Mine Nur Şen ile: Yıldız Oyunu Üzerine
Yıldız, beş kişilik bir ailede yaşayan bir muhabbet kuşu. Bir gün evden kaçıyor. İzleyici olarak onun gördüklerini, duyduklarını, dahil olduklarını, yanından geçip gittiklerini ve bir yere ait olmak için verdiği anlam mücadelelerini izliyoruz. Yıldız, hikâyeyi izleyen, paylaşan ve sürükleyen bir karakter. Bir parka tünemiş Yıldız, gelene geçene sesleniyor. Her şeyle ilk kez temas ediyormuş gibi yaşayan Yıldız, kendince yollarla yaşama dahil olmaya çalışıyor. Kendisini duyan, dinleyen ve gören herkesi peşinden sürüklemeyi biliyor. Ben de izleyici olarak bu sürüklenme hissine kapılanlardan oldum. Kolektif bir üretim sürecinin sonucunda sahneye aktarılmış “Yıldız” oyununun yaratım ve sahneleme sürecine dair merak ettiklerimi, oyunculuğun yanında metin geliştirme ve dekor tasarımı kısmında da yer alan Mine Nur Şen‘e sordum.

“Yıldız” oyununuzla geçtiğimiz yıl Afife Tiyatro Ödülleri’nde Yılın En Başarılı Genç Kuşak Sanatçısı, Direklerarası Tiyatro Ödülleri ve Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri’nde Tek Kişilik Performans ödüllerinin sahibi oldunuz. Henüz kariyerinizin başında sayılırsınız. Ödüller sanatçılara yolculuklarına düşünmeye dair bir kapı aralar. Yolculuğunuza baktığınızda şu an nasıl bir noktadasınız? Ve bu noktada geleceğe dair nasıl hayaller kuruyorsunuz?
“Yıldız” benim için çok özel bir yere sahipti en başından beri. Sadece benim için öyle olmadığını görmüş oldum aslında. Bu da yaptığım işi sahiplenme konusunda güç verdi. İnsan biliyor belki de bir yerlerde, kendi güvendiği ve yapmak istediği şeyin kıymetli olduğunu. Sizin de dediğiniz gibi henüz kariyerimin çok başında olduğum için o iç sese güvenmek o kadar da kolay olmuyor tabii. Bu süreçten öğrendiğim tam da bu oldu: Kendi yaptığın işe sahip çıkmak. Bunu yapabilmek için de öncelikle yaptığın işten sen memnun olmalısın. Ancak o zaman dürüst ve samimi bir paylaşım gerçekleşebiliyor. Geleceğe dair hayallerimde de kendiyle hesaplaşması olan dürüst hikâyelerle buluşmak var. Bunun yolu sahneden, beyaz perdeden veya ekrandan geçebilir.
Sanat konusunda üretim yapmak her alanda sürekli bir mücadele gerektiriyor. Zihinsel ve fiziksel motivasyonunuzu nasıl koruyorsunuz? Oyunculuğun dışında dâhil olduğunuz, size güç veren alanlar nereler?
Hayat o kadar senden bağımsız ilerliyor ki! Elimden geleni yapıyorum sadece, yapmak istediğim şeyi iyi yapmaya çalışıyorum. Ve bu kadarı kâfi gibi geliyor bana. Kendimi sanat alanında üretim yapma mücadelesi veren biri olarak algılayamıyorum bu yüzden. Elbette böyle bakmak istersek dediğiniz doğru ama böyle bakmak hayata haksızlık gibi geliyor bana artık. Hayat veya yaptığımız iş mücadeleyi değil deneyimi çağırıyor. Beş sene önceki kendime de şunu derdim mesela: Bir sakin ol. Bu sıra çok yoğun çalışıyorum. O yüzden yalnız kaldığım anları iple çekiyorum. Yalnız kalmayı ve beni bambaşka dünyalara götüren romanlar okumayı seviyorum. Aslında sancılı bir dönemden geçiyorum. Bir geçiş gibi belki: Daha önce anlamı çok büyük olan şeylerin anlamsızlaştığı, farklı anlamların belirdiği. Bu da hem zor hem heyecan verici.

“Yıldız” oyununa dönelim isterim. Metinle karşılaşmanız ne zaman ve nasıl oldu? Projeye nasıl dahil oldunuz?
2023’te Zorlu PSM atölye kapsamında kısa oyun olarak sergilenmişti Yıldız. O zaman ismi “Miras”tı. Audition göndererek dahil olmuştum ekibe. Kısa halini çok sevdik sergilendiğinde. Daha uzun bir hikâyeye dönüşse Yıldız neler yaşar, nelerle karşılaşır üzerine düşünmeye başladık. Kısa oyunu uzatmak düşündüğümüzden daha zormuş. Bir ara yapamayacağımızı düşünüp dağıldık hatta. Tam olarak içimize sinmiyordu bir şeyler içerik bağlamında, anlattığımız şeye ikna olamıyorduk. Belki de zamanı değilmiş diyorum dönüp baktığımda. Çünkü sonrasında Yıldız’ın da dediği gibi her şey olması gerektiği gibi oldu. Deniz’le buluşmaya başladık. Metin üzerine çok kafa yorduk. Artalan kolektif ile yollarımız kesişti. Anıl Can Beydilli, Aslı Candaş, Deniz Dursun, ben ve Yaşam Özlem Gülseven’in da dâhil olduğu masa başı çalışma dönemimiz başladı. İşte o sırada anlatmak istediğimiz şeyler belirginleşmeye ve formunu bulmaya başladı.
Oyunda oyunculuk yapmanın dışında metin geliştirme ve dekor tasarımı kısmında da görev almışsınız. Oyunun kolektif olarak büyüme hikâyesi nasıl oldu? “Yıldız”, nasıl bir masa başı ve prova sürecinden sonra hayat buldu? Süreç oyunculuk konusunda size nasıl bir alan sağladı?
Bahsettiğim gibi oyunu sahnelemeye başladığımız ana kadar alıştığımız yolların dışında farklı üretme biçimlerini denedik. Bunu tercih ettik desem yalan olur, süreç böyle gelişti. Neye ihtiyaç varsa ekipteki herkes yapabildiğini ortaya koydu. Provaya başlamadan önce yaklaşık iki ay masa başında hikâye ve metin üzerine çalıştık. Bu çalışma Anıl, Deniz, Aslı, Yaşam ve benim için çok önemli bir eşikti bence. Çünkü Anıl ve Yaşam’la ilk kez çalışıyorduk. Onların ve Artalan’ın nasıl çalıştığını görmek, ortak bir dil yakalamak açısından çok iyi oldu bizim için. Provaya başladığımızda birbirimizi ve işe yaklaşımımızı biliyorduk artık. Bunda Anıl’ın yönetmen olarak durduğu yeri çok kıymetli buluyorum. Onunla çalışmak çok konforluydu. Ona çok güveniyordum. O da bana güvendi ve oyuncu olarak bana çok özgür bir alan bıraktı. Çok şey deneyebildim. Malzeme üretme konusunda özgür hissettiğim için provada üzerine düşüneceğimiz çok şey ortaya çıkabildi böylece.
Yıldız, beş kişilik bir ailede yaşayan bir muhabbet kuşu. Bir gün evden kaçıyor. İzleyici olarak onun gördüklerini, duyduklarını, dâhil olduklarını, yanından geçip gittiklerini ve bir yere ait olmak için verdiği anlam mücadelelerini izliyoruz. Yıldız, hikâyeyi izleyen, paylaşan ve sürükleyen bir karakter. Aslında bu yanıyla her an tetikte ve gözlem halinde. Oyunculuk da her an tetikte ve gözlem halinde olmayı gerektirebilecek bir alan. Oyunun bu yapısı sizi ne şekilde besledi? Oyuna hazırlanırken nasıl bir gözlem ve çalışma süreciniz oldu?
Bu bir anlatı oyunu. Benim için böyle oyunlarda kıymetli olan hikâyeyi seyirciyle paylaşma halini deneyimleyebilmek. Yıldız’da da bunu araştırdım kendimde: Hikâyeyi seyirciyle paylaşma aracısı olmak ve hem kendimi hem seyirciyi oyunun içinde tutabilmek… Sahnede bir oyuncu ve bir dekor var. Bu imkânı az gibi gözüken durumu avantaja çevirme potansiyeli vardı. O da hayal gücü. Ben hayal ettikçe seyircinin de hayal dünyasında bir şeyler belirmeye başlıyor, belki benim hayal ettiklerimin de ötesinde şeyler. Ben sıkılırsam seyirci de sıkılıyor. Benim için önemliyse seyirci için de önemli oluyor. Bu oyuncu olarak büyük bir deneyim benim için. Provada da daha çok anlatmak istediğimiz şeylerle ve benim anlatma halimle ilgilendik. Rejiyi, hareket tasarımını, ışığı, dekoru buna hizmet edecek şekilde kullandık.
Bir kuşun hikâyesine sahnede hayat vermek için bedensel ve zihinsel olarak nasıl bir metodolojiyle çalışma yürüttünüz?
Nasıl oldu bilmiyorum ama Yıldız’ın kuş olmasına takılmadım ben o kadar. O “biri”ydi. İnsan değil ama biri. O yüzden hikâyesi ve bu hikâyeyi yaşama biçimiydi benim için ilgi çekici olan ve çalışmak istediğim. Dünyaya dair bir fikri olmayan bir canlı olarak her şeyle ilk kez temas edişi oyuncu olarak çok heyecan verici bir çalışma alanıydı mesela. Bizler için çok basit olan bazı şeyler onun için çok mühim. Bunun bizde de bir karşılığı var ama artık günlük hayatımızda öyle yaşamadığımız, belki hatırlamadığımız, ilkel yanımızda kalan bir şeyleri hatırlatıyor Yıldız. Bana da çok şey hissettiriyor bu yüzden ve bunun bedensel karşılığını ararken bedenimi özgür kıldığımda beni de şaşırtan bir sürü imkân açığa çıktı.
Parklar, ağaçlar, sokaklar ve evler… Kent ve kente dair unsurlar da anlatıda önemli bir yer tutuyor. Kentle bir oyuncu olarak nasıl bir ilişkiniz kuruyorsunuz? Kentin varlığı Yıldız’ın hikâyesine nasıl bir zemin sunuyor sizce?
Yıldız bir muhabbet kuşu ve varoluşu gereği arada kalmış biri. Ne doğasında yaşayabiliyor ne de içinde doğduğu insan evinde. Kente de böyle yaklaşmaya çalıştık. Dramaturgumuz Yaşam, bir mekân olarak parkı dramaturjik çerçeveyi belirlerken araç olarak kullandı. Parklar da şehrin içinde ama doğanın parçası gibi de hissettiren arada kalmış kamusal alanlar. Ne birinin evi, ne de uçsuz bucaksız bir orman. Bu ara hal Yıldız’ın içinde bulunduğu durumla örtüşüyor bize göre. Geçtiğimiz yaz Yıldız’ı Ankara’nın altı farklı parkında oynadık. O kadar büyüleyici bir deneyimdi ki. Gerçekten bir kuş parka konmuş ve gelene geçene hikâyesini anlatıyor gibiydi. Kentten de bağımsız değil, ben hikâyeyi anlatırken parkta çekirdek kola satanlar bu sefer seyircilere satıyor çekirdeği, yan tarafta düğün salonunda birileri evleniyor Yıldız da Hande Yener’le dans ediyor hikâyeyi anlatırken, vızır vızır arabalar geçiyor bir yerlerden. Yani oyunda hayalimizde canlandırdığımız birçok durum ve daha fazlası parklarda oynarken gerçek oldu. Ben üniversite için İstanbul’a gelene kadar Samsun’da yaşadım. İstanbul gibi bir kentin gerçekliğiyle sert bir karşılaşmam oldu yani. Bana o dönemleri hatırlatıyor Yıldız. İstanbul’da her şey çok büyük ve karışık gelirdi gözüme o zamanlar. Ama şimdi yaşamayı öğrendim, o karmaşanın bir parçası gibi hissediyorum hatta. Şehir akarken onunla beraber akma hissini çok seviyorum.
Yıldız, tek kişilik bir oyun ama oldukça kalabalık bir his bırakıyor izleyicide. Evinden çıkıp dışardaki yaşama karıştığı için her şeyle ilk defa karşılaşıyor. Bu şaşkınlıkla öğrenerek ve alışarak büyütüyor hikâyesini. Metnin barındırdığı bu yapı sizin için nasıl bir keşif alanı sağladı?
Sizin de dediğiniz gibi öğreniyor ve alışıyor. Bizim için çok basit ve hatta komik gibi gözüken toplu taşımayı çözdüm demesi onun karnını doyurmasını sağlıyor. İnsanlardan öğrendiği şeyleri insanlar üzerinde kullanarak hayatta kalmanın yollarını arıyor. Ya da kuşlardan öğrendiği şeylerle doğasına dair şeyler keşfediyor. Şaşkınlığı, korkusu, zekâsı, kendini kabul ettirmesi, yer edinme çabası ve daha birçok şey bir saatlik bir oyun gerçekliğinde yaşanıyor. Benim de hissettiğim ve belki de uzun yıllara yayılmış ve hala devam eden keşfetme sürecimi bir saatlik bir dilimde gerçek kılmak, bunu her oyun tekrar tekrar yapmak garip ve çok güzel bir deneyim. Tadını çıkarmak kalıyor bana sadece.
“Kaybolmak için mi gittin, bulunmak için mi? Mutlu insanlar nerede yaşar? Peki mutlu kuşlar nerede yaşar? Mutlu bir Yıldız nerede yaşar?” gibi birçok soru barındırıyor metin. Aslında bu sorular her gün gündelik yaşamımızda kendimize sorduğumuz ya da sorabileceğimiz sorular. Yıldız oyunu bu konuda size cevaplar ya da yeni sorular kattı mı?
Bu sorular değildi belki ama genel olarak sorulara cevap aradığım bir dönemde başladı Yıldız’ın süreci. Oyun bana cevaplardan çok bu sorularla kalmayı ve devam etmeyi öğretti sanırım. Yıldız’ın yaptığı da bu. Ait hissettiği bir yer bulmak isterken ait hissettiği yeri aramak daha önemli hale geliyor onun için. Soruların büyük cevapları yok sanki, geçici cevapları var. Sorular bizimle olmaya devam devam ediyor ve bu güzel…
Kapak Fotoğrafı: Ayten Çelik
İlginizi çekebilir: Halil Şimşek’ten Ada Kasabası Oyuncuları ile Sohbet

Enes Kudu 









Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!