“Ah kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya”
Gülten Akın

Bu sefer detay bir tweetten çıkageldi. Peşinden ise acılı hikayeleri bana sürükledi.

Sanatçıların intiharı ya da yakınlarının intiharını yaşamış sanatçıların sanatı… Hikayelerini okuduktan sonra gerçek acıya bu kadar yakın olduklarından mı bilmem ama daha derin dokunur oldu eserleri.

Kara, kapalı bir gündü. Havadan olsa gerek intihar hikayaleri peşi sıra beni buldu.

Önce Can Bonomo’nun bir tweetinde Şair Nilgün Marmara‘nın adını duydum. “90’lı yıllarda doğmuş olsaydı, net manitamdı.” yazmıştı. Daha önce bu ismi duymamıştım, merak ettim googleladım.

1958 yılında İstanbul’da doğmuş, büyümüş, 19 yaşından itibaren yazmaya başlamış ve Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı’nı bitirmiş. Bitirme tezinde ise Sylvia Plath üzerine incelemeler yapmış.

Nilgün Marmara’nın hakkında derin incelemeler yaptığı Şair ve Yazar Sylvia Plath’ın hayatını, ünlü oyuncu  Gwyneth Paltrow’un kendisini canlandırdığı “Sylvia” filminden bilirsiniz belki. 1932 yılında Amerika’da doğan, ilk yayınlanmış şiirini 8 yaşında yazan ve ömrü hayatı boyunca manik-depresif bozuklukla boğuşan şair, henüz 30 yaşındayken uyuyan iki çocuğunun yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, kafasını fırının içine sokarak gerçekleştirdiği 3. intihar girişiminde hayata veda etmiş.

Sylvia Plath’ın hayatına son verdiği ev aslında hayata dair umutlarının yeşerdiği yermiş. Zira şair, her şeyin kötü gittiğini düşündüğü bir dönemde Londra’da kiraladığı bu evin eskiden İrlandalı Şair William Butler Yeats‘e ait olduğunu öğrendiğinde bunun iyiye işaret olduğunu düşünmüş. Fakat bilmediği şey, Yeats’in de bu evde intihar girişiminde bulunduğu gerçeğiymiş…

Bu tercih edilen son bulaşıcı mıdır bilinmez, Plath’ın kendini öldürmesine en büyük neden olarak görülen ve evlilikleri sırasında kendisini aldatan eşi Ted Hughes, Plath’ı aldattığı sevgilisi ile daha sonrasında evlenmiş ve bir çocukları olmuş. Fakat Plath’ın ölümünden 6 yıl sonra, yeni eşi de çocuklarıyla birlikte intihar ederek ölmüş ve hatta Plath’ın profesör olan oğlu Nicholas Hughes 47 yaşında kendini asarak intihar etmiş ve hayatına son vermiştir.

Yeniden yatağa girip örtüyü tepeme kadar çektim. ama bu bile ışığı tam önlemeyince başımı yastığın altındaki karanlığa gömüp gece olduğunu farz ettim. Kalkacaktım da ne olacaktı sanki. Olmasını beklediğim hiçbir şey yoktu.” (Sylvia Plath – Sırça Fanus kitabından)

i know the bottom, she says
i know it with my great taproot:
it is what you fear
i do not fear it: i have been there.” (Sylvia Plath)

dibi biliyorum diyor
en kalın köklerimle onu yokluyorum
siz ondan korkarsınız
ben korkmuyorum,daha önce dibe vurdum” (Sylvia Plath)

Şair Nilgün Marmara’nın yaşamıyla ilgili pek bilgi yok. 12 Eylül 1980 darbesi döneminde Boğaziçi’nde öğrenci olan ve sol düşünceye yakın şair, 1982 yılında Endüstri Mühendisi Kağan Önal ile tanışmış, 84’te evlenmiş. Ece Ayhan, Cemal Süreya, Edip Cansever, Tomris Uyar, İlhan Berk, Cezmi Ersöz, Orhan Alkaya, Küçük İskender gibi edebiyatçılarla evindeki toplantılarda bir araya gelen şair, eşinin işi nedeniyle bir süre Libya’da yaşamış fakat baskıcı ülkede yaşamaya dayanamamış ve Türkiye’ye dönmüşler.

Döndükten sonra psikolojisi giderek kötüleşmiş. Başvurduğu psikiyatrlar okumaya ve yazmaya ara vermesini söyleyip ilaç vermişler fakat şair onları dinlememiş ve yalnızlığa ve içkisine gömülmüş.

13 Ekim 1987’de, henüz 29 yaşındayken, evlerinin beşinci katından atlayarak intihar etmiş. Çığlık bile atmadığı söylenen şair, ölümünden sonra “Kırmızı Kahverengi Defter” adıyla yayınlanan günlüğüne “Hayatın neresinden dönülse kârdır” diye yazmış.

Çocukluğu ve yaşamıyla ilgili pek fazla bilgiye sahip olmadığımız Marmara’nın şiirlerine ve yaşamına etki eden sanatçıları Şubat ayında Milliyet Sanat’tan Aslı E. Perker incelemişti. “Sylvia Plath’ın Şairliğinin İntihar Bağlamında Analizi” adlı okul tezinde Nilgün Marmara, “Umarım intiharında da sanatındaki kadar başarlı bir kadının analizini yapabilme konusunda başarısız olmam.” yazmış önsöze. Bu tezi yazarken bir tek bilimsel kaynaktan bile yaralanmadığını farkeden Perker, buradan yola çıkarak, tezin aslında Marmara’nın kendi düşüncelerini barındırdığını vurguluyordu. Cemal Süreya ise Nilgün Marmara’nın ölümünün ardından “Bu dünyayı başka bir dünyanın bekleme odası gibi görüyordu.” demişti.

Ne zamandır ertelediğim her acı,
Çıt çıkarıyor artık, başlıyor yeni bir ezgi
-bu şiir-
Sendelerken yaşamım ve bilinmez yönlerim,
Dost kalmak zorundayım bana ve 
sizlere! (Nilgün Marmara)

Sylvia Plath’ın ölümü Türk Edebiyatı’nda Nilgün Marmara’nın kaybına sebep olmuştu belki de. Ve belki de kendi sonlarının yakınlığını bildikleri için bu kadar keskin ve net bir şekilde acılarını yazmışlardı…

Kafamdan bu cümleler geçerken playlistimde Duman şarkıları çalmaya başladı. Bu sene Rock’n Coke’ta sayısını bilmediğim sefer grubu dinlerken, Kaan Tangöze‘nin her zamankinden daha dağılmış olan haline pek üzülmüştüm. Bu hikayalerin üzerine şarkılar gelince, Kaan’ın acı hikayesi ne acaba? diye düşündüm. Sanki başına gelenleri biliyormuşum gibi…

Birçok yerde hikayesi farklı farklı anlatılmıştı, süzebildiğim kadarını aktarayım: 2002 yılında Kaan Tangöze ile eski Türkiye güzeli/İç Mimar Ahu Paşakay‘ın 4 yıllık beraberlikleri varmış. O sene, çok ufak bir nedenden olduğu söylenen, bir tartışma yaşamış ve küsmüşler. Bir süre sonra Duman’ın yeni albümünün Kemancı’daki tanıtım gecesinde onun için şarkılarını söyleyen Kaan’ın gözleri Ahu’yu aramış, fakat kendisi konsere gelmemiş. Konserde olan bir arkadaşı cep telefonuyla performansları ona dinletiyormuş. Sıra Kaan’ın kendisine yazdığı ve en sevdiği şarkı olan “Bal”a geldiğinde Ahu Paşakay evinde kendini asarak intihar etmiş ve 26 yaşında hayatına son vermiş.

Olayı ertesi sabah öğrenen Kaan Tangöze, 15 gün boyunca odasından çıkmamış ve kimseyle konuşmamış. Ve o tarihten sonra Bal şarkısını sadece bir kere, açıkhava konserinde, elleriyle gökyüzünü gösterip sırtını seyirciye dönerek, ağlayarak  söylemiş.

Ahu Paşakay’ın intiharında ailevi sorunlarının payı olduğu söyleniyor ama giden gittikten sonra nedenin pek de önemi yok sanırım.

Kaan Tangöze bu acı olaydan sonra Ahu Paşakay için bir çok şarkısını bestelemiş ve hala albüm yazılarında kendisini anarmış. Fakat yaşadığı intihar acısı bununla kalmamış, 2008 yılında yakın arkadaşı Tevfik Gökhan Baransel, yaşadığı binanın 7.katından atlayarak hayatına son vermiş.

Bu olaydan bir hafta sonra yapılan Duman konserinde, Ahu için yazdığı Haberin Yok Ölüyorum adlı şarkıyı bu sefer arkadaşı Gökhan için söyleyen Kaan Tangöze, yine gözyaşları içinde, sırtını seyirciye dönüp gökyüzünü işaret etmiş.

Bir gün içinde bütün bu acı hikayeler nasıl karşıma çıkıverdi bilmiyorum ama eserleri okurken, dinlerken, seyrederken arkasında yatan yaşanmışlıkları ve gerçek acıya bu kadar yakın olduklarını bilmek daha derinden dokunmalarına neden oldu.

Sahnede kendini kaybeden bir solist gördüğümüzde alkolden değil de acıdan olduğunu bilmek, yaşamın güzelliğiyle ilgili bir şiir okurken, şairin aslında kısa ve öz güzellikten bahsettiğini bilmek ve bir şarkıyı dinlerken, onun aslında bu dünyadan giden sevgili için söylendiğini bilmek…

***

Bir içli Farid Farjad eseri dinlemeliyim şimdi…

Sahi, onun hikayesi neydi?

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?