Lars Danielsson & Liberetto, Avrupa caz sahnesinin en zarif ve melodik topluluklarından biri. İsveçli kontrbasçı ve çellist Lars Danielsson’un liderliğindeki grup, cazı oda müziği duyarlılığıyla buluştururken melodiyi merkeze alan yalın ama derinlikli bir dil kuruyor. Onları dinlemek; gösterişten uzak, içe doğru açılan bir müzikal yolculuğa eşlik etmek gibi. Konserde Lars Danielsson; piyanoda Grégory Privat, gitarda John Parricelli  ve davulda Magnus Öström ile birlikte sahne alacak. 11 Mart’ta Paribu Art‘ta izleme şansı bulacağımız Lars Danielsson’a müziğinde yaratmaya çalıştığı duyguları takip ederek merak ettiklerimi sordum.

1000292151
Lars Danielsson & Liberetto Konser Afişi | Fotoğraf: Paribu Art

Ülkemizde farklı şehirlerde, farklı mekânlarda, farklı gruplarla çok sayıda konser verdiniz. İstanbul’da verdiğiniz konserlerden aklınızda kalan anlar oldu mu? Tekrar burada olmak  sizin için ne ifade ediyor?

İstanbul’a her geldiğimizde şehri ve oradaki insanları ne kadar çok sevdiğim aklıma geliyor. Şehri ziyaret eden herkesin bu şehrin gerçekten büyülü bir yer olduğu konusunda hemfikir olacağını düşünüyorum. Doğu ve batı arasındaki karışım elbette eşsiz. Ayrıca Türkiye’deki seyircilerden her zaman çok özel ve iyi bir enerji hissettim, bu yüzden onları tekrar görmek için sabırsızlandığımı söyleyebilirim.

Liberetto, müziğin şiirselliğini çağdaş bir estetikle, oda müziğinin duyarlılığını cazla buluşturuyor. Türler arası bu buluşma üretiminiz sırasında akışın getirdiği bir durum mu, yoksa bilinçli bir tercih mi? Başlama ve bitiş noktam dediğiniz yerler, unsurlar neler?

Benim için mesele, hiçbir zaman türler arasında dolaşmak ya da türleri aşmak değil. Mesele, bir melodinin duygusal özünü takip etmek. Genellikle piyanoda özgürce doğaçlama yaparak başlarım. Dikkatle dinlerim ve içgüdülerimi — “iç sesimi” — devreye sokarım. Hangi melodik çizgilerin gerçekten bir şey taşıdığını, hangilerinin taşımadığını böyle ayırt ederim. Geriye kalanlar, doğal bir akışa sahip olan ve parçanın temel duygusuna karşılık veren çizgilerdir. Bir melodi dürüstse, kendi formunu zaten bulur. Bazen bu form oda müziğinin hassasiyetini taşır, bazen de caz doğaçlamasının açıklığını. Başlangıç ya da bitiş noktasını tarz üzerinden tanımlamam. Başlangıç noktası her zaman bir duygudur. Bitiş noktası ise müziğin tamamlandığını hissettiğim andır — kalbimden çıkıp dinleyenin kalbine ulaştığında. Liberetto, tüm bu unsurların doğal biçimde bir arada var olabildiği alan sadece.

ld-liberetto-peter-pousard-2
Lars Danielsson & Liberetto | Fotoğraf: Peter Pousard

Liberetto’nun müziği, yıllardır sürdürdüğünüz estetik ilke üzerine kurulu: Müzik duygulara dokunmalı. Üretim ve icracılığınızda hangi duyguların izini sürüyorsunuz? Duygulara dokunduğunuzda sizinle seyirci arasında sizce nasıl bir etkileşim doğuyor?

Müzik her zaman gerçek bir şeye dokunmalı. Aksi halde var olmak için bir nedeni yoktur. Belirli tek bir duygunun peşinde değilim. Bu; kırılganlık, özlem, gerilim, umut — hatta bazen sessizlik bile olabilir. Beni ilgilendiren şey dürüstlük. Eğer duygu dürüstse, insanlara farklı şekillerde ulaşacaktır. Bu süreçte dinleyici çok önemli. Konser salonundaki enerji her şeyi değiştirir. Odanın ruhu müziği yükseltebilir ve provadakinden tamamen farklı bir biçimde uçurabilir. Böylece ortak bir deneyime dönüşür. O bağ kurulduğunda, müzik artık yalnızca sahnedeki bize ait olmaz. Kolektif bir şeye dönüşür, o anda birlikte yarattığımız bir şeye. 

Piyanoda Grégory Privat, gitarda John Parricelli  ve davulda  Magnus Öström ile sahne alacaksınız.  Bu müzisyenlerle sahne dışında ve sahnede nasıl iletişiminiz var? Birbirinizle olan iletişiminizin müziğinize yansımaları neler?

Bir grubu uzun yıllar bir arada tutmak söz konusu olduğunda en önemli şey; güvendir. Sahne dışında da iyi arkadaşız ve o kimya çok belirleyici oluyor. Bu olmadan müzik asla özgür hissettirmezdi. Doğaçlama, birbirine tam anlamıyla güvenmeyi gerektirir. Ne olursa olsun diğerlerinin seni destekleyeceğini bilmelisin. Bu güven risk almamıza olanak tanıyor. Bazen sahnedeki en kırılgan anlar, yalnızca birbirimizle güvende hissettiğimiz için mümkün olur. Derinlemesine dinliyoruz, alan bırakıyoruz ve içgüdüsel olarak tepki veriyoruz. İletişim çoğu zaman sözsüz gerçekleşiyor. Bir bakış, bir nefes, dinamiklerde küçük bir değişim — bu yeterli. Zamanla bu, ortak bir dil yaratıyor. Ve dinleyicinin birlik olarak duyduğu şey tam da bu ortak dil.

youtube play youtube play

Liberetto’nun son albümü Cloudland, grubun yıllara yayılan birlikteliğinin olgunluğunu yansıtan bir tını dünyası sunuyor. Nasıl bir estetikle, nerelerden ilhamla albüm ortaya çıktı? Birlikte yol almış olmak, üretimlerinizde bir besin kaynağı olarak yardımcı oluyor mu?

Cloudland’in ardından Echomyr adını verdiğimiz yeni bir albüm yaptık. Echomyr, birlikte çıktığımız uzun bir müzikal yolculuğun içinden doğdu. Aynı müzisyenlerle uzun yıllar çaldığınızda, besteleme biçiminiz de değişiyor. Yazarken onların sesini, dokunuşunu, kişiliğini müziğin içinde zaten duyuyorum. Besteler, paylaşılan o geçmiş tarafından şekilleniyor. Echomyr’un estetiği belki daha damıtılmış. Artık bir şeyi kanıtlama ihtiyacı daha az. Mekâna, sessizliğe ve ince dinamiklere eskisinden daha çok güveniyoruz. İlham çoğu zaman küçük fikirlerden geliyor; bir melodi parçası, armonik bir renk… Zaman içinde kurduğumuz kolektif deneyim sayesinde büyüyorlar. Müzikal olarak bu kadar uzun süre birlikteyol almak müziği kesinlikle besliyor. Daha genişlemekten çok derinleşmemizi sağlıyor. Katmanlar eklemek yerine özde olanı arıtıyoruz. Echomyr, bu olgunluğu yansıtıyor — hesaplanmış bir şey olarak değil, bir grubun yıllarca müziğin içinde yaşamasıyla doğal olarak ortaya çıkan bir hâl olarak.

Grubun müziğinde klasik müzik etkileri, kültürel esintiler ve cazın özgürleştirici yanı bir denge içinde buluşuyor. Bu sentez kimliğinizi ve müziğinizi nasıl tanımlıyor?

Bu benim için çok doğal, çünkü klasik müzikle aynı zamanda rock ve blues’la büyüdüm. Tüm bu sesler daha en başından müzikal dilimin bir parçası oldu. Bu yüzden bestelerimde bir araya geldiklerinde, bu türleri bilinçli olarak harmanlama çabası olmuyor. Sadece kim olduğumun bir yansıması. Klasik müzik bana form, armoni ve renk duygusu verdi. Rock ve blues, doğrudanlık ve enerji kattı. Caz ise, özgürlük ve müziği o anda yeniden şekillendirme imkânı verdi. Dengeyi entelektüel bir yerden düşünmüyorum. Müzik dürüstse, bu unsurlar zaten doğal biçimde bir arada var olur. Bu sentez yaşanmış bir şey olarak zamanla kimliğimin bir parçasına dönüştü.

youtube play youtube play

Kişisel sınırlarımızı keşfetmek zaman geçtikçe, mekânlar değiştikçe kendini güncelleyerek başka formlara dönüşebiliyor. Uzun yıllara yayılan kariyerinize baktığınızda, zamanın getirdikleri ve götürdükleri size nasıl keşifler sundu?

Zaman, özünüzden çok bakış açınızı değiştirir. Melodi yazımımın her zaman merkezinde oldu. Gençken bile güçlü melodik çizgilerin peşindeydim. Fark şu ki eskiden bestelerim armonik ve yapısal olarak daha karmaşıktı. Belki de karmaşıklığı keşfetmeye daha fazla ilgi duyuyordum. Bugün melodiler yüzeyde daha sade görünebilir. Ama derinlik başka bir yerde olabilir; ritmik yapıda, ince geçişlerde, boşlukta… Müziğimde her zaman bir “hook”, bir yakalayıcı unsur aradım. Bu içgüdü muhtemelen gençlik yıllarımda bir pop grubunda çalmamdan geliyor. Tür ne olursa olsun, melodik bir çekim noktası arayışı benim için vazgeçilmez. Onsuz müzik soyutlaşma riski taşır. Zamanın bana verdiği şey; berraklık.  Aldığı şey ise, bir şeyleri kanıtlama ihtiyacı.

ld-liberetto-peter-pousard-3
Lars Danielsson & Liberetto | Fotoğraf: Peter Pousard

Yaşamda ve müzikte kendine sadık kalmanın, kendinin ve yeteneklerinin yanında durmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Kariyerinize baktığımızda, müzikal yolculuğunuzu inşa ederken birçok önemli projeler, performanslar ve anlar yarattığınızı görüyoruz. Bu anlar size nasıl bir motivasyon sağlıyor?

Motivasyonum aslında çocukken nasılsa bugün de aynı. Dört yaşlarındayken anneme hediye olarak bir gitar gelmişti. Yetişkinler parti yaparken ben gitarı alıp odama kapandım ve enstrümanın sesinin içinde kayboldum. Orada bir şey oldu. Kendimi bütünüyle müziğe kaptırmıştım. Müziğe duyduğum o açlık çok erken başladı ve hiç kaybolmadı. Yıllar içinde pek çok anlamlı proje ve iş birliği üretme şansım oldu, bunun için minnettarım. Ama beni gerçekten harekete geçiren şey geçmişteki başarılara bakmak değil. Hâlâ nelerin mümkün olduğunu merak etmek. Kendine sadık kalmak bir kez verilen bir karar değil. Her projede, her konserde, her yeni bestede yeniden keşfettiğin bir şey. O aynı açlığı hâlâ hissedebildiğim sürece, doğru yolda olduğumu biliyorum.

Kapak Fotoğrafı: Peter Pousard

İlginizi çekebilir: Enes Kudu’dan Youngr ile Röportaj