodileri baştan yaratmak için kullanıyordu. Albümden kesitler, 2017’de The Crown‘un ikinci sezonunda Prenses Margaret’in bol gelgitli aşk hayatına büyük bir uyumla eşlik etti. Yıllar sonra, pandemi nedeniyle eve kapandığımız o günlerde ben bu albümü yeniden, tekrar tekrar ziyaret edecek ve tamamen tesadüfen, festival programında yer almasına rağmen yine pandemi nedeniyle çevrimiçi ortama taşınan İstanbul Müzik Festivali’nde, delice hayranı olduğum bu eserleri Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’ndan canlı dinleyemediğim için çok üzülecektim.

youtube play youtube play

Max Richter’in bir film müziği bestecisi olarak ilk işinin The Leftovers olmadığını tahmin etsem de, daha önce izlediğim ve sevdiğim filmlerde eserlerini dinlediğimi fark etmemiş olmak beni şaşırtmıştı. Ari Folman’ın 80’lerdeki Lübnan Savaşı’nı konu alan animasyon-belgeseli Waltz with Bashir (2008), Feo Aladağ imzalı Alman-Türk ortak yapımı Die Fremde / When We Leave / Ayrılık (2010), David Mackenzie’nin insanlığın kolektif olarak beş duyusunu sırayla kaybettiği bir kıyamet senaryosuna odaklanan muazzam filmi Perfect Sense (2011) ve Cate Shortland’ın II. Dünya Savaşı hikayesi Lore (2012).

youtube play youtube play

Öte yandan Max Ricter’in tüm eserleri arasında bir tanesi var ki, duymamış olmanıza neredeyse imkan yok: Bestecinin 2004 tarihli The Blue Notebooks albümünde yer alan On the Nature of Daylight. Her dinlediğimde tüylerimi diken diken ve ilk duyduğumdan yıllar sonra artık çok tanıdık bir melodi olan bu eser, herhangi bir film ya da dizi için bestelenememiş olsa da Shutter Island (2010, Martin Scorsese) ve Arrival (2016, Denis Villeneuve) başta olmak üzere birçok filmde, The Handmaid’s Tale (2017-2025) ve The Last of Us (2023-…) dizilerinin birden fazla bölümünde duyuldu. Üstelik bu eserin eşlik ettiği bir kısa film 2017’de yayınlandı ve başrolünde The Handmaid’s Tale‘in başrol oyuncusu Elisabeth Moss yer aldı.

youtube play youtube play

2010’ların ikinci yarısında, artık izlediğim filmlerde Max Richter’in müziklerini duymaya değil, Max Richter’in müziklerini yaptığı filmleri özellikle, büyük bir heyecanla izlemeye başladım. Aralarında Florian Henckel von Donnersmarck’ın, Nazi Almanya’sında yetişen bir ressamın yaşam öyküsünü konu alan epik draması Never Look Away (2018) ve James Gray’in, uzayda babasının izini süren bir astronotun hikayesini anlatan bilimkurgusu Ad Astra (2019) da var tabii. Benim favorim ise Josie Rourke’un İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth ile İskoçya Kraliçesi Mary’nin çalkantılı ve çekişmeli ilişkisini konu alan tarihi draması Mary Queen of Scots (2018). Piyano ve kemanın yoğun kullanımı ve Richter’in her zamanki duygusal minimalizminin yansımalarıyla tüm albüm zevkle dinlense de, özellikle A New Generation eseri unutulmazlarımdan.

youtube play youtube play

Max Richter’in sinema ile kesişimleri müziklerini kullanan ya da müziklerini bestelediği film ve dizilerden ibaret de değil. Bestecinin her biri 20-30 dakikalık 31 eserden oluşan ve bir uyku süresini tamamen kapsaması hedeflendiği için toplamda 8.5 saat süren en popüler projesi Sleep (2015) adlı albümü… Bu albümün tarihe geçen performansı 2018’de bir gece boyunca Los Angeles Grand Park’ta dinleyiciyle buluşmuş, konuklar kamp yataklarında uykuya dalmaya davet edilmişti. Albümün ve performansın hazırlık ve icra sürecini izleyen, aynı zamanda Richter’in müzikal etkisini, yaşamını ve yaratım sürecini de inceleyen belgesel Max Richter’s Sleep (2019, Natalie Johns) onun kariyeri gibi hem müzikle hem de sinemayla ilişkili bir deneyim sunuyor.

youtube play youtube play

Çağdaş klasik müzik ve minimalist müzik denince Philip Glass aklıma gelen ilk isim olsa da, onun hemen ardından, ondan 30 yıl sonra doğan Max Richter geliyor. Glass dinlerken hissettiğim müziğin matematiği ve müziğin mimarisinin Richter’in eserlerinde o kadar keskin olmaması, duygulara yer açması, anıları çağrıştırması ve gerçek anlamda göz yaşı döktürmesi eşsiz.

max richter
Max Richter

Max Richter’in film müzikleri yakında, 2025-2026 ödül sezonunun en iddialı yapımlarından olacağına kesin gözüyle bakılan Hamnet ile karşımıza çıkmaya devam edecek. Nomadland‘in Oscar ödüllü yönetmeni Chloé Zhao’nun imzasını taşıyan film, William Shakespeare’in eşi Agnes’in, oğulları Hamnet’in ölümünün ardından girdiği yas sürecini konu alıyor ve Hamlet‘in yaratım sürecini fona yerleştiriyor.

3 Temmuz’daki konsere çok az kaldı. Ve ben Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nun orta yerinde ağlamak için hiç bu kadar hazır olmamıştım.

max richter
Max Richter