Şanslıyız ki, İstanbul’da sayıları hızla artan binalara inat, tarihi dokusunu ve güzelliklerini korumaya devam etmekte direnen sokaklar, yokuşlar ve caddeler var. Ve belki de, zamanın bol olduğu bir günde yapılabilecek en güzel aktivitelerden biri bu sokakları keşfe çıkmak! Her köşenin eskiye dayanan hikayelerini dinleyip akıl almaz güzellikte bir görsel şölen yaşamak öyle keyifli ki, biz de böyle düşünerek, Kumbaracı Yokuşu’nu her detayıyla yeniden keşfettiğimiz bir rota hazırladık. Ayağımızda rahat spor ayakkabılar, elimizde fotoğraf makinamla yollara çıktık.

Konum

IMG_20190412_175043
Kumbaracı Yokuşu: Beyoğlu’ndan Tophane’ye Dimdik Bir Rota

Beyoğlu ile Tophane’yi birbirine bağlayan Kumbaracı Yokuşu, kafanızı her çevirdiğiniz yerde sizi başka bir güzellikle karşılayan dimdik bir yokuş. İtalyan ve Rum mimarisinin örnekleri olarak nitelendirilebilecek sayısız apartman arasından inen bu yokuş, adını topçu ustası Humbaracı Ahmet Paşa’dan alıyor. İşin ilginç tarafı ise şu, paşanın asıl adı Ahmet değil, Kont de Bonneval. Kendisi Fransız asıllı bir asker. Kral XIV. Louis ile arası bozulduğu için önce Venedik’e, sonra da Osmanlı’ya sığınıyor ve burada Müslüman olmaya karar vererek adını değiştiriyor, sonrasında ise Humbaracı Ocağı’nı kuruyor. Humbaracı Ahmet Paşa’nın oturduğu yer Tophane’de olduğu için yokuş “Humbaracı Yokuşu” olarak bilinmeye başlıyor. Yokuşun ismi zamanla “Kumbaracı” olarak değişiyor.

IMG_20190412_175226
Lebon Pastanesi

Gelin, Kumbaracı Yokuşu’nu keşfetmeye tam girişte yer alıyor olması nedeniyle bir bakıma yokuşun kapısını aralayan Lebon Pastanesi‘nden başlayalım. İlk hizmet verdiği dönemlerde müdavimleri arasında Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Oktay Rıfat gibi sanatçıların da bulunduğu pastanede, çikolatalı pastadan rokoko’ya muazzam çeşitlikte seçenekler mevcut. Özellikle profiterolünün lezzeti ise herkesin dilinde. Yıllar önce, Lebon müdavimleri buradan “Chez Lebon, tout est bon” sloganıyla bahsedermiş. Yani, “Lebon’da her şey güzeldir.” O zaman biz de bu geleneğe uyum sağlayalım ve “Chez Lebon, tout est bon!” diyerek keşfimize devam edelim.

IMG_20190412_151531
Kırım Kilisesi

Yokuştan aşağı doğru indiğinizde bir süre sonra sağınızda kalan, etrafını çevreleyen yeşilliklerin arasından tüm ihtişamı ve şıklığıyla kendini belli eden Kırım Kilisesi‘nde sıra. Protestanlığı görünüşünden anlaşılan ve Kırımı’ı Anma Kilisesi olarak da bilinen yapı, Sultan Abdülmecit tarafından Kırım Savaşı’nı anmak için inşa ediliyor ve kilisenin çizimini Londra Adalet Sarayı’nın da mimarı olan G.E. Street yapıyor. Kilise o kadar güzel bir konuma sahip ki, fotoğrafını çekerken bahçesinden yapının en üst noktasına her detayı kareye dahil etmek istiyorsunuz.

IMG_20190412_151815
Kırım Kilisesi’nin İçi

Kırım Kilisesi’nin içi de, dışı kadar büyüleyici. Kapıdan içeri adımınızı atıp hemen sağınıza baktığınızda, kilisenin ruhani kimliği ile bütünleşen, Mehveş Demiren’in yaptığı “1314” adlı eseri göreceksiniz. 41 farklı renk tonunun 1314 adet seramik rozet yüzeyinde belirginleştiği eser, bir süre durup dikkatlice incelemeye değer güzellikte.

IMG_20190412_150144
Çınar Sahaf

Kumbaracı Yokuşu, yalnızca tarihi güzelliklerle değil, aynı zamanda sanat galerileri ve vintage dükkanlar ile dolu! Odağında mimari, sanat ve tasarımın olduğu The Circle‘dan, tasarladığı takılabilir heykeller ile birçok insanın hayatına dokunan Elçin Sümer’in yarattığı Sumerian‘a, burada sanatın farklı alanlarını keşfe çıkabilirsiniz. Yokuş aynı zamanda, ikinci el kıyafet, gözlük ve daha pek çok eşyayı bulabileceğiniz vintage dükkanlar ile dolup taşıyor. Aralarından özellikle Grandma Vintage, kırmızının baskın olduğu tatlı mı tatlı vitriniyle bizim en çok ilgimizi çekenlerden biri oldu. Yolunuza devam ederken, hemen sağda kalan Çınar Sahaf’a uğrayıp elinizi eski kitapların tozlu sayfalarında gezdirmeyi de unutmayın.

rhdr
Leb-i Derya

“Çok gezdik, biraz da yeni lezzetler tadalım” derseniz, söze Kumbaracı Yokuşu’nun adeta en bilinen simgelerinden biri olan Leb-i Derya‘dan başlamak gerekir. “Denize sıfır” anlamına gelen adından da anlayabileceğiniz üzere, burası belki de şehrin en güzel manzaralarından birine sahip. Leb-i Derya’nın çeşit çeşit mezelerini ve taze balık çeşitlerini denerken, İstanbul’un metruk binalarını seyredalabilirsiniz.

IMG_20190412_141256
Yeni Lokanta

Yemek için bir diğer alternatifiniz ise Kumbaracı’nın İstiklal Caddesi’ne yakın tarafında konuşlanan oldukça şık bir restoran, Yeni Lokanta olabilir. Mutfağın da, işletmenin de sahibi aynı kişi olduğundan ‘Chef Owner’ bir mekan olarak da tanımlayabileceğimiz restoranın şefi Civan Er. Vişneli Kısır’dan Nar ve Zahterli Humus’a, Zeytinyağlı Ayvalı Kereviz’den Zencefil ve Cevizli Havuç Ezmesi’ne, burada alışık olduğunuz Türk yemeklerinin hiç alışık olmadığınız ama leziz yorumlarıyla karşılaşıyorsunuz. Sözün özü, Yeni Lokanta size deneysel ve sıra dışı bir gastronomik deneyim vadediyor. Yeni Lokanta’ya gelip de neyi tatmadan dönmemeliyim derseniz, kesinlikle patlıcanlı mantı deriz! Antakya’nın tuzlu yoğurdu, zencefil ve karamelize soğanla birleşerek adeta harikalar yaratıyor.

IMG_20190412_134808
Yeni Lokanta

Restoran yalnızca lezzetleriyle değil, kendine hayran bırakan binası ile de etkiliyor sizi.

IMG_20190412_134622
Varuna Gezgin

Bilen bilir, Varuna Gezgin hem etkileyici hikayesi, hem de kuruluşunun ardındaki felsefe ile Kumbaracı Yokuşu’nun olmazsa olmazlarından biridir. Sırt çantalı gezgin temalı Varuna Gezgin, müthiş bir misyona sahip, Eskişehir merkezli bir cafe. Bugüne kadar 150’den fazla ülkeyi dolaşan gezgin Murat Fıçıcı’nın, tecrübelerini paylaşmak ve dünyanın dört bir yanından gelen gezginleri bir noktada buluşturmak amacıyla 2004 yılında açtığı cafe, seyahat gönüllülerinin destekleriyle gün geçtikçe büyümeye devam ediyor. Dünya yemeklerinden farklı coğrafyaların müziklerine eşsiz bir deneyim yaşayabileceğiniz bu cafeye mutlaka uğramalısınız.

Son olarak, uzun yıllardır Kumbaracı Yokuşu’ndan bu denli bahsedilmesinin belki de en önemli nedenlerinden biri olan Kumbaracı50‘den bahsedelim. Altıdan Sonra Tiyatro adlı grubun üyeleri tarafından kurulan bu tiyatro salonu, birçok topluluğun oyununa ev sahipliği yapıyor. Sahnenin programı her zaman çok renkli. Siz de gününüzü keyifli bir tiyatro seyri ile noktalamak isterseniz, programın detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.

İlginizi çekebilir: İstanbul Flaneur’den Çiçek Pasajı