2010 tarihli Güney Koreli yönetmen Lee Chang-dong tarafından kaleme alınan Poetry filmi, Cannes Film Festivali’nde En iyi Senaryo ve Ekümenik Jüri Ödülü’nü kazanmıştı. İlk başrol filmi olan Yoon Jeong – Hee, Grand Bell Ödülleri’nde, En İyi Film ve En İyi Kadın Oyuncu, Blue Dragon Film Ödüllerinde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandı. Los Angeles Film Eleştirmenleri Derneği Ödülü, En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’ne layık görüldü. Film, Asya Pasifik Ekran Ödülü olarak yönetmenlik başarısı ve en iyi kadın oyuncu performansı ödülünü de kazandı. Bunu bana göre fazlasıyla da hak etti. Gelin, döneminin ödüllü filmine bugünden bakalım; görmek ve yaşatmak arasında hâlâ değişmeyen kavramları konuşalım. 

Editör Notu: Yazının devamı spoiler içermektedir.

Poetry | Fotoğraf: Rotten Tomatoes

Filmin başlangıcı, nehirde sürüklenen bir cesetle başlıyor. Pastoral bir hava içerisinde bir anda gözüken bu ceset, filmin başlangıcından sonuna kadar hafızalara kazınıyor. Filmin açılışı ardından, her gün özenli ve bakımlı bir şekilde evden çıkan altmış altı yaşındaki Mija ile tanışıyoruz. Kolundaki ağrı şikayeti ve kelimeleri sürekli unuttuğunu fark edip doktora gidiyor. Doktorun teşhisi üzerine Mija, Alzheimer hastalığına yakalandığını öğreniyor. Mija; yaşlı ve hasta bir adama bakıcılık yaparak zar zor geçinmekte ve torunuyla yaşadığı bir durumda. Bu sırada kasabayı altüst eden trajik bir olay gerçekleşiyor çünkü liseli bir genç kız kendini nehre atarak intihar ediyor.

Poetry | Fotoğraf: IO Donna

Genç kızın günlüğünü bulduklarında, okulda aylarca bir grup erkek tarafından tecavüze uğradığını öğreniyorlar. Bu erkeklerden biri de Mija’nın torunu. Bu noktadan sonra Mija’nın bu olaylarla nasıl başa çıktığının çabasını ve hayattaki tutkusu olan şiiri öğrenme serüvenini izlemeye başlıyoruz. Otobüs durağında gördüğü, bir ay sürecek olan şiir yazma kursuna katılıyor. Kursta hocası; “Hayattaki en önemli şey görmektir. Her şeyi olduğu gibi, gerçek bir bakışla görmek” der ve elindeki elmayı göstererek anlatmaya devam eder: “Daha önce kaç defa elma gördünüz?” diye sorar öğrencilerine. “Daha önce bir elmayı gerçekten görmediniz” der ve ekler; “Elmayı görmek, onun özünü bilmek, onunla ilgilenmek, iletişim kurmak ve onu anlamak demektir.” Bunun üzerine Mija hocanın söylediklerinden çok etkileniyor ve şiire tutkuyla sarılmaya başlıyor. Eline küçük bir not defteri alır. Bazen bir elmaya bazen ise bir çiçeğe uzun uzun bakarak notlar alacağı, hissedip görmeye çalıştığı derin bir sürecin içerisine giriyor. Bu bana şunu sorgulattı: Yaşantımızda kaç kişiyiz bunu yapabilen? Gerçekten görüyor muyuz yoksa sadece bakıyor muyuz? Bir şeye özen gösterdiğimizde, onu sevdiğimizde, elimize aldığımızda onu gerçekten hissediyor muyuz? Evrende temas kurduğumuz her maddeden enerji açığa çıkar. Ne demişti Küçük Prens: “Ölene kadar sorumlusun gönül bağı kurduğun her şeyden.”

Poetry | Fotoğraf: The New York Times

Mija şiir yazabilmek için, her baktığı şeyde, evden sokağa adımını attığı anda çevresinde olan her durumdan ilham gelmesini beklemeye başlıyor. Şiir yazabilmek ancak tüm bu acı verici olaylardan sonra gerçekleşiyor. Bu acıyı yaşayan kızın ailesini ziyarete gidiyor. Onlarla konuşmak istiyor. Fakat o sırada her şeyi unutuyor. Onun yerine toprakta gördüğü kayısıların olgunlaşmasını anlatıyor. Yaşanan tüm bu olayları unutması ve aklına geldiği an hissettiği mahcubiyetin verdiği o derin acı, izlerken insanın içine işliyor. Bu hayatın sana bakmadığın yerden geliyorum demesi gibi. Filmin son sahnesinde öyle bir his vardı ki Mija sanki bütün hayatını bu kısacık şiiri yazmak için yaşamış. Şiir, filmin sonunda kurstaki öğretmen tarafından okunmaya başlanıyor ve nehirde cansız bedeni bulunan Agnes tarafından devam ediyor. İki acılı kadının birbirinden bağımsız kurduğu ruh bağı, ikisinin hayatlarını tamamlıyor gibiydi. Poetry’nin hayat ve şiirle kurduğu bağın ne kadar güçlü olduğunu, Mija’nın içindekileri kaleme dökmek için ilham gelmesini bekleyip bir türlü şiiri yazamazken filmin sonunda yaşadığı tüm hisleri Agnes için yazdığı şiirde bulabiliriz. 

Filmin sonu; en etkileyici kısımlardan biriydi. Filmin başlangıcının dalgalı akan bir nehirle başlayıp sonunda yine akışta olan bir nehirle bitmesiydi. Sadece o şiiri dinlemek için bile izleyin derim. Kim bilir belki zaman da; şiir ve hayatın döngüsü gibidir…

Kapak Fotoğrafı: IMDb

İlginizi çekebilir: Dilay Muran’dan Memories of Murder