Moskova Devlet Akademik Klasik Bale Tiyatrosu, 25-26-27 Kasım tarihlerinde Maslak TİM Center’da Kuğu Gölü balesini izleyicilerle buluşturdu. Baş balerin ise Bolshoi balesinin önemli isimlerinden olan Diana Kosyreva.

4f7144b0fa98ac7d222ed2e3d4a60772

25 Kasım Cuma akşamı, uzun zamandır hayalini kurduğum ve çocukluğumdan beri hayranı olduğum bir baleyi izleme şansı buldum. Aslında geçtiğimiz aralık ayında St. Petersburg Balesi’nin ülkemizde bu baleyi sergilemesi bekleniyordu; fakat Rusya ve Türkiye arasındaki ilişkilerin gerilmesi nedeniyle gösteri önce mart ayına ertelendi, daha sonra ise iptal edildi. Büyük bir hayal kırıklığına uğramakla birlikte baleyi izleme şansı bulacağım günü iple çekerken Moskova Devlet Balesi’nin ülkemize geldiğini öğrenince çok mutlu oldum. Maslak Tim Center’da gerçekleşen gösteri hakkındaki yorumlarımı daha sonraya bırakarak öncelikle Kuğu Gölü balesi hakkında biraz konuşmak istiyorum.

Kuğu Gölü’nün tam metninin kime ait olduğu bilinmemekle birlikte eserin bugün sergilendiği halini besteleyen kişi, Fındıkkıran ve Uyuyan Güzel gibi hayran olduğum diğer iki balenin de bestecisi olan Tchaikovsky. Eserin ilk kez sahneye konulduğu yer Moskova’daki Bolshoi Tiyatrosu, sergileyen ise 1776 yılında kurulan ve dünyanın sayılı balelerinden hatta belki de en iyi balesi olan Bolshoi Balesi.

Eserin konusu ise hemen herkesin bildiği üzere bir iyi kuğu, bir kötü kuğu ve bir prense dair. Yakışıklı ve şımarık prensimiz Siegfried’in bir gece karşılaştığı kuğu sürüsünün içindeki saf ve güzel kuğu olan Odette’i görmesiyle olaylar zinciri başlıyor. Kendisine ve diğer arkadaşlarına kötü kalpli büyücü Von Rothbart tarafından büyü yapıldığını, gündüzleri kuğu, geceleri insan haline dönüştüklerini anlatan Odette, daha önce hiç aşık olmamış birinin kendisine aşık olmasıyla birlikte büyünün kalkacağını söyler. Bunun akabinde (büyük bir sürpriz yaratarak!) prens ve Odette birbirlerine aşık olurlar; fakat kötü büyücünün göle gelmesiyle ayrılmak zorunda kalırlar.

Aradan kısa bir süre geçtikten sonra şımarık prensimizin annesi olan kraliçe, oğlunun uslanması için kendisine uygun bir gelin adayı aramaya başlar ve birçok prensesi saraya davet ederek oğluna gösterir. Tam bu esnada kötü büyücü, saraya kendisi gibi büyücü olan kızıyla giriş yapar. Büyü nedeniyle büyücünün kızı Odette’in tıpatıp aynısıdır ve prens onu Odette zanneder. İşte kötü kuğumuz Odile tam olarak bu kızdır. Prensin Odette sanarak sadakat ve bağlılık yeminleri ettiği Odile, prens ve Odette arasındaki aşkı yok etmeyi hedeflemektedir. Prensin kendisine ihanet ettiğini öğrenen Odette ise o an ölmeye hazırdır.

Tam bu noktada baleye dair söylenmesi gereken önemli bir bilgi: Kuğu Gölü’nün tek ve kesin bir versiyonu yok. Eseri sergileyen her bale, ana hatlara bağlı kalmak şartıyla kendi koreografisini ve dolayısıyla kendi sonunu yazmakta özgür. Bundan dolayı Kuğu Gölü’nün kaderinin sergilendiği bale tarafından yazıldığını söylemek yanlış olmaz. Kiminde Odette prensi affediyor ve büyü kalkıyor – böylelikle mutlu sona kavuşuyorlar, kiminde Odette ölüyor ve prens bu acıyla yaşamaya devam ediyor, kimindeyse hem prens hem Odette ölüyor ve cennette kavuşuyorlar. Mutsuz sonların daha ilgi çekici olduğuna inanmakla beraber hem prensin hem Odette’in ölüp cennette kavuşarak sonsuzluğa adım attıkları ve diğer tüm kuğuların onların önünde saygı duruşuna geçtiği finalin de tüyler ürpertecek derecede etkileyici olduğunu söylemem gerek.

6314f-kugu-golu-balesi-uc-gun-boyunca-istanbulda-perde-diyecek

Bale hakkında eklenmesi gereken diğer önemli noktalardan biri ise yaygın uygulamaya göre Odette ve Odile’i aynı balerinin sergilemesi. Uzun yıllardır süregelen bu gelenek uyarınca baş balerin; kostüm, saç ve makyaj değişikleriyle iki kuğuyu da sahneye koyuyor; fakat tüm değişim bundan ibaret olmuyor. Baleyi izleyenlerin fark edeceği üzere iki kuğunun beden dili ve figürleri taban tabana zıt. Odette ne kadar yumuşak ve naifse Odile de bir o kadar hırçın ve sert. Bir balerinin bu iki karakteri ardarda sergilemesi ise şapka çıkartılması gereken bir başarı.

Kuğu Gölü’ne dair ikonik sayılabilecek bir diğer özellik; Odile tarafından sergilenen 32 fouettés. Balerinin hiç durmadan kendi etrafında ve tek ayağı üzerinde 32 kere dönüşünü anlatan bu hareket, Odile’in prensi kazandığını ilan eden bir zafer dansı niteliğinde. Nitekim bu dönüşlerde havada dönen ayağın bir kamçı misali hareket etmesi de Odile’in agresif ruhunu yansıtıyor diyebiliriz. Bir balerin için bu hareketi layığıyla sergilemenin en büyük başarılardan biri olduğunu söylemek ise hiç yanlış olmaz. Bana göre Odile’i Odile yapan ve hatta Odile’i favori kuğum yapan bu sahne, tüm bale içerisinde en sevdiğim bölümlerden biri.

Geçen akşamki Moskova Devlet Balesi gösterisinden bahsedecek olursam öncelikle beklentileri karşılayan bir gösteri olduğunu söylemeliyim. Dansçıların, özellikle de baş balerin olan Diana Kosyreva’nın performansı çok etkileyiciydi. Kendisi Bolshoi balesinin de önemli balerinlerinden biri olarak harika bir performans gösterdi. Nitekim bana göre bu balenin en zorlu ve en çok emek sarf edilen bölümlerinden biri olan Odile’in “32 fouettés en tournant” bölümünü ufak savrulmalar olsa da çok başarılı bir şekilde gerçekleştirdi. Benim için öne çıkan diğer bir performans ise Saray Soytarısı’na aitti. Özellikle sıçramalı ve dönüşlü hareketleri, karakterinin gerektiği şekilde çok atik ve dinamikti. Kendisini izlerken büyük keyif aldım.

Genel olarak gösteriyi beğenmiş olsam da birtakım ufak kusurlara da değinmek isterim. İlk eleştirim sahnenin yeterince büyük olmaması. Bu durum, her şeyin fazla iç içe, tabiri caizse “kompakt” şekilde gözükmesine neden oldu. Özellikle kalabalık sahnelerde (örneğin 24 kuğunun sahnede olduğu toplu sahnelerde) bende bir sıkışmışlık hissi uyandırdı. Daha geniş bir sahne alanında aynı bölümler izleyicide çok daha farklı bir etki uyandırabilirdi diye düşünüyorum. Öte yandan dekorun da zayıf olduğunu eklemeliyim. Böyle dramatik bir eserde, özellikle de göl sahnelerinde daha etkileyici bir arka plan beklerdim. Koreografi ve dansçılar harika olsa da bale bir bütün olduğu için ikincil önemdeki bu unsurların eksiklikleri, gösterinin etkileyiciliğini kötü yönde etkiledi.

Gösterinin sonu ise benim için tam anlamıyla bir sürpriz oldu. Yukarıda da bahsettiğim üzere her bale kendi sonunu kurguladığı için gösteriden önce de en merak ettiğim şey finalin nasıl olacağıydı. Bu anlamda Moskova Devlet Balesi beni şaşırtmayı başardı – sürprizi kaçırmamak adına finalle ilgili daha fazla yorumda bulunmaktan imtina ediyorum.

Ülkemize gelen bu önemli baleyi izlerken oldukça etkilendim ve keyif aldım. Kuğu Gölü meraklılarının kesinlikle kaçırmaması gereken bir bale!

Fotoğraflar: sumerhaber.com

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

FAVORİ YAZILAR