Rus piyanist Ilya Maximov, sahnedeki zarafeti ve derin müzikal yorumu ile çağdaş klasik müziğin en dikkat çekici isimlerinden biri. Dünyanın önde gelen orkestralarıyla verdiği konserler, uluslararası yarışmalardaki başarıları ve kendine özgü romantik üslubuyla tanınan sanatçı, bu kez Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ile dünya prömiyeri gerçekleşecek sezon açılış konseri için İstanbul’da. Kendisiyle müzikle kurduğu bağdan, genç müzisyenlere vereceği tavsiyelere, İstanbul’un klasik müzik sahnesine dair düşüncelerine uzanan samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

Ilya Maximov | Fotoğraf: Ilya Maximov

Öncelikle röportaj davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkürler. En başa dönelim, müzikle olan ilginiz nasıl başladı?
Rusya’daki her kültürlü aile gibi, bizim evimizde de bir piyano vardı. Çocukluğumdan itibaren onun başında saatler geçirir, tuşlarına dokunarak sesleri keşfederdim. Piyano benim için bir oyuncaktan çok daha fazlasıydı; neredeyse hatırladığım ilk günden beri çalıyorum. Ailem bu tutkumun farkına varınca beni Rusya’daki yetenekli çocuklara yönelik en iyi müzik okullarından birine kaydettirdi. O günden bu yana bir an bile şüphe etmedim — müzik benim hayat yolumdu.

Müzik eğitimi genellikle çok küçük yaşta başlıyor ve ömür boyu süren bir tutkuya dönüşüyor. Bugün sayısız ödül sahibi bir müzisyen olarak, gençliğinizdeki halinize ne söylemek isterdiniz?
Hayat başarılarla ve başarısızlıklarla örülü bir yol; ikisi de kim olduğumuzu şekillendiriyor ve ben hiçbirini değiştirmek istemezdim. Ama gençliğime bir tavsiye verecek olsam, şunu söylerdim: Aileniz ve en yakın dostlarınız dışında kimsenin sizin hakkınızdaki düşüncelerini umursamayın. Kendinize sadık kalın.

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO) | Fotoğraf: Borusan Sanat

9 Ekim’de Lütfi Kırdar’da gerçekleşecek olan Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ile sezon açılış konserinde sahne alacaksınız. İstanbul’da sahneye çıkmak ve BİFO ile buluşmak sizin için ne ifade ediyor? Seyirciyi nasıl bir akşam bekliyor?
Hem büyük bir heyecan hem de onur duyuyorum. Şef Carlo Tenan gibi olağanüstü bir müzisyenin yönettiği, BİFO gibi değerli bir orkestrayla çalışmak benim için büyük bir mutluluk. Nazik daveti için kendisine minnettarım. Özenle seçilmiş programın dinleyicileri derinden etkileyeceğine inanıyorum. Gerçekten unutulmaz bir gece olacak!

Müzikal açıdan baktığınızda İstanbul’u nasıl görüyorsunuz? Sizce şehir, klasik müzik dünyasında nasıl bir rol üstlenebilir?
İstanbul, klasik müziğin yalnızca icrasında değil; üretim, yenilik ve kültürel diyalog alanlarında da küresel bir merkez olabilecek tüm özelliklere sahip. Bugün bir sezonda Mahler, Beethoven’ın 9. Senfonisi ve Şostakoviç’i dinleyebiliyorsunuz! Şehrin yüzyıllara yayılan tarihi; sarayları, opera binaları, tarihi kiliseleri, camileri ve üniversiteleriyle, klasik müziği besleyebilecek güçlü bir altyapı oluşturmuş durumda. Pek çok genç Türk müzisyenle çalışma ve onlara ders verme şansım oldu — Türkiye’nin inanılmaz yetenekli sanatçılarla dolu olduğuna hiç şüphem yok. İstanbul, bu yetenekleri yurtdışına göndermek yerine kendine çekebilecek bir merkez haline gelebilir. Önemli olan, Viyana, Berlin ya da Londra gibi olmak değil; İstanbul’a özgü bir müzikal kimlik yaratmak.

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO) | Fotoğraf: Borusan Sanat

Tüm zamanların en büyük müzik dehası sizce kim?
Kesinlikle Rahmaninov. Müziği kalbime doğrudan dokunuyor; bazen kendimi onun eserlerinde bir ayna gibi görürüm.

Hangi film müziği sizi her dinlediğinizde ilk kez duyuyormuş gibi etkiler?
Forrest Gump filminin açılış müziği! Hatta bir keresinde bis olarak çalmıştım — beni her defasında aynı şekilde duygulandırır.

Türk müziği ve müzisyenlerinin küresel alanda tanınırlığı hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu etkileşimi artırmak için neler yapılabilir?
Türkiye zaten Fazıl Say gibi birçok olağanüstü sanatçıya sahip. Uluslararası iş birlikleri ve turneler, Türk klasik müziğinin dünyadaki görünürlüğünü artırmak için büyük önem taşıyor.

Son olarak, çalma listenizde insanları şaşırtacak bir şarkı var mı?
Rock klasiklerini, Michael Jackson’ı ya da belki Moby’yi söyleyebilirim!

Kapak Fotoğrafı: Borusan Sanat