Bu sene Oscar En İyi Film Müziği ödülünü kimin alacağına dair bir tahminde bulunmak zor. Şahsi kanaatim, iki adayın, Britell ve Desplat’ın ön plana çıktığı yönünde. Bir tercihte bulunmam gerekirse Desplat’ın müziğini, yenilikçi tarzını, film ile uyumunu çok başarılı bulsam da Britell’in dramatik, akılda kalıcı, mütevazı ama teknik ve müzikalite açısından sağlam müziğinin yarım adım önde olduğunu ve dolayısıyla da ödülü almayı hakeden bir besteci olduğunu düşünüyorum.

Son iki senelik geleneği bozmuyorum ve 2019 Oscar Ödülleri’nde En İyi Orijinal Film Müziği Dalı’ndaki adayların kısa bir değerlendirmesini yapıyorum. Her bir adayı tek tek değerlendirmeye geçmeden önce genel bir değerlendirme yaptığımda, öncelikle geçen sene ile kıyaslandığında son derece zayıf bir liste ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebilirim. Farklı tarzlarda müzikler arasında ön plana çıkan bir favori yok; dolayısıyla ödülü kimin alacağını da tahmin etmek zor.

Desplat (10) ve Shaimen (7) listedeki en tecrübeli ve aday gediklisi isimler. Brittel ikinci kez aday olurken, diğer iki aday Goransson ve Blanchard ilk kez aday gösteriliyorlar. Üsluplara bakıldığında klasik tarzlar ve eklektik tarzların, yeni dönem film müziği estetiği ile eski okula ait yapıların bir arada olduğu bir çeşitliliğin söz konusu olduğunu görüyoruz.

Bu listede Suspiria ile Thom York’u da görmek isterdim. En azından Suspirium ile en iyi şarkı listesinde kendine bir yer bulmalıydı. York, filmin ilk çevrimde Argento filmlerinin ayrılmaz unsurlarından biri olan müziklerin dâhiyane yaratıcısı “Goblin” gibi büyük bir klasik yaratamıyor ama farklı tarzları denediği, film dışında da dinlenme derecesi yüksek bir yapıt ortaya koyuyor.

Gelelim tek tek 2019 adaylarına!

Ludwig Goransson – Black Panther

İsveçli genç besteci Creed I ve II ile sinema dünyasında tanınmaya başlandı. İlk kez Oscar’a aday gösterilen Goransson, filmin ruhuna uygun olarak Afrika etnik müziklerinin ritim ve melodik yapısından esinlenen, kimi zaman geleneksel film müziklerine, özellikle de orkestrasyon tarzına yaslanan eklektik, gösterişli-epik, ifade ve etki derecesi yüksek bir müzik ortaya koyuyor. Açık söylemek gerekirse kişisel tarzıma çok uzak bir tarza sahip olan müzikler film ile anlam kazanan, film dışında dinleme derecesi düşük ‘film müzikleri kategorisinde’ değerlendirilebilir. Bunda özellikle neredeyse hiç akılda kalan melodisi olmamasının büyük etkisi var. 

Terence Blanchard – BlackkKlansman

Terence Blanchard deyince herkesin aklına yine bir Spike Lee filmi olan ‘25th Hour’ için yaptığı efsanevi müzikler geliyor. Aslında çok önemli bir caz müzisyeni ve bir trompet virtüözü olan Blanchard, özellikle Spike Lee ile yaptığı işbirliğiyle film müziği alanına damgasını vurmuş. Şu ana kadar herhangi adaylık kazanamaması büyük bir eksiklik, daha doğrusu bence bir haksızlık olarak da yorumlanabilir. İtiraf etmek gerekir ki BlackkKlansman sanatıçının kariyerinin en iyisi değil; 25th Hour için yaptığı müziklerin çok gerisinde. Pop müzik, rock, funk, blues ile Amerikan Folk Müziği’ni harmanladığı ve özellikle de yaylıların kullanımıyla kimi anlarda geleneksel film müziği tarzına da gönderme yaptığı müzikler ile Blanchard filmin ruhu ile uyumlu bir yapıt ortaya koymuş. Teknik ve içerik açısından işini sağlam yapan bir film müziği. Filmin dramatik yapısını kuvvetlendiriyor ama onun ötesine geçemiyor. Akılda kalıcı, film bittikten sonra da dinlemek isteyeceğiniz bir müzik değil maalesef. 

Nicholas Britell – If Beale Street Could Talk

Britell, son yıllarda genç kuşağın en önde gelen film müziği bestecilerinden biri. Battle of Sexes, Succession (TV Dizisi), Free State of Jones, A Tale of Love and Darkness, The Big Shot ve Vice gibi son yıllarda adından söz ettiren filmlere müzik yapan Britell, 2017’de Moonlight ile ilk Oscar adaylığı kazanmıştı. Britell, genel olarak dramatik filmler için yaptığı dramatik müzikler ile tanınan bir besteci. Bu film için de aynı durum geçerli: Britell tıpkı Moonlight’da olduğu gibi içten, dramatik ve duygusal bir atmosfer yaratmayı başarmış. Farklı kaynaklardan etkilenen müziği, orkestrasyon ve yaylıların kullanımı ile geleneksel film müziği stilini de yansıtıyor ve müziğe aynı zamanda teknik bir olgunluk kazandırıyor. Melodik açıdan da akılda kalıcı iz bırakan müzikler, (özellikle de Eros) Britell’in sadece filmin atmosferini destekleyen değil, filmi seyrettikten sonra da bağımsız olarak dinlebilecek kalitede bir yapıt ortaya koyduğunu gösteriyor bize.  

Alexandre Desplat – Isle of Dogs

Alexandre Desplat, kuşağının en parlak birkaç film müziği bestecisi arasında yer alıyor. Muhtemelen aralarında benim de bulunduğum pek çok sinemasever için de birincisi. Toplamda 10. kez Oscar’a aday olan Desplat, 2015’de bir başka Wes Anderson filmi olan The Grand Budapest Hotel ve geçen sene de The Shape of Water ile 2 kez ödüle uzanmayı başarmıştı.

Desplat’ın bir film müzikleri bestecisi olarak en önemli özelliği filmde; konu, filmin geçtiği iklim, coğrafya ve anlatılan kültüre göre değişiklik yapabilmesi ve müziğinin farklı karakterlere bürünebilmesi ama bunu yaparken de her seferinde sağlam bir müzikalite ve teknik ile son derece olgun bir ifade yetkinliğine ulaşabilmesi. Isle of Dogs da bu anlamda tipik bir Desplat müziği: Taiko (Japon Davulu) kullanımı ile Japon etkisini sağlayan müzikler, filmin disütopik atmosferine uygun olarak basit ama ürkütücü ve akılda kalıcı bir ritim ve melodinin etrafında, yoğun vokal yanında başta saksafon olmak üzere az sayıda enstrüman kullanımı ile izleyicide ‘sonik’ ve yoğun duygular yaratmayı başarıyor. Filmin bir animasyon olmasından dolayı ona uygun olarak çocuk entrümanlarına benzer bir şekilde düdük ve flüt kullanımı da daha çok duygu ve atmosfer yaratmaya dayalı, çok geniş bir orkestrasyona dayanmayan müziklerin daha renkli olmasını sağlamış.

Desplat benzer bir tarzı, Anderson ile yaptığı önceki işbirliğinde de uygulamış ve The Grand Budapest Hotel için yaptığı müzik ile ilk Oscarı’nı kazanmıştı. Isle of Dogs, Desplat’ın en iyileri arasında yer almıyor kanımca ama zayıf bir listede şansı olabilir mi ve üst üste ikinci Oscar’ını alabilir mi?

Marc Shaiman – Mary Poppins Returns

Shaiman, Desplat ile listenin en tecrübeli ve tanınmış ismi. Bu, bestecinin 7. Oscar adaylığı. Shaiman ayrıca listedeki en geleneksel tarzı temsil ediyor. Besteci klasik Hollywood film müzikleri tarzının yaşayan en önemli temsilcilerinden. Şu ana kadar klasik Hollywood romantik komedileri (Sleepless in Seatle), popüler televizyon programları (Southpark), müzikaller (Glee) ile Oscar ve Tony Ödül Törenleri için yaptığı bestelerle tanınan besteci; Mary Poppins ile klasik Hollywood müzikalleri, büyük Walt Disney Prodüksiyonları’nın müzikal geleneğini devam ettiriyor. Film sonrasında dinleme derecesi düşük ama nostaljik bir hava solumak, klasik Hollywood ve Walt Disney’in ışıltısını müzikal olarak hissetmek için iyi bir örnek.

Tüm bu değerlendirmelerden sonra ödülü kimin alacağına dair bir tahminde bulunmak zor. Şahsi kanaatim, iki adayın, Britell ve Desplat’ın ön plana çıktığı yönünde. Bir tercihte bulunmam gerekirse Desplat’ın müziğinin yenilikçi tarzının film ile uyumunu çok başarılı bulsam da Britell’in dramatik, akılda kalıcı, mütevazı ama teknik ve müzikalite açısından sağlam müziğinin yarım adım önde olduğunu ve dolayısıyla da ödülü almayı hakeden besteci olduğunu düşünüyorum.  

İlginizi çekebilir: Emre Eminoğlu’dan Oscar Adayı Filmler ve Oscar Tahminleri

Tüm kategorilerdeki Oscar adaylarını görmek için tıklayın.

https://consequenceofsound.net/2019/02/oscars-2019-no-host/

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN