Ünü henüz ilk filmleri ile dünyanın dört bir yanına ulaşmış sevilen Fransız yönetmen Luc Besson, bugün vizyona giren yeni filmi Lucy’de beyninin %100’ünü kullanma yeteneği kazanan bir kadının yenilmez bir savaşçıya dönüşümünü anlatıyor.

Lucy’i izlemeden önce, dünden bugüne Luc Besson sinemasını anımsamak istedik.

luc besson filmleri - lucy

En azınan Léon ya da The Fifth Element sayesinde herkesin aşina olduğu Fransız yönetmen Luc Besson, aksiyon ve bilimkurgu türlerindeki başarısını ve yetkinliğini kanıtlayalı çok uzun zaman oluyor. Yönetmen, Scarlett Johansson’ın başrolde yer aldığı Lucy adlı yeni filminde, işlerin ters gittiği bir kuryelik görevi sonrası bir ilaca maruz kalarak beyninin %100’ünü kullanabilen yenilmez bir savaşçıya dönüşen Lucy’nin hikayesini anlatıyor.

luc besson filmleri - lucy 2

Besson’un yeni filmini izlemeden önce, 30 yıllık kariyerini mercek altına almak istedik:

Bugün Lucy dışında Andrew Haigh’in 2011 yapımı eşcinsel temalı, oldukça takdir edilen filmi Weekend (Hafta Sonu), Channing Tatum ve Jonah Hill’li aksiyon komedisinin devam filmi 22 Jump Street (Liseli Polisler 2), Fransız yapımı animasyon Miniscule (Miniscule: Valley of the Lost Ants | Kayıp Karıncalar) ve yerli film Ceza vizyona giriyor.

 ***

En İyi Luc Besson Filmleri

Le dernier combat | 1983

İnsanların sayısının oldukça azaldığı ve konuşma yetilerini kaybettiği post-apokaliptik bir gelecekte geçen Le dernier combat, böylesi bir dünyada yaşam mücadelesi veren insanların yiyecek ve barınak için savaşmasını konu alıyor. İlk filmini diyalogsuz çekme cesaretini gösteren Besson, bilimkurgu alanındaki başarısını da henüz ilk filmiyle kanıtlamıştı.

Subway | 1985

Paris metrosunda yaşayan bir adam, kasasını soyduğu genç kadın Helena’ya şantaj yapmakta, bir yandan ona karşı bir şeyler hissetmekte, bir yandan da kendisi gibi metroda yaşayan sokak çalgıcılarından bir müzik grubu kurmaya çalışmaktadır. Gerçeküstü bir ortamda geçen ve Isabelle Adhani ile Christopher Lambert’ı buluşturan Subway, Luc Besson’un henüz ikinci filmi ile ülkesi Fransa’ya BAFTA Ödülleri’nde bir En İyi Yabancı Film adaylığı getirmesini sağlamıştı.

Le grand bleu | 1988

Akdeniz’de geçen çocukluk yıllarına dayanan dostluklarının yanında ortak tutkuları dalış sayesinde iyi anlaşan Enzo ve Jacques, arada bağlarını yitirir, fakat yıllar sonra rakip birer dalgıç olarak yeniden karşılaşırlar. Ünlü Fransız dalgıç Jacques Mayol’un gerçek hayat hikayesine dayanan film, Fransız sinemasının gişe başarısı en yüksek filmlerinden biri olmayı başarmıştı. Filmin oyuncuları arasında Jean-Marc Barr, Jean Reno ve Rosanna Arquette yer alıyor.

Nikita | 1990

90’larla birlikte aksiyonun dozunu yükselten Luc Besson’un Nikita’sı, suçlu bir kadın olan Nikita’nın hapse konmak yerine eğitilerek gizli bir ajan olarak görevlendirilmesini anlatıyor. Fransız aksiyon sinemasının en önemli filmlerinden olan Nikita’ya adını veren ajanı Anne Parillaud canlandırıyor. Besson’un, Nikita ile En İyi Yabancı Film dalındaki ilk Altın Küre adaylığını elde ettiğini de ekleyelim.

Léon | 1994

Luc Besson’un en bilinen, en sevilen filmi olan Léon, bir polis baskını sırasında ailesi öldürülen 13 yaşındaki bir kız ile profesyonel bir süikastçının dostluğunu, ilişkisini anlatıyor. Eğer henüz izlemediyseniz; küçük kardeşinin intikamını almak için Léon’un mesleğini bir fırsat olarak gören Mathilda (Natalie Portman), ailesi gibi onu da ortadan kaldırmak isteyen polis memuru Stansfield (Gary Oldman) ve Mathilda sayesinde duyguları olduğunu keşfetmeye başlayan Léon’un (Jean Reno) etrafında dönen ve birçok farklı duyguyu bir arada hissettiren bu filmi izlemek için daha fazla geç kalmamalısınız.Uyumsuz gözüken fakat birbirini tamamlayan Léon ve Mathilda ikilisinin yanında filmin bir başka önemli karakteri olarak Léon’un çok sevdiği saksı bitkisini de saymamak olmaz tabii.

The Fifth Element | 1997

Luc Besson ve yine gelecekte geçen bir macera. 23. yüzyılda, şeytani güçler tarafından tehdit edilen evrenin tek ihtiyacı olan, beş bin yılda bir dünyaya dört elementin taşları (ateş, su, toprak ve hava) ile gelen Beşinci Element’tir. Beşinci Element, düşman Mangalores tarafından yok edilince, bilim insanları onun DNA’sını taşıyan kusursuz Leeloo’yu yaratırlar. Renkli bir gelecek resmeden ve dünyayı kurtarma amacıyla kalkışılan olayları nefes kesici bir şekilde anlatan film, Bruce Willis, Gary Oldman, Ian Holm, Milla Jovovich ve Chris Tucker gibi oyuncuları buluşturuyordu.

Joan of Arc  | 1999

Besson, filmografisindeki bu önemli epik filmde, Fransız tarihinin en önemli kahramanlarından Jean d’Arc’ın hikayesini anlatmıştı. 1412’de, Yüz Yıl Savaşları sürdüğü sırada doğan ve bir kahramana dönüşen genç kadını Besson’un The Fifth Element’inde de rol almıl olan oyuncusu Milla Jovovich canlandırmış, filmde ayrıca John Malkovich, Faye Dunaway ve Dustin Hoffman gibi isimler de rol almıştı.

Angel-A | 2005

Her şeyini kaybetmiş, borca batmış ve ölüm tehditleri alan André, intihar etmek için Seine Nehri üzerindeki bir köprüye geldiğinde, benzer bir amaçla orada bulunan güzeller güzeli, uzun boylu Angel-A ile karşılaşır. Angel-A nehre atladığında André hiç düşünmeden asıl amacını unutarak onu kurtarır. Nehirden beraber ayrılan ikili, o geceyi André’nin hayatını düzeltmek için harcayacaktır. Luc Besson’un siyah-beyaz olarak çektiği film, Jamel Debbouze ile Rie Rasmussen’i buluşturuyordu.

Les aventures extraordinaires d’Adèle Blanc-sec | 2010

Besson, 2010’lu yıllara, Jacques Tardi’nin çizgi romanından uyarlanan bu filmle başlamıştı. 20. yüzyılın başında yaşayan roman yazarı Adèle Blanc-Sec’in çoğu fantastik maceralarına odaklanan filmde, kahramanımızı Louise Bourgoin canlandırırken, Fransız sinemasının önemli yüzlerinden Mathieu Amalric de oyuncular arasındaydı. Filmde Adèle Blanc-Sec bir Eski Mısır mumyasını bulup Paris’e götürme ve yeniden hayata döndürmenin peşindeydi.

The Family | 2013

Yönetmenin Lucy öncesi son filmi, birbirinden ilginç üyelerden oluşan Manzoni Ailesi’ne odaklanan The Family olmuştu. Mafyanın önemli isimleri arasında yer alan aile, tanık koruma programı kapsamında Normandiya’ya yerleştiriliyor, fakat eski alışkanlıklarından kolayca vazgeçemedikleri için dikkat çekmemeyi ve başlarını belaya sokmamayı beceremiyorlardı. Robert De Niro, Michelle Pfeiffer ve Tommy Lee Jones gibi usta oyuncuların yer aldığı kadrosuyla dikkat çeken The Family, iyi bir mafya komedisiydi.

Hazırlayan: Emre Eminoğlu

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN