MUBI sunar: Koliler, Nesneler ve Şehrin Yeni Deneyimleri
Sofar İstanbul küratörü Merve Şanlı’nın davetiyle, kendimi bir akşamlığına kolilerin, nesnelerin ve taşınma hissinin ortasında buldum. MUBI Türkiye ve Sofar İstanbul’un Kolektif House Moda’da gerçekleştirdiği buluşma, Joachim Trier’in yeni filmi Sentimental Value etrafında şekilleniyordu. Fakat bu deneyimden aklımda kalan şey filmin kendisinden çok, manevi değer fikrinin kendisiydi. Sanatçılar bu temayı müziğe taşırken, biz de ister istemez hayatımızda neye ve neden değer verdiğimizi düşünmeye başladık. Ve gecenin sonunda şu basit soru bizimle kaldı: Bazı şeyleri neden bırakamayız?
Bu noktada MUBI Sunar’a küçük bir parantez açmak istiyorum. Bu seriyi bir süredir ilgiyle takip ediyorum. Dijital bir platformun ekran başındaki deneyimi fiziksel dünyaya taşıma fikri bana her zaman ilginç gelmiştir. Film gösterimlerinden söyleşilere, kitap kulübü buluşmalarından MUBI Öğrenci Kulübü etkinliklerine uzanan bu seri, sinemayı yalnızca izlenen bir şey olmaktan çıkarıp ortak bir deneyime dönüştürmeye çalışıyor. Sentimental Value için Sofar İstanbul ile bir araya geldikleri bu akşam da bunun güzel bir örneğiydi. Daha önce yazdığım Sofar İstanbul deneyiminde de bahsettiğim o samimi atmosfer, bu kez MUBI’nin kurduğu sinema evreniyle buluşuyordu.
Kolektif House Moda’ya girer girmez filmin atmosferi kurulmuştu. Mekâna yerleştirilen koliler ve ev hissi, bir etkinlikten çok yarım kalmış bir taşınmanın içinden geçiyormuş hissi yaratıyordu. Sanki herkes kısa süreliğine kendi hayatından çıkıp başka birinin hafızasına misafir olmuştu. Mekân seçimi de bu yüzden isabetliydi; Kolektif House’un mimarisi ve iç mekân dili, filmin merkezindeki o hafızaya yüklenmiş ev atmosferini şaşırtıcı derecede hatırlatıyordu. Bir noktada etkinliğin içinde değil de filmin içinden geçen bir sahnenin içinde dolaşıyormuş hissine kapıldım.
Etkinliğe dair sevdiğim detaylardan biri de katılımcılardan yanlarında manevi değeri olan bir nesne getirmelerinin istenmesiydi. Küçük bir detay gibi görünüyordu ama bir noktadan sonra insan kendini ister istemez düşünürken buluyordu. Değer dediğimiz şey çoğu zaman büyük olaylarda değil; bir kutunun dibinde unutulan eşyalarda, yıllardır saklanan notlarda ya da neden hâlâ atamadığımız o anlamsız görünen nesnelerde saklı.
Akşamın devamında ise müzik devreye girdi. Sofar İstanbul’un bu buluşma için bir araya getirdiği üç farklı ses, Sevda Deniz Karalı, Yaren Eren Budak ve Alicia Kapudağ, Sentimental Value’dan ilham alan ve bu geceye özel hazırladıkları performansları paylaştılar. Filmin hafıza, aidiyet ve manevi değer temaları müziğin içine de sızmıştı; böylece etkinlik yalnızca bir film etrafında konuşulan bir buluşma olmaktan çıkıp ortak bir duygu alanına dönüştü.
Sanatçılar arasında akşamdan benimle en çok kalan isim ise Alicia oldu. Müzikal başarısından çok, sahneyle kurduğu ilişki dikkatimi çekti. Orada bulunmaktan keyif aldığı belliydi. İzleyiciyi etkilemeye çalışan bir performanstansa yaptığı şeyle gerçekten bağ kurmuş bir insan izliyordum. Son dönemde birçok etkinlikte karşılaştığım o görünür olma telaşının aksine, Alicia’nın sahnesinde rahatlatıcı bir sadelik vardı. Belki de bu yüzden performansın teknik tarafı değil, yarattığı his aklımda kaldı.
Şehir son yıllarda deneyim üretmeyi çok seviyor. Ama bazen en iyi deneyimler, zaten bildiği bir şeyi yeniden hatırlatanlar oluyor sanırım. O akşam da biraz öyleydi. Bir film bahanesiyle bir araya geldik ama hepimiz benzer duygularla oradan ayrıldık.
Sanırım MUBI Sunar’ın en sevdiğim tarafı bu. Bir filmi yalnızca izletmek yerine, onu gündelik hayatın içine taşıması. Ekran karşısında başlayan bir hikâyeyi bir mekâna, bir sohbete, bir nesneye ya da bir müzik performansına dönüştürmesi. Gerçekten akılda kalan deneyimler hâlâ az. Bu yüzden MUBI Sunar’ın sonraki duraklarını merak etmeye devam edeceğim.
Kapak Fotoğrafı: Yiğit Şişmanoğlu
İlginizi çekebilir: Sine Magger’dan Film Önerileri


Tuğçe Işık 











Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!