Decollage Art Space’in gelenekselleşen sergi serisi “ODAK 2025”, bu yıl “Yansıma” teması etrafında şekilleniyor. Sergi, yansımaları birer eylem olarak ele alıyor; görünmeyeni tartışmaya açıyor ve hem maddi hem toplumsal yapıları yeniden sorgulamamızı sağlıyor. Benlik ile dünya, görünen ile saklı olan arasında kurulan bu sürekli ilişki, sanat aracılığıyla yeniden yorumlanmayı bekliyor. 1 Mart’a dek ziyaret edilebilecek sergiyi sanatçılar arasında yer alan İrem Esra Gökalp, Umut Kartal ve Ezgi Özkılıç’tan dinledim.

umut-kartal
Umut Kartal

“Yansıma” kavramı sizin için bu sergide hangi anlam katmanlarını taşıyor? Kişisel pratiğinizde nasıl karşılık buluyor?

İrem Esra Gökalp: Benim için “yansıma”, yüzeyde görünen bir tekrar değil; beden, bellek ve bilinç arasında kurulan bir dolaşım hâli. Bu sergide yansıma, görünür olan kadar görünmeyeni de içeriyor. Bedenin taşıdığı izler, bastırılmış deneyimler ve zihinsel katmanlar bu yansımanın parçası. Kişisel pratiğimde ise yansıma, varlığın kendine dönerek dönüşmesi ve kendini yeniden üretmesiyle ilgili. Yani bir sabitlikten çok, sürekli hâl değiştiren bir süreç olarak karşılık buluyor.

Umut Kartal: Yansıma benim için bu sergide tek bir görüntünün geri dönüşünden çok, spatyum dediğim zamansız bir alanda var olan farklı tekâmül ihtimallerini temsil ediyor. Resimlerimde yansıma, birbirine benzeyen ama hiçbir zaman tam olarak örtüşmeyen yaşamların, paralel evrenlerin izleri gibi ortaya çıkıyor. Kişisel pratiğimde bu durum, varoluşun tekil değil çoğul olduğuna dair bir arayışa karşılık geliyor.

Ezgi Özkılıç: Yansımayı, anlık ama sürekliliği olan bir karşılaşma olarak ele aldım. Dairesel form, hem fiziksel bir yüzey hem de zamansız bir eşik gibi çalışıyor. Yansıma burada bir görüntünün geri dönüşü değil; izleyicinin kendi konumunu, durduğu yeri fark etmesine neden olan bir an, bir döngü. Ve bu döngünün donmuş bir kesitini; akışın tam ortasında yakalanmış bir hâli temsil ediyor.

i%cc%87rem-esra-gokalp
İrem Esra Gökalp

Sergi metninde yansımanın yalnızca optik değil, toplumsal bir müzakere alanı olduğu vurgulanıyor. Bu yaklaşım üretiminize nasıl yansıdı?

İrem Esra Gökalp: Bu vurgu üretim sürecimde oldukça belirleyiciydi. Yansımayı bireysel bir içe dönüşten ziyade, bedenin toplumsal normlar, güç ilişkileri ve görünürlük rejimleri içinde nasıl konumlandığıyla birlikte düşündüm. Beden burada yalnızca kendine bakan bir özne değil; aynı zamanda bakılan, şekillendirilen ve müzakere edilen bir alan. Üretimimde figürün parçalanması ve net bir kimliğe sabitlenmemesi, bu toplumsal müzakerenin görsel karşılıkları olarak ortaya çıktı. Böylece yansıma, tekil bir özdeşlik kurmaktan çok, aidiyet, temsil ve dışlanma arasında gidip gelen bir süreç hâline geldi.

Umut Kartal: Bu yaklaşım, üretimimde bireysel deneyimin tek başına kapanmadığı, izleyiciyle ve kolektif hafızayla temas eden bir alana dönüşmesini sağladı. Kendi iç dünyamdan yola çıkıyorum ama işler, izleyicinin bakışıyla tamamlanıyor. Yansıma bu noktada sadece görülen değil, karşılıklı olarak kurulan bir ilişkiye dönüşüyor.

Ezgi Özkılıç: Bu eserde yansımayı, izleyiciyle kurulan fiziksel ve zihinsel bir temas alanı olarak düşündüm. Dairenin açıklığı ve balığın konumu, tek bir bakış noktasını dayatmıyor; izleyiciyi etrafında dolaşmaya, farklı açılardan ilişki kurmaya davet ediyor. Bu da yansımayı bireysel bir deneyimden çıkarıp, ortak bir algı alanına taşıyor. “Moment”, izleyicinin kendi deneyimini esere eklediği, sessiz bir müzakere alanı olarak var oluyor.

Görünen ile saklı olan arasındaki ilişkiyi işlerinizde hangi yollarla tartışmaya açıyorsunuz?

İrem Esra Gökalp: Görünen ile saklı olan arasındaki ilişkiyi, bedeni tam ve sabit bir form olarak sunmaktan özellikle kaçınarak tartışmaya açıyorum. Figürlerdeki silinmeler, parçalı olma hali ve netleşmeyen yüzeyler, saklı olanın tamamen açığa çıkmayan ama sürekli kendini hissettiren varlığına işaret ediyor. Bu belirsizlik alanı benim için önemli; çünkü saklı olan çoğu zaman görünenden daha belirleyici. İşlerimde izleyici, gördüğüyle yetinmek yerine eksik olanı, bastırılanı ya da geride kalanı düşünmeye davet ediliyor. Böylece görünürlük, mutlak bir açıklık değil; her zaman bir kaybı ve boşluğu da içinde barındıran bir hâl olarak ele alınıyor.

Umut Kartal: Görünen ve saklı olan arasındaki ilişkiyi netlikten kaçınarak, üst üste binen formlar ve tekrar eden imgelerle kuruyorum. Resimlerde bazı şeyler açıkça ortada gibi dururken, aynı anda geri çekiliyor. İzleyiciye tamamlanmış bir cevap vermektense, sezgisel bir alan bırakmayı tercih ediyorum.

Ezgi Özkılıç: Görünen ve saklı olan arasındaki ilişkiyi, net sınırlar kurmaktan çok geçirgenlik üzerinden ele alıyorum. Akışkan formlar ve yarım bırakılmış detaylar; izleyiciye tamamlanmamış bir anlatı sunuyor. Bu da bakışı sadece görünenle sınırlı bırakmıyor, saklı olanın sezgisel olarak hissedilmesine alan açıyor. Benim için saklı olan, gizlenmiş değil; henüz dile gelmemiş bir hâl.

ezgi-ozkilic
Ezgi Özkılıç

Bu sergi kapsamında yansıma sizin için daha çok bir durum, bir eylem ya da bir sorgulama aracı mı?

İrem Esra Gökalp: Benim için yansıma bu sergi kapsamında tek bir kategoriye sığmıyor; hem bir durum, hem bir eylem, hem de bir sorgulama aracı olarak var oluyor. Bir durum çünkü bedenin zaten içinde bulunduğu parçalı ve geçişli hâli görünür kılıyor. Bir eylem çünkü öznenin kendine dönmesini, kendiyle temas kurmasını gerektiriyor. Ve bir sorgulama aracı çünkü görünürlük, aidiyet ve temsil gibi kavramları yeniden düşünmeye alan açıyor. Bu çok katmanlı yapı, yansımayı sabit bir kavram olmaktan çıkarıp, sürekli yeniden kurulan bir düşünme pratiğine dönüştürüyor.

Umut Kartal: Bu sergide yansıma benim için daha çok bir sorgulama aracı. Zamanın doğrusal akışını askıya alan, dejavu hissi yaratan ve “başka bir ihtimal mümkün mü?” sorusunu canlı tutan bir alan açıyor. Ne tamamen durağan ne de yalnızca eylemsel; sürekli genişleyen bir düşünme hâli.

Ezgi Özkılıç: Bu sergide yansıma benim için tek bir tanıma indirgenemeyecek bir kavram. Hem bir durum hem de bir sorgulama aracı. İzleyiciyi pasif bir bakıştan çıkarıp, kendi konumunu yeniden düşünmeye davet eden bir süreç olarak ele alıyorum. Yansıma burada bir eylemden çok, içinde kalınan bir hâl; izleyicinin bakışıyla tamamlanan bir deneyim.

umut-kartal2
Umut Kartal

İzleyicinin, işinizle karşılaştığında hangi tür bir farkındalık ya da içsel yansıma yaşamasını umuyorsunuz?

İrem Esra Gökalp: İzleyicinin işimle karşılaştığında net bir anlam ya da tek bir duyguya ulaşmasını değil, kısa bir duraksama yaşamasını umuyorum. O anda kendi bedeniyle, hafızasıyla ve bakma biçimiyle temas kurması benim için daha önemli. İşin sunduğu belirsizlik alanında, izleyicinin gördüğü şey kadar görmediklerini de fark etmesi; kendi görünürlük hâllerini, aidiyet duygusunu ya da bastırdığı düşünceleri sorgulaması benim için anlamlı. Bu içsel yansıma, cevaptan çok soruyla başlıyorsa, iş amacına ulaşmış oluyor.

Umut Kartal: İzleyicinin işlerle karşılaştığında tek bir anlam bulmasını değil, kendine ait bir tanıdıklık hissi yaşamasını umuyorum. Belki daha önce yaşanmış gibi gelen bir an, belki adını koyamadığı bir duygu… Eğer işlerim izleyicide kısa bir duraksama ve içsel bir yankı yaratıyorsa, amacına ulaşmış sayıyorum.

Ezgi Özkılıç: Japon mitolojisinde koi balıkları, akıntıya karşı yüzerek ejderhaya dönüşür. Eserimde bu anlatı, dönüşümün sürekliliği ve güçlenerek değişme hâli üzerinden var oluyor. İzleyicinin işle karşılaştığında hızlı bir anlam üretme çabasından ziyade, bedensel ve sezgisel bir duraklama yaşamasını önemsiyorum. Sürekli içinde bulunduğumuz döngüyü, sürüklenme hissini ve bu akışın içinden geçerek dönüşme olasılığını fark etmesini istiyorum. Eğer iş, izleyicide kısa bir duraksama, küçük bir içsel titreşim ya da sessiz bir soru bırakabiliyorsa, yansıma kendi amacına ulaşmış demektir.

Kapak Fotoğrafı Kaynağı: Umut Kartal

İlginizi çekebilir: Burcu Dimili’den Hasan Cem Araptarlı ile: “Kar: Bir Hikâyenin İlk Cümlesi” Üzerine