Dijital platformlarda hangi birini takip edeceğimizi şaşırdığımız içeriklerin arasına her geçen gün yenileri eklenmeye devam ediyor. Meltem Bozoflu’nun yazıp yönettiği; başrollerini Nehir Erdoğan, Yiğit Özşener ile Nezaket Erden’in paylaştığı ve yapımını BKM’nin üstlendiği “Mira” da çok kısa süre önce HBO Max’te seyirciyle buluştu. 10 yıllık evliliği kocasının boşanma talebiyle hiç beklemediği bir şekilde alt üst olan Mira’nın kendini yeniden inşa etme yolculuğunu ekrana getiren dizi; sempatik yönü ve eğlenceli hikayesinin yanı sıra kadın-erkek ilişkileri üzerine de düşündüren bir yapıya sahip. Ben de bu vesileyle bir başkasına duyulan maddi bağımlılık, sosyal baskılar ve ayrılık sonrası yeniden başlayabilme cesaretini tema alan diziye dair merak ettiklerimi sevgili Meltem Bozoflu’ya yönelterek yaratım süreci, karakterler ve günümüz ilişkilerine dair konuşma fırsatı buldum. Keyifli okumalar dilerim.

meltem-bozoflu
Meltem Bozoflu | Fotoğraf: Onur Onat

Senaryosunu yazıp yönettiğiniz Mira dizisi, kısa süre önce HBO Max’te yayımlanmaya başladı. Röportajımıza bununla ilgili duygu düşüncelerinizi öğrenerek başlamayı isterim.

Uzun yıllardır yönetmenlik yapsam da ilk kez kendi yazdığım bir projenin yönetmenliğini yaptım ve bunu kamera önü – arkası, şahane bir ekiple, keyifle ve uyumla gerçekleştirdiğimiz için şu an bunun şükrünü ve keyfini yaşamaktayım. Yerine başkasını hayal bile edemeyeceğim kadar müthiş bir şekilde rollerine hayat veren şahane oyuncular, her bir karesine son derece özenle emek veren müthiş bir ekip, bundan daha şanslı ne hissettirir bilemiyorum.

mira-afis
Mira (Afiş) | Afiş: HBO Max

Mira, “Her şey yolundaymış gibi” diyerek izleyici karşısına çıktı. Peki şu an sizin hayatınızda “her şey yolunda” mı yoksa “-mış gibi” mi ilerliyor? Bugünlerde dizi dışında hayatınızın odağındaki şeyler neler?

Üretmeye devam ettiğim müddetçe hayatımda her şey yolunda gidiyor diyebilirim. Çünkü hayat çokça kollardan aksa da merkezde her zaman bir ana damar oluyor, benim için merkezde sanatsal üretimler var ve şu an bunu aktif olarak yapabiliyor olmaktan dolayı çokça memnunum, mutluyum ve bunun sürekliliği için de çalışarak, kendimi geliştirmeye devam ederek kaynağı canlı tutmaya çalışıyorum.

Gelelim Mira dizisinin hikâye ve fikrinin zihninizde belirdiği o ilk ana. Mira’yı yazmaya neden ve nasıl karar verdiniz? Mira’nın dünden bugüne uzanan yolculuğu hangi aşamalardan geçti ve hikâyenin yazımı noktasında referans noktalarınız neler oldu?

Uzun bir süre, sevgili dramatik yazarlık hocam ve biricik dostum Erdem Avşar’dan yazarlık dersleri aldım, hatta hala da fırsat buldukça devam ediyoruz.  Bir şeyde ustalaşmak istiyorsanız, öğrenmenin ve pratik yapmaya devam etmenin sonu yok biliyorsunuz. İşte bu derslere paralel olarak pratik yaparken Mira isminde, benim hayatımdan da izler taşıyan bir karakter belirdi. Benim de kayıplar yaşadığım bir dönemdi ve onlar üzerine düşünürken Mira’yı bu yas evrelerinin içine attım ve yasın ağırlığını komediyle hafifletmeye çalıştım. Mira’nın hikâyesinin altındaki zeminde yasın beş evresi akmakta, referans noktam bu beş evre oldu.

mira-11
Mira | Fotoğraf: HBO Max

Dizinin odağında, 44 yaşında olan ve 10 yıllık evliliği kocasının boşanma talebiyle hiç beklemediği bir şekilde altüst olan Mira karakteri var. Diziyi henüz izlemeye başlayan ve yakın zamanda izleyecek okurlarımız için Mira’yı daha yakından anlatabilir misiniz?

Mira maalesef ki kendine yatırım yapmayı uzunca bir süredir es geçmiş bir karakter. Hayat onu omuzlarından tutup tekrar kendi içine fırlattığında, Mira bir süreliğine sudan çıkmış balığa dönüyor, e biraz da dürtüsel bir karakter olduğu için hatalar yapıyor, çokça bocalıyor ama neyse ki aynı zamanda inatçı da biri olduğu için düştükçe ayağa kalkmaya devam ediyor.

10 yıllık evliliğinin sona ermesinden sonra Mira bir anda büyük bir boşluğun içinde buluyor kendini. Bu durum dizide karşımıza bir “kayıp” ve ardından yaşanan “yas” süreci olarak çıkıyor. Evliliğin veya bir ilişkinin bitmesi, özellikle ülkemizde bireyin toplum nezdindeki varlığını nasıl değiştiriyor? Boşanmak/ayrılmak toplumuzda hâlâ bir tabu mu sizce?

Evlilik büyük bir maddi ve manevi yatırım, herhangi bir sevgililik ilişkisinden böyle bir farkı var. Hayatınızın geri kalanında evlilik devam ettiği müddetçe birbirinize gönüllü bir şekilde maddi, manevi bakım vereceğinize dair bir anlaşma yapıyorsunuz. Bu bireylerin olgunlaşması için çok önemli bir deneyim sahası olabileceği gibi bazen de tam tersi daha da çocuklaştıran negatif bir konfor alanına dönüşebiliyor. Üstelik bir de bu yatırımı yapacağınızı topluma ilan edip onları da bu anlaşmaya şahit kılıyorsunuz. Bir gün bu anlaşmayı bozmak istediğinizde de bu şahitlik, başkalarının da bu kararda söz sahibi olmaya hakkı varmış gibi bir yanılsama yaratıyor ve bu bitirme kararında, zaten oldukça duygusal bir süreçten geçen çiftlere fazladan bir yük bindiriyor. Bunun bir gün bitirilebilecek bir anlaşma olduğunu göz ardı etmek tabu olarak görülmesine sebep olsa da artık eskiye göre boşanmalar çok daha rastlanır olduğu için, bu tabunun yıkılmaya başladığını düşünüyorum. Ama bu tabu yıkılırken evliliğin değerli ve özel bir yapı olduğu bilinci de belki biraz zarar görmüş olabilir. Oysa bence sorun evliliğin kendisinde değil, bir gün cayılabilir bir anlaşma olabileceğini birey ya da toplum olarak kabul edip edemeyişimizde.

mira-5
Mira | Fotoğraf: HBO Max

Dizide ayrılan bir evli çiftten kadın karakterin hikâyesine odaklanıyoruz. Bu noktada seyirciler olarak da Mira’yı her geçen bölüm daha yakından tanıyacağız. Dizinin hem senaristi hem de yönetmeni olarak Mira karakterinin yaratım süreci sizin için ne kadar kolay ya da zorlayıcı oldu?

Benim Mira’yı yazarkenki niyetim ve odağım bu işin hem kendime, hem de bir gün hayata geçerse, izleyenlere iyi gelecek olmasıydı. Bu sebeple çok zorlandığımı söyleyemem, zorlanmaktan ziyade yazdıkça ferahladım desem yeridir, Mira’yı yazmak bana iyi geldi, izleyenlere de öyle gelirse baştaki niyet tamamıyla sonucuna ulaşmış olacak.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 24 Şubat’ta yayımladığı 2025 evlenme ve boşanma istatistiklerine göre geçen yıl her üç evlilikten biri evliliğin ilk beş yılında, her beş evlilikten biri ise evliliğin ilk 6-10 yılı içinde sona ermiş. 2025’te Türkiye genelinde evlenen çift sayısı 552 bin 237’ye gerilerken, boşanan çift sayısı 193 bin 793’e yükselmiş. Bu da geçen yıl ilan edilen “Aile Yılı” ile son derece ironik bir durum oluşturuyor. Keza son yıllarda evlenme yaşının da hem erkek hem de kadınlarda yükselişine devam etmesi dikkatlerden kaçmıyor. Tüm bu çıktıları da göz önünde bulundurduğumuzda, günümüz evliliklerinin bu kırılgan yapısına dair neler söylemek istersiniz? Dizinin yaratım sürecinde boşanmalar ve nedenlerine dair ayrıntılı araştırmalar yaptınız veya uzman görüşlerine başvurdunuz mu?

Spesifik olarak boşanma konusu üzerine bir araştırma yapmış olmasam da, bu konu üzerine düşünmemi besleyecek çokça okumalar yaptım. İnsanın yaş evreleri ve bu evrelere bağlı olarak değişen düşünce paternleri var. Elbette bu benim yorumum ama evliliğin biraz daha olgun yaşlarda, daha kalıcı bir anlaşma olabileceği düşüncesindeyim. İnsanın tam da kendini yeni tanımaya başladığı ve kendine yatırım yapmakla ilgili en aktif olması gereken yıllarında yapılan genç yaş evlilikleri sonradan, yapılamamışlar listesinin baş suçlusu ilan edilebiliyor. Burada ne evlilik suçlu, ne de evliliği suçlu ilan eden çiftler. Belki de sadece bir zamanlama problemi söz konusu.

mira-10
Mira | Fotoğraf: HBO Max

Mira, boşanma sonrasında hiç hazırlıklı olmadığı yeni dünyasında ayakta kalmaya çalışan bir karakter. Bu süreç içinde de hem kendine yeniden bir yer açmanın hem de kim olduğunu keşfetmenin mücadelesine başlıyor. Mira bu mücadeleyi bilerek ve isteyerek mi yapıyor yoksa çevresinden alabileceği tepkilere karşı güçlü duruşunu sağlamlaştırmak amacıyla zorunluktan mı?

Mira’nın ayakta durma çabası, başlarda çevreye karşı kuyruğu dik tutma motivasyonuyla olsa da, sonraları kendi ayakları üzerinde durabilmenin getirdiği özsaygıyı ve güveni deneyimleyince artık bu mecburiyetten ziyade bir tercihe dönüşmeye başlıyor. Kendini tekrar hatırlamaya ve tanımaya başladıkça da hayatının merkezine yerleşiyor.

Dizide tema olarak bir başkasına duyulan maddi bağımlılık, sosyal baskılar ve ayrılık sonrası yeniden başlayabilme cesaretini görüyoruz. Senaryoyu yazmadan önce ve yazmaya devam ederken bu kavramlara olan bakış açınızda değişimler hissettiniz mi?

Aslında bakış açımı yansıtmak odaklı bu kavramları konu edindim demem daha doğru olur. Çünkü şu ana kadar çokça tekrarlamış olsam da yine aynı yere vurgu yapacağım: Kişinin kendine yaptığı maddi – manevi yatırım çok önemli. Evlilikler sanki bu yatırımı artık çok da yapmak zorunda değilmişiz, hatta bunu kendimizden önce eşimiz, çocuğumuz, yani ailenin diğer üyelerine yapmalıymışız gibi bir yanılsama yaratabiliyor. Yanılsama diyorum çünkü aslında bence evliliğin ideali tam tersi olsa gerek. Kendimize bu yatırımları yaparken bir güç birliği sağlama, destek alma, sürecin yükünü paylaşma, karşılıklı bakım verme ve bu esnada kişilerin kendilerine yaptıkları yatırımların bereketini birlikte zevk edebilme anlaşması.

mira-3
Mira | Fotoğraf: HBO Max

Dizinin izlediğim ilk bölümlerinde zihnime kazınan repliklerden en dikkat çekeni Melis’in “Yalnızlık korkusu ne kadar güçlü bir his. Böyle bir korku olmasa belki insanlar hiç evlenmezdi.” ve akabinde Mira’nın sarf ettiği “Halbuki evlilik en büyük yalnızlık.” cümleleri oldu. Günümüz modern insanının, bireyselleşmenin giderek arttığı bir dünyada yalnızlık korkusu yaşadığını düşünüyor musunuz?

Mira, bu cümlenin devamında “En azından benimki öyleymiş.” diyor. Yani kendi kişisel deneyimlerimizden yola çıkarak kesin yargılarda bulunmak çok doğru olmayabilir çünkü bir gün biri çıkar ve o da kendi deneyimi sebebiyle tam aksini iddia edebilir. Burada prensipler devreye giriyor. Yani evliliğin prensiplerini doğru anlar ve uygularsak, yalnız hissetmekten ziyade, yalnızlığın ilacı da olabilir. Keza, bireyleşmenin prensiplerini de iyi anlarsak, yalnızlık gibi bir semptoma sebep olmaktan ziyade yalnızlığın ilacı da olabilir. Kavramsal olarak bireyleşmenin içeriğinde yalnızlığın çağrıştırdığı dışlanmışlık ve bütünden kopuş değil de, tam tersi kendi bütünlüğünü oluşturarak, kişinin öz kaynağına ulaşıp özgürleşmesi var. Bireyselliğin, kendine hizmetin bereketinin bütüne, topluma taştığı, evrensel ilkelere bağlı, kendiyle ve toplumla barışık yaşayabilen bir varoluş şekli olduğunu düşündüğüm için bu varoluş şekliyle yalnızlık kavramı biraz çelişik duyuluyor. En azından birey olabilmiş birinin yalnızlığının bir dert değil, seçili bir zevk olabileceğini düşündüğümü söyleyebilirim.

mira-13
Mira | Fotoğraf: HBO Max

Peki Mira’yı üç kelime ile anlatacak olsanız onu nasıl tanımlarsınız?

Safiyane, dürtüsel, deneyimsiz.

Dizinin başrollerini Nehir Erdoğan, Yiğit Özşener ve Nezaket Erden paylaşıyor ve üçü de hikâyenin ve karakterinin sınırlarını genişleten performanslarıyla kendilerini keyifle izletiyor. Mira’ya hayata veren Nehir Erdoğan’ın karakterini bütünüyle yaşayan oyunculuğu, Melis rolünde izlediğimiz Nezaket Erden’in kardeş rolündeki bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi ve Polat olarak dizide yer alan Yiğit Özşener’in ilk bölümler itibarıyla nispeten kısıtlı süresine rağmen Mira’nın hayatındaki dönüştürücü etkisi dizinin adeta üç sacayağı oluyor. Bu üç başarılı oyuncuyla birlikte çalışmak sizin için nasıl bir deneyim oldu?

Kelimenin tam anlamıyla benim için zevk ve onurdu. Üçü de hayranlık duyduğum ve birlikte çalışırken hayranlığımın daha da arttığı şahane oyuncular. Yazarken hayal ettiklerim onların elinden tekrar üretilince sonuç hayalimin çok daha ötesine geçti. Ve ayrıca büyük bir lütuf olarak gördüğüm bir şey var ki insan olarak da hayat boyu hayatımda var olmalarını isteyeceğim kişilerle birlikte bir ürün ortaya koymuş olduk. Bu iş bana üç tane dost kazandırdı ve hayatımda üç tane daha şahane insan tanımama sebep oldu. Onları düşündükçe kalbime yayılan sıcaklık Mira’nın bana büyük bir hediyesidir, minnettarım.

mira-9
Mira | Fotoğraf: HBO Max

Mira’nın her bölümü yaklaşık 30-35 dakikalık nispeten kısa denebilecek bir süreye sahip olsa da olay örgüsü, ritmi ve karakter gelişimi adına son derece tatmin edici bir çizgide ilerliyor. Tekrara düşmeyen, seyirciyi her an akışta tutan ve sonraki bölüme dair merak duygusunu da diri tutan bir dizi yaratmak, dikkat sürelerinin artık saniyelere kadar düştüğü bugünün dünyasında ne kadar zor?

Ne kadar hız çağında da olsak, insanların alışkanlıkları buna göre şekilleniyor da olsa, diğer taraftan da bu durum tam karşıtına olan ihtiyacı karşımıza çıkarıyor. Her şey bu kadar hızlıyken biraz yavaşlamaya ihtiyacımız oluyor ya da hakikat bu kadar belirsizken bir şeylerin hakiki olduğuna güvenmeye. Mira’nın hızı belki dikkat süremizin alıştığından farklı ama samimi. Samimiyet tüm ritimlerin üstünde ihtiyacımız olan bir hissi bize verebilir.

Bugün dijital platformlarda ikili ilişkilere dair üretilmiş, yenileri üretilen ve pek çoğu da yaratılacak birçok hikâye mevcut. Mira’yı sizin gözünüzde en değerli kılan ve izleyicisini elinde tutma gücünü veren faktör nedir?

Samimiyeti, içinde çokça iyilik ve umut olması, başımıza gelen olumsuzlukların yükünü hafifletmeye dair bir bakış açısı taşıması.

mira-14
Mira | Fotoğraf: HBO Max

Mira konusu itibarıyla yetişkinliğe adım atan her bireyi yakalama potansiyeli yüksek bir dizi. Hiç kuşku yok ki bu da dizinin farklı kuşaklar tarafından takip edilmesini mümkün kılıyor. Farklı yaş gruplarını içine alan bu kapsayıcılığın üzerinizde “anlaşılamama” hissiyatı gibi baskı yarattığı anlar oldu mu hiç?

Bunlar üzerine hiç düşünmedim, olsa olsa kimin seveceğine dair değil de, sevilesi bir iş olabilmesine dair bir motivasyon taşıdığımı söyleyebilirim.

Son olarak Mira dizisini izleyecek ve Mira ile tanışacak olan izleyiciler için vereceğiniz mesajla röportajımızı noktalayabiliriz.

Kendimizi sevmekten ve kendimizden vazgeçmeyelim.

Kapak Fotoğrafı: Onur Onat

İlginizi çekebilir: Sine Magger’dan Güncel İzleme Listemiz