Resa Saffa Park ile: Kendi Sesine Sadık Kalmak
“Gerçek şu ki birden fazla şey yapabilir, buna rağmen sanatçı olarak kim olduğuma dair çok net bir his taşıyabilirim. Bunu görebilmek için çalışmalarımı daha yakından tanımak gerekiyor.”

Onu “Beni Vur” cover’ından, bağımsız albüm çalışmalarından ve “Ragnarok”taki Saxa rolünden tanıyoruz. 10 Ekim’de Maximum Uniq Açıkhava’da Türkiye’deki dinleyicisi ile buluşmaya hazırlanan Resa Saffa Park ile müzikle kurduğu bağ, İstanbul konseriyle ilgili heyecanı, 6 Kasım’da piyasaya sürülecek “Kendra” albümü, müzisyenlik ve oyunculuk arasında oluşan sanatçı kimliği üzerine sohbet ediyoruz.
Bugün Resa Saffa Park adıyla kurduğun müzikal dünyanın izini çocukluğuna kadar sürdüğünde, seni müziğe yakınlaştıran bir hikâye var mı?
Dubai’de doğup yedi yaşımdayken Norveç’e taşınmış olmam ve farklı yerler arasında hareket etmem, bana birden fazla yere “ev” diyebilme fırsatı verdi. Aynı zamanda, bu evlerin içinde belli ölçüde yabancı olma hissini de yaşattı. Bu deneyimin, farklı olduğumu hissetme konusunda beni daha hassas hâle getirdiğini düşünüyorum. Öte yandan belirli bir kültüre bütünüyle bağlı olmadığım için kim olmak istediğimi keşfetmeye daha fazla alanım vardı; bu da bana farklı olmanın süper gücünü ve ayrıcalığını sundu. İnsanlara ve yerlere duyduğum özlemin müziğimin ve sanatımın köklerinde derin bir yeri olduğuna inanıyorum. Dubai’yi yoğun biçimde özlediğimi ve kaybın bir kalbe neler yapabileceği üzerine düşündüğümü hatırlıyorum.
10 Ekim’de Maximum Uniq Açıkhava’da Türkiye’deki sevenlerin ile buluşuyorsun. Konserlere, festivallere nasıl hazırlanıyorsun? 10 Ekim akşamı bizi nasıl bir sahne bekliyor?
Bunu büyük bir heyecanla bekliyorum. Tam kadro bir grupla gelmeyeceğiz; piyano, vokal ve çellodan oluşan bir üçlü olarak sahnede olacağız. Bunun gecenin ruhuna çok iyi uyacağını düşünüyorum. Kimi zaman daha yalın düzenlemeleri daha çok seviyorum. Çünkü seyirciye yaklaşma fırsatı veriyor ve şarkının gerçek özü bütün çıplaklığıyla ortaya çıkıyor. 6 Kasım’da albümüm yayımlanmadan önce yeni şarkılarla güzel bir ilk buluşma olacağını düşünüyorum. Türkiye’deki konserlere hazırlanmak benim için daha az stresli bir süreç. Çünkü Türk seyircisi tarafından gerçekten anlaşıldığımı ve takdir edildiğimi hissediyorum. Bu sayede daha rahat olabiliyor ve kendim gibi davranabiliyorum.
“Beni Vur” yorumun Türkiye’de güçlü bir karşılık buldu. Türkçe bir şarkı cover’lamak nasıldı? Bu parçayla nasıl bir bağın var?
Deniz Tekin’in bu şarkıya yaptığı yoruma âşık oldum. Parça gece gündüz, her gün zihnimde çalıp durdu; öyle ki Türkçe bilmediğim hâlde bir anda sözlerini biliyor olduğumu fark ettim. Melodi, dili çok güzel taşıyor. Yabancı kelimeleri güzel bir melodinin içine sarıldıklarında söylemek daha kolay oluyor. Tınılarda çok büyük bir özlem ve acı vardı; bunu doğrudan kalbimde hissedebiliyordum.
Şarkıyı Google’da araştırmaya başladığımda parçanın derinliğini ve geçmişini öğrendim. Sevgililer Günü akşamı bekâr olduğumu hatırlıyorum; evde oturmuş şarkıyı çalıp söylemeyi denedim ve Instagram’da paylaştım. İnsanlar çok sevdi ve onu canlı çalmamızı istedi; biz de çaldık. Bütün seyircinin böylesine güçlü ve yürek burkan bir şarkıyı hep birlikte söylemesi harika bir deneyimdi. Sonrasında Spotify’da da bir cover yayımlayarak işi fazla abartmak istemedim fakat insanlar istemeye devam edince yayımladım. İyi ki de yapmışım.
“Ragnarok”taki Saxa rolü seni dünya çapında geniş bir izleyiciyle buluşturdu. İnsanların seni önce Saxa olarak tanıyıp ardından Resa Saffa Park’ın müziğini keşfetmesi, kendini bir sanatçı olarak anlatma biçimini nasıl etkiledi?
Dürüst olmak gerekirse bununla biraz zorlanıyorum. Çünkü hâlâ çok sık “Saxa” olarak anılıyorum ve benim için üzerinden epey zaman geçmiş bir iş olduğu için bu durum kimi zaman beni çıldırtabiliyor. Yine de dizinin dünyanın dört bir yanındaki insanların müziğimi tanımasına aracılık eden bir platform olmasına değer veriyorum. Sanatçı olarak oldukça belirgin, kendime özgü bir tarzım var ve bu tarz, örneğin “Ragnarok”un üslubuyla pek örtüşmüyor. Benim için sanatçı olmak, özünde kendine sadık kalmakla çok daha fazla ilgiliyken oyunculuk, kendini başka biri olarak sunmak ve farklı rollere bürünmekle ilgili.
Oyuncu olmamın, müziğimin daha “iyi” gitmemesinin nedeni olduğunu söyleyenler oldu. Onlara göre insanlar beni sanatçı olarak tek ve net bir kimlikle görmüyor; birden fazla şeyle ilişkilendiriyor ve bu da pazarlamayı zorlaştırıyor. Açıkçası bu kalbimi kırıyor ve geceleri bunun yüzünden yoğun kaygı yaşadığım oluyor. Fakat pişmanlık duymak ya da her şeyin farklı olmasını dilemek zaman kaybı. Gerçek şu ki birden fazla şey yapabilir, buna rağmen sanatçı olarak kim olduğuma dair çok net bir his taşıyabilirim. Bunu görebilmek için çalışmalarımı daha yakından tanımak gerekiyor.
En önemlisi de oyunculuk kariyerime çok değer veriyorum. İki ayrı alandaki hayalimi gerçekleştirecek kadar şanslıydım. Bunun beraberinde olumsuz şeyler de getirmesi gerekiyorsa bile yine de hiçbir şeyi değiştirmezdim. Ayrıca herhangi bir plak şirketine bağlı olmadığım için oyunculuk, albümlerimin büyük bölümünün masraflarını karşılamamı sağladı.

Billie Holiday, Chet Baker ve Nirvana, müzikal referansların arasında yer alıyor. Senin kulağında bu üç dünya, senin evreninle nasıl bir araya geliyor?
Üçünde de bir kırılganlık ve melankoli duyuyorum. Sanırım bende karşılık bulan ve beni onlara çeken şey de bu. O dili anlıyorum ve kendi müziğimde ben de o dili konuşuyorum.
“Kendra” albümü 6 Kasım’da dinleyicisiyle buluşacak. Yaratım süreci nasıl geçti? Dinleyicilere nasıl bir hikâye anlatmayı hedefliyorsun?
İnsanların hem kendileri hem de çevrelerindeki insanlar hakkında iyi hissetmelerini istiyorum. Hem onların hem de kendimin şükranı, kendimizi affetmeyi ve başkalarını affetmeyi hatırlamasını; dünyaya şefkatli bir bakışla yaklaşmasını diliyorum. Müziğimin özünde bir duygu varsa sanırım tam da bu: Kendimi, insanları ve çevremdeki dünyayı anlamak ve bir şekilde iyiliğe, teselliye ve birlik duygusuna katkıda bulunabilmeyi ummak.
Şimdiye kadar albümden dört şarkı yayımlandı. Bu parçalar albümün tamamı ile ilgili hangi ipuçlarını veriyor bize?
Şimdiye kadar yayımladığım bütün yeni single’ları “Sentimental summer?” adlı bir seçkide bir araya getirdim; çünkü müziğim gerçekten tam da böyle. Müziğim yüksek enerjili bir coşku sunmuyor fakat yumuşak ve hüzünlü müzikleri seven insanların, ironik biçimde, bu tarzda büyük bir mutluluk ve teselli bulduğunu düşünüyorum. Çünkü mavinin tonları içinde kendimizi daha az yalnız hissetmemizi sağlıyor. Albüm de aşağı yukarı böyle.
Türkiye’deki dinleyicilerine İstanbul konseri öncesi bir mesajın var mı?
(Türkçe konuşuyor) Dört gözle bekliyorum! (gülüyor)
Kapak Fotoğrafı: Resa Saffa Park’ın İzniyle
İlginizi çekebilir: Enes Kudu’dan Biggi Veira ile: GusGus’un Müzikal Yolculuğu Üzerine

Öykü Gönül







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!