Mısır Kovası Savaşları: Dijital Çağda Sinemanın Kurtuluş Reçetesi
Özellikle Covid-19 pandemisi ile birlikte sinema tüketicisi doğal olarak dijital platformlara ağırlık verince, bu durum bir zorunluluktan çok, konforlu ve popüler bir etkinliğe evrildi. Sinema endüstrisi bu durumdan büyük darbe almış olsa da günümüzdeki dijitale yenilmeyi biraz sürdürdü. İzleyicilerin evinin konforunda dilediği zaman, dilediği yerde birden fazla alternatifin olduğu dijital dizi ve film platformlarına yönelmesi, en büyük film şirketlerini dijital platformlarla yapım anlaşması imzalamaya itiyor. Ayrıca oyuncular da kazanç ve çalışma koşulları yüzünden dijital projelerde yer almayı daha cazip buluyor, senaristler dijitale özel içerik üretiyor. Ancak son dönemlerde dünya sinema endüstrisini canlandıracak yeni bir strateji revaçta: The Popcorn Bucket Wars.
Dijital devlerle yarışamayacak hale gelen sinema endüstrisi, “the popcorn bucket wars” yani “mısır kovası savaşları” hamlesi ile yeniden ayağa kalkacağı bir çağa ulaşacak gibi duruyor. Artık filmin kendisinin bile insanları sinemaya götürmeye yetmediği günümüzde stüdyoların fark ettiği şu oldu: Koleksiyon değeri olan film lisanslı eşyalarını kısıtlı süre için sinemaya izleyicisinin sahip olmasını sağlamak ve bunu bir deneyim pazarlaması haline getirmek.
Benzer stratejiyi aslında Harry Potter ve Felsefe Taşı filmi ile görmüştük. İçinde bulunduğu dönemde benzer bir pazarlama endişesi taşımasa da Harry Potter gibi bir kültleşmiş seçkiye sahip bir yapım için hazırlanan çok basit bir nesne, Felsefe Taşı Bardakları; en az film kadar dünya çapında dikkat çekmiş ve ilk gösterim dönemlerinde satış rekorları kırmıştı. Ama bu akımın asıl patladığı zamanların Barbie ve Dune 2 filmleri ile olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz.
2023 yılında Barbie filmi izleyicisinin milyonlara ulaşması bir tesadüf değildi. Doğru PR hamleleri ile dijitalde zirveyi oynayan yapımlara rağmen küresel çapta izleyiciyi kendine çekmeyi başardı ve filmin lisanslı eşyaları en az film kadar konuşuldu. Işıklı sinema salonları, Barbie dolabı şeklinde popcorn kutuları yapıldı. Barbie cosplay deneyim alanları yaratıldı. Yine benzer bir etkiyi, çok konuşulan Dune 2 filmi için de gördük. Çok konuşulsa da filmden önce satın alınan kum solucanı şeklinde mısır kovaları bir koleksiyon parçası haline geldi. “Ben de oradaydım” demenin ve görünürlüğün çok önemli olduğu bir çağda insanlar sadece o filme gitmek ve filmden bir anıyla ayrılmak değil; bir “deneyim” satın almak ve sadece salonda bulabilecekleri lisanslı eşyaları sosyal medya platformlarında paylaşarak bu akımın bir parçası olmak istediler. Bu da milyonluk bedava reklam demek. Ayrıca stüdyolar doğru PR hamlesiyle lisanslı eşyalarını ve deneyim merkezlerini kısıtlı süre ile izleyiciye sunduklarından, bu durum izleyici için müthiş bir FOMO yaratıyor. İnsanlar bu psikolojik etki ile sinema salonlarına sürükleniyor ve film başlamadan saatler öncesinden bu sosyal kanıtları satın almak için kuyruğa girmekten çekinmiyorlar.
Yakında vizyona girecek olan The Devil Wears Prada 2 ve Michael filmleri için de aynı endüstriyel hamlenin geleceğini söylemek yüzde yüz mümkün. Her iki film nesne görsellerinin medyaya sızması bu durumu doğruluyor. Peki bu iki film için neler projekte edildi?
Filmin moda unsurlarını öne çıkararak tasarlanan kırmızı el çantası şeklinde popcorn kovaları ve film temalı özel bardaklar serinin ikinci filmi için oldukça çekici bir pazarlama stratejisi. Hatta sınırlı sayıda siyah topuklu ayakkabı şeklinde bardaklar ve ikonik Runway dergi lisanslı ürünlerinin de ilk gösterimde koltuklarda yer alacağı da konuşulanlar arasında.
ABD’li sinema zinciri Cinemark’ın Michael filmi için popcorn’ların ikonik siyah şapkada olacağı ve filmin görsellerinin yer aldığı büyük boy içecek bardaklarının hatta ikonik beyaz eldiven bardak tutucularının, sınırlı sayıda izleyiciye sunulacağı da medyada yerini almaya başladı. Michael Jackson hayran kitlesinin bu motivasyonla salonlara koşacağını şimdiden söylemek mümkün.
Peki bu hamleler geçici bir canlanma mı yaratıyor yoksa endüstri için sürdürülebilir bir hamle mi? Aslında bu stratejiler doğru yapımlar için kullanıldığında bir fırsat. Çünkü lisanslı ürünler “geleceğin antika parçaları” arasında yerini alabilir ve bir çok yapım için sosyal medyada paylaşım akımı oluşturduğundan dijital bir ayak izi gibidir. Ama her film “zorlama bir tasarımla” gelirse, değerini kaybeden bir üretime ve tüketici yorgunluğuna dönüşmekten kurtulamaz gibi görünüyor.
Kapak Fotoğrafı: Pinterest
İlginizi çekebilir: Ece Yılmaz’dan Sinemada Neden Patlamış Mısır Yeriz?

Özge Bal 










Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!