Medusa’ya Bakmak: Özlem Ertan’la Mitin, Travmanın ve Dönüşümün Hikâyesi
Medusa’nın bakışıyla ilk karşılaşmanızı hatırlıyor musunuz? Size ne hissettirdi? Ürperme mi? Kaderi yüzünden ona acıma mı? Küçük yaşlarda, onun sütuna oyulmuş yüzü ve yılan saçlarıyla ilk karşılaşmamda, taş olma ihtimalimi önlemek için; yandan, göz ucuyla ve asla çaktırmadan ona baktığımı hatırlıyorum. (Sizce de oldukça zekice bir önlem değil mi?) Arkeolog, yazar Özlem Ertan, Destek Yayınları etiketiyle okurla buluşan “Medusa ‘Bize Ne Mesaj Veriyor?’” isimli son kitabında arkeolojiden gelen gözlem gücünü psiko-mitolojinin çözümleyici derinliğiyle buluşturuyor ve Medusa’ya yeniden bakmamızı sağlıyor. Canavar anlatısından koruyucu bir simgeye, bir yarılmadan çok bir dönüşüme odaklanıyor. İstanbul’un görsel hafızasını ve Jung’un kavramlarını yan yana getiren kitap bittiğinde ise Medusa uzakta bir masal kahramanı olmaktan öteye geçiyor ve şehri adımlarken, bir film izlerken ve bazen aynaya baktığımızda bize eşlik ediyor. Athena’nın kalkanı ucundaki yılan saçlı baş bize ne söylüyor? Arkeolog, yazar Özlem Ertan ile konuştum.
Merhaba, öncelikli olarak sizin Medusa ile karşılaşmanızı merak ediyorum?
Kendimi bildiğimden beri antik kentlerde bulunmak beni çok mutlu ettiği için Medusa ile tanışmam da çocukluk dönemime tekabül ediyor. Malum Medusa hemen hemen tüm antik kentlerde karşımıza çıkan, sureti koruyucu bir tılsım olarak tapınakların, önemli yapıların ve lahitlerin üzerine işlenmiş mitolojik bir figür. Onun yaralı kadınlığın ifadesi olan öyküsü, dönüşümü ve yeniden doğuşu beni her daim derin düşüncelere sevk etti. Ancak Medusa öyküsünün arka planını, Analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung’la ve psiko-mitolojiyle tanıştıktan sonra tam anlamıyla idrak ettiğimi söyleyebilirim.
Medusa insanlığın ortak bilinçdışında, ki Jung buna Kolektif Bilinçdışı der, yer alan bir arketip. İçimizdeki yaralı, ötelenmiş, taşlaşmış ve tam da bu yüzden taşlaştıran bir dişil taraf. Yani Medusa sadece eski anlatıların bir unsuru değil, tüm mitolojik karakterler gibi insanlık deneyimlerinin bir parçası.

Baş kesme sembolü bir bitiş değil; koruyucu bir başlangıç. Mitlerde dönüm noktaları genellikle ölümle değil, dönüşümle gelir. Sizin için Medusa’nın hikâyesinde onu canavar olmaktan çıkarıp özneye dönüştüren o eşik nerede başlıyor?
Medusa’nın öyküsünde asıl kırılma, Hellen mitolojisinin en önemli kahramanlarından Perseus tarafından başının kesildiği an meydana gelir. Bu baş kesme sembolizmi Medusa’nın canavar olarak ölümünü ve koruyucu tılsım olarak yeniden doğuşunu müjdeler. Mitlerin çok katmanlı anlatılar olduğunu anımsadığımızda kafa kesme sembolizmi daha da önem kazanır.
Perseus ile Medusa’nın öyküsüne pek çok kişi aşinadır. Zeus ile ölümlü bir kadının oğlu olan Perseus, Medusa’nın başını kesmeye gider ve bu yolda tanrılardan yardım alır. Medusa’nın öyküsü ise bir hayli trajiktir. Tanrıça Athena’nın rahibesi olan ve tapınakta yaşayan güzel Medusa’ya denizlerin kudretli tanrısı Poseidon tecavüz eder. Athena, rahibesine yardım etmediği gibi “tapınağını kirlettiği” gerekçesiyle Medusa’yı gözlerine bakanı taş eden, başından saç yerine yılanlar çıkan bir canavara dönüştürür. Pek çok erkek, uzak bir diyara sürülen Medusa’yı öldürmeye gider, ama hepsi de taşa döner. Sonunda Perseus, Athena’dan aldığı kalkanı ayna gibi kullanarak, direkt gözlerine bakmadan Medusa’nın başını kesmeyi başarır. Sonrasında da Medusa’nın kesik başıyla bir canavara kurban edilmek üzere olan Prenses Andromeda’yı kurtarır ve düşmanlarını yok eder. Son noktada da kesik baş Athena’ya geri döner. Athena, Medusa’nın başını koruyucu bir tılsım olarak zırhına yerleştirir.
Bakın, bu sembolizmi güçlü bir hikâye ve psikomitolojik bakımdan da kuvvetli bir zemine sahip. İnsan, hayatı boyunca halden hale girer, yaşamının bir bölümünü bitirip, yeni bir aşamaya geçer. Medusa’nın başının kesilmesi böyle bir dönüşüm anının anlatısıdır. Medusa, kendisine biçilen canavarlık elbisesini Perseus aracılığıyla üstünden atıp, koruyucu olarak yeniden doğar.
Medusa Athena’nın gölgesi mi?
Gölge arketipi konusunda ise şunu söyleyebilirim: Psikomitolojik okumalarda mitteki tüm karakterler, başkahramanın psişesinin yani ruhsal bütünlüğünün farklı parçalarını temsil eder. Bu öyküde de Medusa, bilinçdışındaki yaralı, ötelenmiş, taşlaşmış ve taşlaştıran negatif dişil unsurdur. Daha açık bir ifadeyle Athena’nın gölgesidir. Athena’nın Medusa’nın başını kalkanına yerleştirmesi de bunu gösterir. Athena, içindeki yaralı, kolay incinen, eril şiddetine kurban giden yanını yani Medusa’yı reddetmiş ve canavarlaştırıp bilinçdışının karanlık mağaralarına göndermiştir. Ancak Medusa dönüşüm geçirdikten sonra Athena’ya geri dönmüştür.
Perseus aynaya bakıyor, biz hangi ekrana bakıyoruz? Campbell’ın eşik – iniş ve dönüş şemasında kahraman kim? Perseus mu, Medusa mı yoksa bakan gözün kendisi mi?
Perseus ile Medusa’nın öyküsü, Joseph Campbell’ın “Kahramanın Yolculuğu” şemasına tam oturan bir öykü. Aslında Perseus da Medusa da birer kahraman. Bakan göz ise bir değişim sembolü. Öyküyü Perseus’un açısından da Medusa’nın açısından da okumak mümkün.
Perseus açısından baktığımızda Medusa’nın Perseus’un içindeki yaralı ve negatif bir dişil unsura tekabül ettiğini görürüz. Perseus, direkt gözüne bakmadan, kalkanı ayna gibi kullanarak kılıçla Medusa’nın başını keser ve “kibisis” denen bir bohçaya koyar. Şimdi bu kısımdaki sembolleri biraz açmak isterim: Medusa, Perseus’un animalarından yani ruhsal bütünlüğündeki dişil unsurlardan biri. Bu noktada Analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung’un herkesin kendi içinde karşıt cinsini barındırdığına yönelik ifadelerini hatırlatmak gerekir.

Jung, kadının içindeki erkeğe “animus”, erkeğin içindeki kadına ise “anima” der. Medusa, Perseus’un içindeki negatif ve taşlaştıran bir anima. Yine Jung’a göre, anima ve animus insanın bilinçdışında yer alır. Olumlu anima/animus olduğu gibi, olumsuz ve dönüşmesi gereken anima/animus da vardır. Bilinçdışındaki negatif travmatik unsurlarla hazırlıksız karşılaşmak ise kişinin üzerinde yıkıcı sonuçlar doğurabilir. İşte bu noktada Perseus’un Medusa’ya kalkanı ayna gibi kullanarak bakmasının anlamına ulaşırız. Daha önce pek çok kişinin Medusa’nın gözüne direkt baktığı için taş olduğunu anımsayın. Perseus burada kalkan yoluyla bilinçdışındaki yaralı ve taşlaşmış dişile korunmalı bir şekilde yaklaşır. Kılıç ise fallik bir sembol olarak Perseus’un anne baskısından kurtulup eril gücüne kavuştuğunun göstergesidir. Yani öyküyü Perseus açısından yorumladığımızda Medusa’nın Perseus’un bilinçdışındaki “taşlaştıran anne”ye denk geldiğini söylemek mümkün. Kesik başın konduğu “kibisis” ise Medusa’nın koruyucu olarak yeniden doğuşunu sağlayan sembolik bir rahim. Perseus’un Medusa’nın kesik başını kullanarak prensesi canavardan kurtarması, ardından da prensesle evlenmesi de negatif animası Medusa’yı dönüştürdükten sonra sağlıklı animası ile birleştiğinin göstergesi.
Tabii ki öyküyü Medusa açısından da okuyabiliriz. İnsanlardan uzakta yaşaması, Medusa’nın kendini bilinçdışına hapsettiğini gösteriyor. Oradan çıkış ise Perseus vasıtasıyla oluyor. Medusa’nın asıl kahraman olduğu bakış açısında Perseus, Medusa’nın sağlıklı animusunu temsil ediyor. Yani tecavüz eden, saldırgan ve yıkıcı animus Poseidon’un yol açtığı yıkımı, sağlıklı animus Perseus ortadan kaldırıyor.
Medusa’nın taş kesen bakışı, antik dünyada iktidarın ve korkunun simgesiydi. Bugünse ekranlara ve kameralara yansıyan bambaşka bir bakışla yaşıyoruz. Siz bu iki dönemin arasında nasıl bir paralellik görüyorsunuz?
Perseus efsanesinin modern yorumlarından biri olan 2010 yapımı ‘Percy Jackson & Olimposlular: Şimşek Hırsızı’ filminde Percy, akıllı telefonun kamerasını ayna gibi kullanarak Medusa’nın başını keser. Taşlaştıran bakıştan korunma yolu aynı kalmış, ama kullanılan nesne değişmiştir.
Yerebatan Sarnıcı’ndaki Medusa başları ve bahsettiğiniz Roma imparator büstü Medusa’nın koruyucu tılsım olarak kullanımına örnek teşkil ediyor. Dönüşmüş, canavar olarak ölüp, koruyucu olarak yeniden doğmuş Medusa’yı görüyoruz bunlarda. Hazır yeri gelmişken şunu da söyleyeyim: Medusa antik dönemde, özellikle de Roma çağında, tapınakların, kamu binalarının, lahitlerin üzerinde koruyucu niteliğiyle sıklıkla kullanılmıştır. Yerebatan Sarnıcındaki ve Roma imparator büstlerindeki Medusa başlarını bu kapsamda düşünmek lazım.
İstanbul da, antik dönemde Medusa figürünü koruyucu tılsım olarak kullanan kentlerin başında gelir. Sadece Yerebatan Sarnıcındaki Medusa’lar değil, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin bahçesindeki Medusa da bu bakımdan önemlidir.
Medusa’nın hikâyesi çoğu kez kurbanla cezalandırılan bir kadının hikâyesi olarak anlatılır. Siz bu öyküde hem travmayı hem dönüşümü nasıl birlikte okuyorsunuz?
Medusa ile Perseus’un öyküsü, sadece insanın içsel süreçlerini değil, siyasi ve toplumsal yapıyı da yansıtır. Antik Hellenlerin erkek egemen toplum yapısı, kadim ana tanrıça kültlerinin itibar kaybına uğramasına da yol açtı. Yılanın zamanın döngüselliği, ölüm-yaşam bilgeliği ve ölümsüzlük sembolü olarak tanrıçalarla da ilişkili olduğunu düşündüğümüzde, Medusa’nın Hellen öncesi kadim tanrıça kültlerinden biriyle ilişkisi bulunduğu da pekâlâ önerilebilir. Antik yazar Hesiodos’un ‘Theogonia’sına göre de Medusa bir tanrı kızıdır. Babası, eski kuşak deniz tanrısı Phorkys, annesi ise yine denizle ilgili bir tanrıça olan Keto’dur. Medusa’nın kendisi gibi yılan saçlı olan kız kardeşleri ile birlikte üç Gorgon olması da üçlü Ay tanrıçası kültüne işaret eder.
Medusa’nın şiddetli bir eril güç olan Poseidon’un tecavüzüne uğraması ve tanrıça olmakla birlikte kadınlardan ziyade erkekler dünyasına yakın ve tam bir Hellen olan Athena tarafından canavarlaştırılması, eski bir tanrıça inancının itibar kaybetmesine de işaret ediyor.
Mesele, kurban özne ikiliği değil aslında. İnsanın ve toplumun yolculuğu. Görüldüğü gibi insanlığın en kadim anlatıları olan mitler, insanlık deneyimlerini yansıtır ve hem psikolojik hem de sosyolojik okumalara açıktır. Kurban da kahraman da insana dairdir ve herkesin içinde kurban arketipi de kahraman arketipi de vardır.
Kutsal evlilik antik dünyada çok önemliydi. Tanrı ile tanrıçanın birleşmesiyle kaosun bitip düzenin kurulduğuna, dünyaya bolluk bereket geldiğine inanılırdı. Her yıl bahar aylarında tanrıçayı simgeleyen bir rahibe ile tanrıyı simgeleyen bir kral ya da rahip birlikte olur ve böylece Kutsal Evlilik gerçekleşirdi.
Medusa ile Poseidon’un arasında geçenler ise Kutsal Evlilik değil. Burada şiddetli bir eril gücün bir kadına saldırması ve varlığını istila etmesi var. Jungiyen açıdan okuduğumuzda negatif animusun istilasıyla, toplumsal açıdan baktığımızda ise erkek egemen yapının eski bir tanrıça inancını cinsel saldırı ve ötekileştirme yoluyla aşağılamasıyla karşı karşıya kalıyoruz. Bununla birlikte Poseidon’un saldırısı Medusa’yı iki önemli mitolojik varlığa, kanatlı at Pegasus ile altın bir kılıçla doğan Khrysaor’a gebe bırakıyor.
Kitabın bazı bölümlerinde neredeyse sahneye taşınabilecek bir anlatı ritmi hissediliyor. Bu dili nasıl kurdunuz, bilinçli bir tercihti diyebilir miyiz?
Kitabı yazarken akıcı ve kolay okunan bir dil kullanmaya özen gösterdim. Zaman zaman öyküleme de yaptım. Bu, bilinçli olarak tercih ettiğim bir yöntem. Akademik bir dille yazılsa pek çok kişiye anlaşılması zor gelecek bilgileri akıcı, yer yer edebi bir üslupla anlatmayı seviyorum. Aynı zamanda romancı oluşum da bana bu yolda kolaylık sağlıyor. Ancak ‘Medusa’ aynı zamanda dipnotlarıyla, kaynakçasıyla, atıflarıyla bilimsel de bir kitap.
Arkeolog kimliğinizin, Medusa’yı anlatırken bu ritim ve dil üzerindeki etkisi nasıl oldu?
Arkeolog olmanın tabii ki büyük katkısı var. Eski uygarlıkları, antik tarihi ve mitolojiyi bilmek bu konularda yazan bir kişi olarak bana büyük avantaj sağlıyor. Ancak mitolojiyi bu kadar derinlemesine irdeleyebilmemin asıl nedeni Carl Gustav Jung’u okumam ve çok sevmemdir. İnsan ruhunun katmanları kendini en iyi mitolojide gösterir. Jung’un da dediği gibi mitoloji, insanlığın ortak deneyim havuzu diyebileceğimiz kolektif bilinçdışının bir ürünüdür ve direkt olarak insanın içsel süreçlerini ve deneyimlerini anlatır. Jung’u bilmenin, mitoloji okumalarımda bana büyük katkısı oldu.
Medusa gerçek biri olsa ve bugün aramızda dolaşıyor olsaydı bize ne söylerdi?
Beni mahvettiniz, taşa döndürdünüz, ama yok edemediniz. Yaralarımı saracak ve bambaşka biri olarak yeniden doğacağım. Bu benim yolculuğum. Daha önce defalarca bana biçilen canavarlık elbisesini üstümden atıp yeniden doğdum. Göreceksiniz, yine yapacağım.
Kapak Fotoğrafı: The Metropolitan Museum of Art
İlginizi çekebilir: Enes Kudu’dan Uluslararası Mitoloji Film Festivali Üzerine

Sümeyra Gümrah 















Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!