Mükemmel kadın beklentisi… Geçmişten beri süregelen, kadını kendi dışında herkes tarafından belirlenen keskin güzellik tanımlarının içine hapseden, yıkıcı bir olgu. Günümüz dünyasında da varlığını korumaya devam ediyor; bazen bir sohbet esnasında, bazen uzaktan şahit olduğumuz bir olayda, bazense her ne yaşanıyorsa kendimizi tam ortasında bulduğumuzda, ama her gün bir şekilde rastlıyoruz bu beklentiye. Bugün, fotogerçekçilik akımının Türkiye’deki ilk temsilcilerinden Nur Koçak’ın, SALT Beyoğlu ve SALT Galata’da ziyarete açılanMutluluk Resimlerimiz” adlı sergisinin bizleri doldurduğu ilhamla yola çıkıyoruz, kendisinin ‘Fetiş Nesneler’ ve ‘Nesne Kadınlar’ adlı serileri aracılığıyla bizlere aktarmak istediklerini inceliyoruz. 

Nur Koçak, adeta bir fotoğraf karesi gibi duran resimler yaratma fikri üzerine kurulu olan, pop art sanat akımının devamı niteliğindeki fotogerçekçilik akımının ülkemizdeki ilk temsilcilerinden biri. “Mutluluk Resimlerimiz” sergisi de, merkezine tam da bu nesnel yaklaşımı alarak kadın dergilerinden Hollywood sinemasına popüler kültürün yaygınlaşmasını ve tüketim toplumunun kendisini eleştirel bir gözle sorgulayan, belgesel niteliğinde bir sergi.

Nur Koçak’ın 1960’lar ile 2010’lar arasındaki desenleri ve resim serilerinden oluşan sergide yer alan Fetiş Nesneler (1974-1988) adlı seri, kadın güzellik ürünleri ve arkasındaki mükemmel kadın beklentisi arasındaki ilişkiye odaklanıyor. “Fetiş nesne” kavramının; karşı cinse ait, saplantılı bir biçimde cinsel coşku uyandıran obje anlamına geliyor oluşundan yola çıkarak, Koçak’ın bu seride tırnak cilası, ruj ve parfüm gibi tüketim nesnelerinden esinlenerek, bu nesnelerin geçmişten bugüne toplum tarafından konumlandırılma biçimlerini eleştirel bir gözle sorguladığını söylemek mümkün.

Televizyon programları, gazeteler, dergiler, sosyal medya kanalları derken, ‘her daim kusursuz ve muhteşem görünen kadın profilleri’ ile çevreleniyoruz. Günün birçok anında karşımızda beliren bu güçlü imgeler, şüphesiz ki beraberinde yine kusursuz ve muhteşem görünümler vadeden envai çeşit güzellik ürününü getiriyor. Bu ürünlerin odak noktasında ise, “gittiğiniz her yerde arkanızda imzanızı bırakın” vaadi ile adeta tanrılaştırılan parfümler var. Nur Koçak’ın foto-realist tekniğe göre oluşturduğu ve “sanat pratiğinin miladı” olarak nitelediği, 1974 tarihli Vivre [Yaşamak] ya da Fetiş Nesne 1, adlı eser tam olarak bunu yansıtıyor. Koçak, kadın güzellik ürünlerini işlevlerinden kopararak anıtsal boyutlarda tuvale aktarıyor.

Sergide yer alan Nesne Kadınlar (1975-1979) adlı seride ise, sanatçının kadın dergilerindeki reklam fotoğraflarından yola çıkarak kadın bedenine ait stereotiplere odaklandığını görüyoruz. Bu stereotipler nasıl belirleniyor derseniz, başladığımız yere geri dönmemiz gerekir; medyada yaratılan ve sürekli değişen, ideal kadın imgeleri aracılığıyla. Bu idealin bir yansıması olmak için birbiri ardına geçirilen estetik operasyonlar, neden ve nasıl’ını anlamadan hayata geçirilen diyetler de cabası. Peki ya sonuç? Özgüvensizliğe dayalı bir kısır döngü. Kendi görüntüsünden mutlu olmayan kadın bedeninde neler değiştirebileceği odaklı yaşıyor, kendi görüntüsünde yaptığı değişikliklerin onu sürekli olarak maruz bırakıldığı ideal kadın profiline yaklaştırdığı yanılsaması ile geçici bir süreliğine mutlu oluyor. Fazla uzun sürmeyen bu mutluluk hali, bir süre sonra yerini tatminsizlik duygularına bırakıyor. İçine girilen yeni bir memnuniyetsizlik labirenti, kadının özgüvenine kendi elleriyle indirdiği bir darbe daha.

Aynı seride yer alan Kırmızı ve Siyah (1976) ve Hommage à Vasarely [Vasarely’ye Saygı] (1977) gibi çalışmalar da iç çamaşırı, mayo ve bikini reklamlarındaki yüzü gözükmeyen, anonim kadın imgesine odaklanıyor. Her iki seride de Paris’te devlet bursuyla resim eğitimi alırken takip ettiği kadın dergilerinden görsel unsurları kullanan sanatçı, böylece kadın bedeninin metalaştırılmasını vurguluyor.

Nur Koçak’ın yüzüne yer verdiği tek “arzu nesnesi” kadın ise Türkiye sinemasının ilk yıldız oyuncusu Cahide Sonku. Kendisinin tiyatro oyunlarından fotoğraflar ve filmlerden karelerinden yola çıkarak yaratılan Cahide’nin Öyküsü (1996-2006) serisinde, Sonku’nun Hollywood yıldızlarını andıran bağımsız duruşuyla şöhret bulduğu 1935’li yıllardan fazlasıyla itibarsızlaştırıldığı hayatının son dönemlerine olan yolculuğu konu alınıyor. Serideki renk tercihleri, oyuncuya dair algının zamanla değişimine dikkat çekiyor; pembe ve mor başarıları ve görünümüyle adından sıkça söz ettirdiği gençlik yıllarının, mavi ve tonlarıysa film sektöründen koparak özel hayatıyla tek tük haberlere konu olduğu yorgunluk yıllarının temsili.

Feminist bakış açısına sahip üretimleriyle kadın kimliğinin yok sayıldığı noktalarda farkındalık yaratmayı hedefleyen Nur Koçak’ın bu özel sergisini, 29 Aralık’a kadar SALT Beyoğlu ve SALT Galata’da ziyaret edebilirsiniz.

Sergiyle ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN