Yemek tasarımcısı Marc Bretillot, Lezzet Haftası ve İstanbul Tasarım Bienali vesilesiyle hem Fransız Kültür Merkezi’nde hem de Mutfak Sanatları Akademisi’nde söyleşi yaptı.

le whaf 2

Dünyanın bu kadar hızlı geliştiği, insanların daha uzun yaşayıp hızla çoğaldığı, bilinçsizce tüketimin arttığı bir dönemde, iki kuşak sonrasına balık bile yiyemeyecekleri bir dünya armağan etmeye hazırlanırken, belki de tüketimin de dibine vurmuşken, bir tarafta insanlar sürdürebilirlik diye yana yakıla, duyarsız ve farkında olmayan diğer tarafı uyarmaya çalışırken, ve hatta ben de bu tüketimin en yoğun yapıldığı sektörün bir köşesinde tutunmaya çalışırken, MSA sayesinde bir demoda Marc Bretillot ile tanışma şansı buldum.

Hepimiz aslında yemek yiyerek hayatta kalıyoruz. Bir de benim gibi yemek yemek için yaşayanlar var aslında. Marc da öyle diyor: İki nedenle yemek yeriz, bir hayatımızı devam ettirebilmek için, iki zevk almak için. İster istemez bu sektörün içinde daha iyi nasıl tabak yaparım ve insanlara daha iyi nasıl bir deneyim yaşatırımı düşünürken bu bencillik ve biraz da suçluluk duygusu, ortadan ikiye bölüyor beni.

Aslında dünyamız ekolojik olarak hepimizi besleyebilecek bir potansiyeldeyken, bizim açgözlülüğümüzü doyuramıyor. Ve sadece bir günde 2 milyon ekmek çöpe atılıyor, buğday hızla bir lüks olma yolunda ilerliyorken, yarım ayva bir gün için insana yeterli gelebilecekken, yemek yemek sadece bir zorunluluk mu olmalı yaşamımızı sürdürebilmek için, yoksa duyarsızca tüketmeye devam etmeli mi?

Bu karmaşık duygular içerisinde ikisinin ortası ılımlı (!) bir çözüm bulunamaz mı diye kendimi sorgularken Marc beni harika ötesi bir tasarımla tanıştırıyor: İsmi, “Le Whaf”. Dışarıdan baktığınızda biraz sci-fi gözüküyor, kim bilir belki biraz da “Breaking Bad” dizisinden fırlamış bir meth lab’ı. Whaf (fiyatı 167 $) hidrodinamik kavitasyon tekniği ile kokteyllerinizi bir buluta dönüştürüyor. Lezzet bir anda bir sisin içerisine geçiyor.

le whaf 1,

Çeviriyi yaparken buharlaşma diyorum ve Marc hemen “hayır kesinlikle buhar değil, bulut” “Nuage” diyor. Buluttan, “Whaf”ın içerisine koyduğunuz likitin tadını tamamen alıyorsunuz. Fakat hiçbir kalori yok. Düşünün sadece 10 dk whaflamak 200 kalori! Eğer içerisine koyduğunuz likit alkol ise sadece tadını ve aromasını alıyorsunuz ama alkolün hiçbir etkisini yaşamıyorsunuz.

Bilim adamı David Edwards tarafından tasarlanmış, mutfağa girmesi ise Marc Bretillot tarafından sağlanmış. Verilen ultrasonik dalgalar ile piezoelektrik kristaller oluşuyor. Aslında bu teknoloji daha çok ilaç sanayi ve akciğer ilaçları için geliştirilmiş. Mutfağa uyarlama fikri ise daha ilginç bir deneyim imkanı sunmuş bize. Bu buluş Einsteinvarilikten daha çok Willy-Wonkavari olmuş.

le whaf 3

Düşünün ki bir balık akvaryumu, biraz karafımsı bir alet. İçinde bir sis bulutu, elinize ucu kapalı bir pipet veriyorlar ve sadece kenarlarında delik olan bu pipetten bulutu içinize çekiyorsunuz. Önce damağınızda bir kuruluk sonrasında bir bakıyorsunuz, fümemsi bir tadı olan Tourbé viskisi, bütün aromalarını hissediyorsunuz ama içmiyorsunuz. Pipetin ucunun tıkalı olmasının bir deneni var tabi ki, bu sayede çektiğiniz bulut direkt boğazınıza gitmiyor, bütün damağınızda dolanıp yayılabiliyor. Bu sayede aromaları daha iyi keşfetmemizi sağlıyor.

Dünya’nın en iyi baristalarından bir tanesi “Whaf”ı denediğinde daha önce içtiği kahvedeki alamadığı aromaları da bu bulutun içinde alabildiğini söylüyor.

En önemlisi bu açgözlü gezegeni nasıl besleyeceğiz sorusuna ise belki küçük bir tiyo ile Marc diyor ki “Whaf’ın içine koyduğumuz 500 ml viskiden 2000 kadeh çıkartabiliriz hem de daha önce yakalayamadığımız tüm aromaları ile”. Belki biraz bencil biraz duyarlı yemek yemeye ve yapmaya devam edebiliriz. Evet evet bir ışık var galiba …

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN